BÜLENT AKYÜREK
İnsanoğlu toprakla uğraşmayı bıraktığından beri zalimleşti, şükrü, duayı unuttu.
Toprakla bağını koparan adamın ekmeğini kazanırken ellerine, emeğine, terine ve doğal şartların uygunluğuna ihtiyacı vardır.
Her şey yolunda giderken, bütün işi bitirdikten sonra aksilik çıkmasın, don yaşanmasın veya yağmur yağsın diye dua eder.
Toprakla uğraşan insan bir buğday tanesinin nasıl yeşerdiğini bildiği için bir canlının hayatına saygısı olur.
Öldürmeyi değil yaşatmayı öğretir toprak.
O toprak ki ondan geldik ona gideceğiz, bu yüzden ellerimizle dokunurken varlığımıza ve yokluğumuza dokunur gibi oluruz.
İnsanoğlu topraktan uzaklaşıp havaya çıkmaya başladı.
Uzaya çıkacağız diye ayaklarımız yerden kesildi.
Teknolojik ürünlerle geçimimizi sağlarken yaşama saygımız kalmadı. Bozulan bir şeyin vidası değişirse tekrar yolumuza devam ederiz anlayışına teslim olduk.
Oysa toprak öyle değildir; zamansız bir yağmur bir yılımızı yer. Hasadın, ekimin tamiri yoktur!
Yer gök dua ile…
Ekerken toprak için, büyütürken gökler için dua ederiz.
Etmeliyiz.
Tüm dünyanın inadına tarım ve hayvancılıkla uğraşsak ne güzel olur.
Bir ekmek düşünün…
Ona hava gerek… Buğday ekelim diye toprak gerek, büyütürken su gerek, değirmende öğütürken rüzgâr gerek, en sonunda ise pişirirken ateş gerek…
Hava, su, toprak, ateş…
İşte helalinden kazandığımız bir ekmekte dört element var…
Ayrıca duaları da işin içine katınca…
Keşke yine toprağın masum çocukları olsak; topraktan gelip toprağa gitsek, işe gitmesek, kimsenin yanında çalışmasak…
Çünkü toprağı olanın ağası olmaz.
Çünkü toprağı olanın patronu olmaz.
Sadece Allah’ı olur, sadece Allah’ı…