Cevap, bütün sâdıkların duygu ve düşüncelerini yansıtacak türden olmuş:
“Seni isterim Sultanım, seni!.. Ben senin sevgine tâlibim; sen benden razı olduktan sonra sarayını da, malını-mülkünü de zaten kendimin bilirim.”
Evet, her samimi kul, Rabb-i Rahîm’e karşı işte bu hisleri beslemelidir. Zira, tercih hayatî ehemmiyeti hâizdir. Tabii ki, insan, O’nun lütf u ihsanından pek çok nimet beklemeli; her muradını O’ndan istemelidir. Ne var ki, her gün onlarca kez dilendiği Cennet’i bile O’nun yerine tercih etse, O’nu dileyeceği yerde Cennet’i istese, yine aldanmış olacağını çok iyi bilmelidir.
Allah’ın rahmetinden Cennet’i ve ebedî saadeti de umsa bile, “Sen benden razı değilsen, Firdevs’i de istemem!” deyip evvelen ve bizzat O’na yönelmelidir.
Hani, Rabiâ Adeviye’ye “Dâr!..” deyip Cennet’i hatırlatırlar da, o mualla annemiz “Câr” diye inler; “Komşu var mı orada; Dost’umun hoşnutluğuna erebilecek miyim, O’nun cemâlini görebilecek miyim?!.” der. İşte, inanmış insanın ruh dünyası bu mülahaza ile techiz edilmelidir.
H.E