Çok şey eksildi, eksiliyor. Azaldı hayat, yaşamaya yetmeyecek kadar küçük kaldı sanki. Yapmayı çok sevdiğim o kadar çok şey var ki, yapamıyorum artık. Çünkü o eski dünya değil dünya! Kalabalık, sıkışık, karmaşık... İçindekileri koyacak bir yer bulamıyorsun adeta. Küçük şeylerden bahsediyorum aslında, küçük ve sıradan ve tadına doyulmaz şeylerden... Kırlangıçlardan bahsetmiştim daha geçen... Cırcır böceklerinin sesleri var bir de mesela.... Dünyanın sesini bir kısan çıksa da sessizliğin içinde çınlasa uzun uzun sesleri... Asmadan bir çardak bulsak altına otursak, mavi çinko demlikte demlenedursa çay, asmanın budağına asılmış radyoda Neşet Ertaş''tan bir uzun hava... O kadar uzun bir hava ki, hangi asırda başlamış söylemeye ve kim bilir hangi asırda usanıp bırakacak... Öyle uzun bir hikaye ki bu, sanki bütün alem bozkıra kesiyor, bütün sesler bozlağa... Dil söylüyorsa elbet bir susturan bulunur. Ama ya gönül söylüyorsa, onu kim susturacak.''
g.özcan