Uzun emelden kurtulmanın çaresi, kalbten uzun emelin sebeblerini söküp atmaktır. Bunlarda dünya sevgisi ve ölümü uzak görmektir. Dünyanın ne olduğunu bilen kimse, ona aldanmaz. Dünya fanidir ve onun lezzeti ve rahatlığı ölümle sona erer. İnsanın esas uzun emel sahibi olması, ölümden gafil olmasından dolayıdır. Halbuki ölüm, insandan hiç de uzak değildir. Ölüm; genç, ihtiyar, çocuk dinlemez onun belirli bir vakti yoktur. Onun için gençliğe güvenmemek lazımdır. Çünkü bir ihtiyar ölene kadar, birçok çocuk ve genç ölür.
Ölümü unutmamak, uzun emel için çok tesirli bir ilaçtır. İnsan, başkalarının öldüğünü gördüğü zaman: “Şimdi bu kişi öldü. Ben de her an ölebilirim.” diye düşünmelidir. Hatta kendini o ölen insanın yerine koymalıdır. Böyle düşünen insan da kendisini ölüme hazırlar. Ölüme hazırlık yapan bir kimse de, Allah-u Zülcelal’in emir ve nehiylerinin dışına çıkmamaya gayret gösterir ve dünya sevgisi de kalbinden kaybolur.
Cehennem ehlinin çoğunun, uzun emel sahibleri olduğunu bilen bir kimse de, kalbinden uzun emel sevgisini atar ve elindeki fırsatları değerlendirmeye gayret eder. Bir kimse uzun emeli terkederse, Allah-u Zülcelal şu dört şeyle ona ikramda bulunur;
1- Taat ve ibadet yapma kuvvetini nasip eder.
Bir kimse, ölümü hatırlar ve bir gün öleceğini unutmazsa, karşısına gelen meşakkatlere sabreder taat ve ibadete sarılır. Çünkü insan Allah-u Zülcelal’in rızasına ulaşa-bilmek için Allah-u Zülcelal’in emir ve nehiylerine uymaya mecburdur. Eğer o emir ve nehiylere uyarsa, ibadete sarılır, günahlardan muhafaza olmaya gayret eder. O zaman Allah-u Zülcelal’de ona taat ve ibadet yapma kuvveti verir.
2- Dertlerini, hasret ve kederini azaltır.
3- Kanaatkar olmayı nasip eder.
4- Kalbini nurlandırır, kalb ise ancak:
a- Midenin açlığı,
b- İyi arkadaş,
c- Geçmiş günahları unutmamak ve
d- Uzun emeli terketmek suretiyle nurlanır.
Bütün bunların yanında Allah-u Zülcelal’in emir ve nehiyleri üzerinde uzun emelli olmak, çok güzel bir vasıftır. Örneğin; bir kimse sabaha çıktığı zaman: “Eğer Allah-u Zülcelal bana ömür verirse, inşaallah şu ibadeti yapacağım.” Akşama ulaştığı zamanda: “Eğer Allah-u Zülcelal bana sabaha çıkmayı nasip ederse, şu ibadeti yapacağım.” demesi çok güzeldir. Yani, hayırlı olan amelleri niyet etmeyi istemek güzeldir.
Netice olarak, uzun emel aldanmaktan başka bir şey değildir. Akıllı bir mü’mine yakışan, uzun emeli terketmektir. Henüz elimizde fırsat varken, kabrin kapısına gelmeden önce uzun emeli kalbimizden söküp atmamız lazımdır. Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ecelleri geldiği zaman, ne bir saat geri bırakılırlar, ne bir saat ileri alınırlar.” (A’raf; 34)
Onun için Hasan-ı Basri şöyle demiştir: “Acele edin. Bu hayat nefeslerden ibarettir. Onlar tükenirse, Allah-u Zülcelal’e yaklaşacağınız amellerde tükenir. Nefsine bakıpta günahlarının sayısına ağlayan kimseye Allah rahmet etsin.” Uzun emel sahiplerine, Huzeyfe radıyallahu anh’ın şu sözü çok güzel bir derstir: “Hiçbir gün yoktur ki; bir münadi: “Ey insanlar! Göç için hazırlanın, diye çağırmasın.”
Madem ki bir münadi her gün bizi bu dünyadan ayrılık için hazırlık yapmaya çağırıyor. Öyle ise bu davetten bizi gafil bırakacak ve kıyamet gününde: “Yazıklar olsun bize! Ulaşamayacağımız ve ulaş-tığımız zamanda elimizde kalmayacak olan şeylerin peşinde koştuk!” diyeceğimiz uzun emeli bir an önce terketmemiz ve Allah-u Zülcelal’in emir ve nehiylerine sarılmamız lazımdır.
Nice kimseler vardır ki, bir güne başlarlar ama o günü bitiremezler. Yarını beklerler ama kavuşamazlar. Eğer insan; eceli ve onun ne kadar çabuk geldiğini görseydi, uzun emelden ve onun aldattığı şeylerden nefret ederdi.
Ey Allah-u Zülcelal’in rızasını isteyen yolcu! Buraya kadar yazılanlarıı düşünür ve kalbine yerleştirirsen, Allah-u Zülcelal sana kısa emel sahibi olmayı nasip eder.
İşte o zaman günaha, keyif ve sefaya düşkün olan nefsin, ibadete sarılır, dünyadan yüz çevirir. Böyle oluncada kıyamet gününde perişan olmaktan kurtulur.