% 78,5'i kendini "dindar" olarak tanımlıyor,
% 69,3'ü Hacca gitmek istiyor,
% 76'sı, çocuklarının dinî eğitim almasını istiyor,
% 67,5'i düzenli olarak oruç tutuyor,
% 60,2'si başörtüsü tartışmalarını "gereksiz" buluyor,
% 58,7'si evlilik öncesi ilişkiyi onaylamıyor
[% 31,1'i onaylıyor],
% 27,5'i pop müzik dinliyor,
% 24'ü ünlü kadınlar arasında en çok Hülya Avşar'ı beğeniyor,
% 69,1'i "Türkiye AB'ye girmeli" diyor,
% 64,3'ü hiç alkol kullanmıyor,
% 86,5'inin başörtülü yakınları, akrabaları var,
% 37'9'u "başbakanın eşi başını açmalı" derken,
% 28, 2'si buna "hayır" diyor
% 28,6'sının ise bu konuda fikri yok.
Bu rakamların gösterdiği ilk gerçek, başı açık hanımların çoğunluk itibarıyla "dindar" sınıfına girecek kadar dine ve dini değerlere yakın olduğu. Zaten % 78,5'i kendisini "dindar" olarak tanımlıyor, bir o kadarı "çocuklarının dini eğitim almasını" istiyor, % 70'e yakını hacca gitmek istiyor, % 67'si düzenli oruç tutuyor...
Türkiye'deki başı açık kadınların profili üç aşağı beş yukarı bu. Bu sonuçları görünce en çok üzülmesi gereken kesimlerin başında resmi ideoloji yandaşları gelmeli. Çünkü bu ülkedeki başı açık kadınlar kendilerinin sandığı gibi "çantada keklik" değil. Başı açık tüm kadınları peşinen kendi hanelerine yazmaları züğürt tesellisinden öte bir değer ifade etmez.
Laikçi jakoben uygulamalar için başı açık kadınları kullanmaya kalkacak olanlar, bu rakamlar üzerinde iyice durup düşünmelidirler. Tabi, başı örtülüler ve İslam'ı bir hayat tarzı olarak benimseyen bilinçli dindarlara da bu rakamların söyleyeceği çok şey var. Bu bahis bir başka yazının konusu olacak kadar geniş. Ama biz hemen hatırlatalım ki, bu ülkede bilinci iğdiş edilmiş kitlelerin bilinçaltı hala "müslümandır" ve her tür "topyekün savaş" naralarına rağmen, müslüman kalmaya devam edecektir.