Mustafa İslâmoğlu'nu tekfir etmek ise yanlış bir davranıştır. Bir kere kendisi Allah'ın ilmini hiçbir yerde inkar etmemekte, sadece Emevî ekolüyle yerleşen sapkın kader anlayışının imanî bir mesele olmadığını dile getirmektedir. Kendisinin bu hususta tafsilatlı bir kitabı vardır: "Hasan-ı Basrî'nin Kader Risalesi ve Şerhi" Şayet tenezzül edip bu kitabı baştan sona okursak, Hasan-ı Basri gibi pek çok zühd ve vera sahibi insanın da Emevîlerin çarpık anlayışı yüzünden kaderin imân esası olmadığını söylemişlerdir. Nesefî'yi de mi tekfir edeceğiz? Hasan-ı Basrî'yi de mi tekfir edeceğiz?
Mu'tezile denilen mezhep "Kur'an mahlûktur." der. Bu söz ulemâ tarafından küfürden sayılsa da, söyleyen tekfir edilmez. Mü'min olduğunu iddia eden kişinin her sözü te'vil edilmelidir. Pek çok ulemâya göre Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'e sövmek de küfürdür. Şia bunu yaptığı hâlde, onlara kâfir demeyiz. Ehl-i sünnet vel cemaat'in temel kaidesi budur. Kişi kendini Müslüman addettiği sürece tekfir edilmez, tevil edilir. Ancak bazı meseleler vardır ki tevil götürmez.
Kader meselesi tevil götüren cinstendir. Zira Mustafa İslamoğlu bu konuda görüldüğü gibi yalnız da değildir. Ehl-i Sünnet içerisinde tefsirinden en büyük ölçüde faydalandığımız İmam Nesefi Hazretleri de kaderi imanın şartlarından saymamaktadır. İslâmoğlu'nun lafızları tevil edilmelidir. Gerçi tevil edilmese de söylediği pek bir şey yoktur.
İslâmoğlu "kader" derken, "Allah her şeyi bilir ve takdir eder. Takdir ettiği şeyler gün gelince gerçekleşir." tanımlı sözcükten bahsetmiyor. O kaderden bahsederken "Emevilerin uydurduğu, zorla millete dayattığı yılgın inanç"tan bahsediyor. Böyle kadere inkar her Müslüman'ın boynuna borçtur hatta.
"Biz sizin kaderiniziz, bize karşı gelmek Allah'a karşı gelmektir." diye caka satan Emevi halifelerinin bu çarpık kader anlayışı İslâm dünyasında geri dönülmez yaralara sebep olmuştur. Resûlullah'ın pür ü pâk dili ise kaderi öylesine saf ve öylesine düzgün ifade etmiştir ki Emevi hezeyanlarına gerek kalmamaktadır.
Vesselam.