Ayrılığın pençesinde, yerlerde sürünürken, dalından koparılmış bir gül ellerinde, sana eşlik ediyor. Yüreğine teselli verir gibi. Süründükçe kanıyor gül, eziliyor dalları. Can çekişiyor, naîf ve zarif olan yaprakları. Ona eziyet etmek istemese de, canını incitiyor parmakların. O sana gönül vermiş, avuçların arasında vakur bir endam ile seninle beraber. Belki ayrılığın acısını soluyor. Belki de kavuşmanın heyecanını ve sevigiliye uzatılmayı bekliyor. Bihaber kalmış gül. Anlaşılmazlık duvarları örülmüş her bir yana. Gül değil mi yüreğin habercisi?. Gül değil mi aşkların dilcisi?.
“Gül” demişken, bülbül geldi aklıma. Gül için nağmeler dizeleyen Bülbül!. Gül’e gülbesteler dizen Bülbül. Seherin ışıkları ile sabaha merhaba diyen, gül için sesini süsleyen Bülbül. Ve sonu hüsran ile biten aşklar sonrası. Tenha ve derkenar köşelere atılan GÜL.
Gül, uzatsın ellerin. Güldeste kokusuna bezensin yüreğin. Yalnızlığa davetiye versin yürek kapın. Anahtarı GÜL.
Farklı bir günün, farksız günlere yol alışını izliyorum.
Güneş, mehtabı sensizliğe boyamaya başlamışken, yalnızlığın karanlığı içime demir atmışken:
İstekli misin hüsrana?
KAYBEDECEĞİNİ BİLE BİLE yüklenir misin bütün cesaretini omzuna?
“OLMAZ” kelimesini yazacak kalemin mürekkebi baştan ayrılıkken, acı künyeyi vurabilir misin boynuna?
Gül çalmasın kapımı. Yalnızlığa ortak olmak, yok etmez mi yalnızlığı?
Var ol git, yok ol gel.
Yalnızlık, GÜL uzatmaya TEK engel.
Umut vermesin yalnızlığım,
Yüreğinden at beni.
Kilitlidir açılmaz kapılarım,
Cümlelere nokta diye sat beni.
alıntı..
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...
