Avustralyalı Kamilaroiler cesur bir insanın kalbini ve ciğerlerini, Filipinler'de yaşayan Efugaolar ise öldürdükleri düşmanın beynini emerlerdi.
Zulular 'düşmana gözlerini kırpmadan bakabilme gücünü kazanabilmek için düşmanlarının alnının ortasını ve kaşını, Çinliler ise idam edilen ünlü haydutların safrasını yerlerdi.
Gine yerlileri, misafirlerini uğurlarken inleme sesleri çıkararak bütün bedenlerini çamura buluyorlardı.
Tibet'te ise misafir evden ayrılırken ona dil çıkararak uğurlamak adetti.
Hintliler'de misafirin yediği yemek dolayısıyla ev sahibine teşekkür etmesi, geğirmesiyle anlaşılıyordu.
Kirliliğin temel kural olduğu ortaçağ döneminde de ilginç uygulamalar yaşandı. Ortaçağda Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya kraliçesi Isabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı.
Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü.
1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti
neler olmus yaww



giderayak işlerim var bitirilecek,