Birisiyle bir yola gittim. Araç kullanmasına rağmen her beş dakikada bir dua okuyor ve ellerini gözüne sürterek emniyetimizi ihlal ediyordu. Hiç bir ikazımı dikkate almadı. Bir yerde yemek yedik. Ben de bir nevi ceza olsun diye hesabı ödemesini rica ettim. Ödedi. Ama galiba ödememiz gerekenden muhtemelen yanlış bir hesap sonucu daha az az bir meblağdı ödenen. Hesapta bir hata olabileceğini söylediğimde mal kendini belli etti: Hata varsa kasiyer sorumluydu, yani kendi midemize girenin helal olup olmaması onun Müslümanlığı ve tarikat bağlılığı için asla bir mesele değildi. Ben üsteleyince daha iğrenç bir gerekçe söyledi: mühim değil dedi, hesabı daha az dahi ödesek nasıl olsa kamu telafi ediyordu.. Onun tabiriyle "nasıl olsa falan kuruma giriyordu." Bu ahlak yapısındaki kimseler uçsalar ne yazar? İnsanlığa bunlardan zerre kadar fayda gelmez.
Galiba iş dönüp dolaşıp merhum mücadele adamı Seyyah Abdürreşid İbrahim Efendi büyüğümüzün tespitine geliyor. Ömrü İslama ve tabii Türklüğe hizmetle geçmiş olan rahmetli seyahatnamesinde tek hedefleri cennete gitmek olan insanların cemiyete hiç bir katkılarının olmadığını kahırla yazmıştı.. Şimdikiler İbrahim Efendinin tasvir ettiklerinden şüphesiz daha düşük ahlaklılar. Helal haram demeden hemen her şeyi kendilerine yontuyorlar. Dahası insan için siyasetin icaplarına göre değişmeyen, her daim ve herkes için geçerli sağlam bir ahlak telakkisine dahi lüzum görmüyorlar. İşimiz ne kadar zor..
HASİP SAYGILI