You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

TOPLUMUNDA MÜSLÜMAN KADIN

TOPLUMUNDA MÜSLÜMAN KADIN

Üye
TOPLUMUNDA MÜSLÜMAN KADIN
Bismillahirrahmanirrahim
Geçmişten günümüze…Genelde Müslümanların, özelde de İslâm cemaatinin bugünü...
İslâm cemaati sözünden maksat, Allah (c.c.)’a davet çalışmasını, hem kendi
şahsiyetlerinde, hem de toplumda yeniden gerçekleştiren, biçim ve içerik olarak ilk İslâm
cemaatinin metot ve uygulamasını takip eden Müslüman topluluktur. Bu Müslüman topluluk
sonuçlar, şartlar ve araçlar bakımından ilk Müslüman cemaatin karşılaştığından daha zorlu,
daha çetin bir pratikle (uygulama, tatbik) karşı karşıya bulunuyor. İlk İslâm cemaati içinde bu
mesele günümüzden daha kolay çözümlenebiliyordu. O gün Medine’de İslâm’ın, beşer
hayatına dair tertemiz düşünce sistemiyle bu düşünce sisteminden kaynaklanan yasalarıyla
egemen olduğu bir Müslüman toplum oluşturulmuştu. Toplumda, kadın erkek herkesin
başvuru kaynağı Allah (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.) idi. Allah (c.c.)’ın ve Peygamberi (s.a.v.)’nin hükmü
idi. Bir konuda vahiy indiğinde bu, o konu hakkında geçerli tek ve son hüküm olarak kabul
ediliyordu… Bu toplumun varlığı ve düşünce siteminin ve geleneklerinin hayata egemen
olması dolayısıyla kadının, kendisini İslâm’ın emrettiği biçimde şekillendirmesi son derece
kolaydı. Kocaların, hanımlarına öğüt vermeleri ve çocuklarını İslâm öğretisine uygun olarak
yetiştirmeleri son derece kolaydı.
Fakat biz bugün, o günkünden tamamen farklı bir ortamın içinde yaşıyoruz. Biz bugün
cahiliye hayatı yaşıyoruz. Cahiliye hayatı, bir Peygamberin tebliğinin ortadan kalkması ile bir
toplumun veya medeniyetin ahlâkî yozlaşmaya ve duyarsızlaşmaya uğradığı ve İslâm’ın
öngördüğü yaşam biçimine taban tabana zıt bir hayat biçimidir. İçinde yaşadığımız toplum
cahiliye toplumudur. Bu topluma egemen olan kanunlar cahiliye kanunları, ahlâk cahiliye
ahlâkı, gelenek cahiliye geleneği, düzen cahiliye düzeni, kültür cahiliye kültürü, insanlar arası
ilişkilerde geçerli olan davranış kuralları ise cahiliye ürünüdür.
Kadın içinde yaşadığı bu cahiliye toplumuyla ilişki halinde bulunuyor. İster yalnızca
kendi çabalarıyla, ister kocasının, erkek kardeşinin yada babasının yol göstericiliği sonucu
olsun, hidayete ererek İslâm’ın öngördüğü hayatı yaşamaya karar verdiği andan itibaren bu
cahiliye toplumunun ezici baskısını, ağırlığını derinden hissediyor ve yaşıyor. Halbuki
Medine’de oluşturulan ilk Müslüman toplumda, erkeği ve kadını ile bütün toplum, aynı
düşünce sistemine bağlı idi. Aynı hükümlere ve aynı egemen yapıya boyun eğiyorlardı.
Hayatlarını aynı hayat sistemi şekillendiriyordu. Ama bugün Müslüman erkek yaşadığı
toplum içinde, inancını yaşayamıyor, ister istemez insan düşüncesinin, insanın hevâ ve
hevesinin ürünü olan sisteme boyun eğiyor, ona göre hareket etmek zorunda kalıyor.
Müslüman kadın ise, İslâm sistemine, İslâm düşüncesine son derece düşman olan bu cahiliye
toplumunun baskısı ve ağırlığı altında hayatını sürdürmeye çalışıyor. Bu arada şüphesiz
cahiliye toplumunun, cahiliye örf ve âdetlerinin kadın duygu ve sistemi üzerindeki baskısı,
erkeğin duygu sistemi üzerindeki baskısından kat kat daha fazla ve etkilidir.
İşte bundan dolayı Müslüman erkeğin görevi daha da artıyor. Mü'min erkek ilk önce
kendisini ateşten korumalıdır. Sonra bu ezici baskının, karşı konulması çok zor olan maddî
cazibelerden ailesini koruması lazımdır. Şu halde bu görevin ağırlığının bilincinde olmalı ve
herkesten çok emeğini ortaya koymalıdır. Bu bilinçten hareketle Müslüman bir aile kurmak
isteyen erkeğin, öncelikle İslâm kalesini içeriden koruyacak imanlı bir kadın araması
gerekiyor. Kendi düşünce sistemiyle hanımının düşünce sistemi aynı olan, yani İslâm olan,
imanlı bir kadın… Hiç şüphesiz Müslüman erkek, bu hanımı ararken bir takım şeylerden
fedâkarlık edecektir. Kadının yüzünün parlaklığını, İslâmî edepten yoksun genç ve güzel
hanımın çekiciliğini ve içten içe kokuşmuş toplumun parlak dış görünüşünü feda edecektir.
Müslüman bir yuva kurmasında kendisine yardımcı olacak dindar bir hanım arayıp bulmak
için bütün bunları elinin tersiyle itecek ve din unsurunu öne çıkaracaktır.
2
Bütün bunların gerçekleşmesi için, İslâmî dirilişin özlemiyle yanıp tutuşan Müslüman
babalara da sorumluluklar düşmektedir. Kız evlat sahibi Müslüman babalar da bu dirilişin
canlı hücrelerinin, kendi ellerinde emanet olarak beklemekte olduklarını bilmelidirler.
Evlatlarına İslâm davetini sunmak, bunları eğitmek, hazırlamak zorunda olduklarının
şuurunda olmalıdırlar. Yüce Allah (c.c.)’ın şu çağrısı bunu gerektiriyor: “Ey inananlar!
Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında
acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emrettiklerini yapan
melekler vardır.”
Bu münasebetle bir kez daha İslâm’ın temel karakterinin, İslâm’ın egemen olduğu ve
pratik varlığını kendisi üzerinde gerçekleştirdiği bir Müslüman cemaatin varlığını zorunlu
kıldığını vurgulayalım. Öncelikle İslâm’ın varlığı, bir cemaat esasına dayanmalıdır. Bu
cemaatin inanç sistemi İslâm olmalıdır. Sosyal düzeni İslâm olmalıdır. Yasa ve hukuku,
düşünce kaynağı İslâm olmalıdır. İşte bu cemaat, İslâm düşüncesinin koruyucu yuvasıdır. Bu
düşünceyi fertlerin ruhuna aşılar. Bu düşünceyi dinden döndürme amaçlı eziyetlerden
koruduğu gibi cahiliye toplumunun yoğun baskısından ve olumsuz etkilerinden de korur. Bu
bakımdan İslâm cemaatinin varlığının ne kadar önemli olduğu ortadadır. Müslüman genç kız
ve Müslüman kadın, etrafını sarıp kuşatan cahiliye toplumunun ezici baskısından ve olumsuz
etkilerinden bu cemaatin içinde korunur. Böyle bir cemaatin içinde Müslüman genç kızın ve
Müslüman kadının duygu ve düşünceleri, İslâm düşüncesinin gerekleri ile ezici bir baskı
uygulayan cahiliye toplumunun örf ve âdetleri arasında bocalamaktan, parçalanmaktan
kurtulur. Bu toplumda Müslüman genç erkek, birlikte İslâmî yuvayı kuracakları hayat
arkadaşını bulur. İşte İslâm toplumu bu ve benzeri kimselerden oluşur.
Doğrusu, fertlerin birbirlerine İslâm’ı tavsiye ettiği, İslâm düşüncesine, davranış
kurallarına, ahlâkına ve bütün öğretilerine yuva olan bir İslâm toplumunun oluşumu arzu ve
isteğe bırakılmış bir iş değil, şiddetli bir zorunluluktur. Bu toplum birbirleriyle olan
ilişkilerinde İslâm’a göre yaşar. İslâm için yaşar, O’nu korur ve O’na bekçilik eder. Pratik bir
hayat sergileyerek başkalarını O’nu yaşamaya çağırır. Allah (c.c.)’ın izni ile, karanlıklardan
aydınlığa çıksınlar diye sapık cahiliye toplumunda İslâm’a davet edilen bu insanlar böylece
İslâm’ı açıktan yaşanır şekliyle görmüş olurlar. Bu durum Yüce Allah (c.c.)’ın, İslâm’ın her
yönüyle egemen olmasına izin verdiği zamana kadar devam eder. Bundan sonra gelen nesiller
İslâm’ın gölgesinde, her tarafı ahtapot gibi saran cahiliyeye karşı O’nun himayesinde
yetişirler. İlk İslâm cemaatinin korunması için Hz. Peygamber (s.a.v.)’e düşmanlarıyla
mücadele etmesini Rabbimiz emrediyordu: “Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı
cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de
kötüdür.” (Tahrim:9). Mü'minler, öteki dünyanın ateşinden hem kendilerini hem de ailelerini
korumaları emredildikten ve günahlarının bağışlanıp içinde ırmaklar akan cennete girmelerini
sağlayacak, yürekten gelen tevbe ile Allah (c.c.)’a yönelmeye çağrıldıktan sonra hemen
arkasından gelen bu mesajın özel bir anlamı ve hayatî bir önemi vardır. Müslüman yuvanın
korunması açısından bu uyarının yapılmış olması son derece anlamlıdır ve büyük öneme
sahiptir. Dolayısıyla ortalığı fesada veren karanlık güçlerin, hakikati inkâra şartlanmış
kafirlerin yaptıkları gibi dışarıdan ve ikiyüzlü münafıkların yaptıkları gibi içeriden İslâm
yuvasına saldırmalarına göz yumulamaz.
Öyle ise… Bugün, İslâm davetçilerine düşen görev ve sorumluluklar nelerdir? Nasıl
bir yol ve metot izlemelidirler?
Hiç şüphesiz İslâm, toplumsal düzeninde aileyi esas alan bir dindir. Bu yüzden
Müslüman erkeğin aile içindeki yerini ve görevini de belirlemiştir. Müslüman aile, Müslüman
cemaatin çekirdeğidir. Müslüman aile, kendisinden ve benzerlerinden oluştuğu, İslâm
toplumunun canlı hücreleridir.
3
CAHİLİYE TOPLUMUNDA MÜSLÜMAN KADIN -IIBir
aile İslâm inanç sisteminin kalelerinden biridir. Bu yüzden kale, içeriden sağlam
ve dayanıklı olmalıdır. Bu kalede her Müslüman fert, bir giriş noktasının ve gediğinin önünde
durmalı, orayı kapatmalı, oradan içeriye sızmaları önlemelidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ne kadar
güzel ve ne kadar doğru buyurmuştur: “Sizden biriniz İslâm (kalesi)nin bir gediğini, giriş
noktasını kapatmalısınız. Sizin bulunduğunuz noktadan hiç kimse içeriye sızmamalıdır.”
Aksi takdirde gedikten içeriye sızan düşmanın, İslâm ordusunu, İslâm kalesinin içinde
bozguna uğratması ve kaleyi içeriden ele geçirmesi kolaylaşır. Artık her önüne gelenin kaleye
girip çıkmasına mani olunamaz.
İmana ermiş Mü'min, öncelikle davayı evinde, kendi aile bireylerine sunmalıdır. Bu
kaleye içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelerden güvenli kılmak onun görevidir. Kendi
kalesi tehlikelere karşı açık ve savunmasız dururken başka kaleleri korumak ikinci, üçüncü
derecede bir görevdir. İlk önce kendi ailesi içindeki eksiklikleri tamamlamalıdır. Bu iş için
Müslüman şuurlu bir annenin varlığı elbette kaçınılmazdır. Çünkü ailenin her türlü
güvenliğini ve eğitimini sağlamak için Müslüman baba tek başına yeterli değildir. Elbirliği
ederek kız çocuklarını ve erkek çocuklarını birlikte koruyup gözetmek için babanın yanında
annenin de varlığı şarttır. Erkeklerin yalnızca, kendi cinslerinden bir İslâm toplumu oluşturmaya
çalışmaları boş ve sonuçsuz bir çabadır. Çünkü onlar, geleceğin tohumu ve meyvesi
olan tazecik nesillerin koruyucu ve eğitici bekçileridir.
İslâm davetçilerinin bu gerçeği kavramaları, hem de çok iyi kavramaları gerekiyor.
İslâm davetine ilk başlatılacak çaba ve gayret öncelikle kendi evine, eşine, yani anneye; sonra
çocuklara, ardından tüm aile bireylerine yönelik olmalıdır. Müslüman yuvanın kurulması için
“Müslüman Kadın” şahsiyetin yetiştirilmesine her şeyden daha fazla önem verilmelidir.
Müslüman bir yuva kurmak isteyen genç erkek, her şeyden önce o yuva için Müslüman bir eş
aramalıdır. Yoksa İslâm cemaatinin oluşumu bir süre gecikecektir. Mevcut oluşum da bir sürü
gediğiyle delik deşik ve harap olmaya devam edecektir.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.