You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

General
Taziye evi
Taziye evi

Taziye evlerini hiç sevmem. Annemin ölümünü hatırlatır bana. Bu yüzden mümkün olduğunca kimse ölmesin isterim. Yoksa bana ne. İstemekle olmuyor bazı şeyler. İnsanlar hiç işleri yokmuş gibi peş peşe ölüyor. Durmadan ölüyor. Nasıl güzelse artık ölüm, öldükçe ölesileri geliyor. Ya da bana garezleri var. Bilmiyorum. Bi ölmeyin diğ mi? Bir bahar daha görün, bir kış, bir boran daha görün en azından.. Yok, giden gidene. Ben küçükken tanıdığım herkes hayat doluydu oysa. Kimse ölmezdi bu yüzden. Ben büyüdükçe ölümler de arttı bak. Her şey GDO’luymuş artık, ondan diyorlar. Bilemedim. Tek bildiğim, gidenin bir daha dönmediği.
Geçen yine bir taziye evindeyim. Bir anne, kırk yaşına yeni girmiş kızını kaybetmiş. Dünya üzerinde daha büyük bir acı yoktur diyeceğim ama herkesin acısı kendine büyük. Teyzem, kuzusunu kaybetmiş gibi meledikçe meliyor. Kızının son günlerini anlatırken o kadar ağladı ki ciğerlerimi sökseydi o kadar canım yanmazdı. Sonra:
Son günleriymiş kızının. Bir gün komşu kadın, geçmiş olsuna gelmiş. Kıza dönmüş komşu kadın: “Ne zaman döneceksin kendi evine?” diye dangalakça bir soru sormuş. Komşu bu arada gerçekten dangalaktır. Bana kalırsa dangalağın önde gidenidir. Çünkü kızın ölümcül bir hastalığa yakalandığını eşek gibi bilmektedir. Bile bile de sormakta bir beis görmemekte, eşekliğine doymamaktadır. Sonuç olarak kafa basmaması böyle güzel bir şey işte. Bırakıyorsun, başkaları düşünüyor her şeyi.

Kız, dangalak komşuya: “Artık dönmeyeceğim, ömrümün sonuna dek annemde kalacağım.” demiş. Kız ölümcül hasta olabilir ama kafası halen zehir gibi bak. Kız yan komşuya alt metin olarak “nasıl bir gerizekalısın sen ” demiş, demesine de kime diyor huu komşuu!

Annesi hem anlatıyor, hem ağlıyor tabi. Teselli edecek bir kelime, bir harf bulamadım. “Yavrum, bilmiş öleceğini de ondan öyle demiş meğer…” deyip deyip ağlıyor. Ne diyebilir ki insan bu durumda. Hiç. Koca bir hiç. Sonra ağlaması duruyor, biraz normalleşiyor gibi oluyor ve anlatmaya devam ediyor: “Yine geçen gün baktım çok ağrısı sızısı var, dedim yavrum neren ağrıyor göster de şifalı yağlarla ovalıyayım seni bir güzel

Kızının ağzından çıkan her kelime noktasına virgülüne aklında haliyle. Nasıl unutsun ki insan. “Annem sen yorma kendini boşuna, bu ağrılar ovalamakla geçecek türden ağrılar değil” demiş gülümseyerek. Gülümsedi, dedi. Öylece gülümsedi anlamlı anlamlı, dedi. O an hayal edebildim kızın gülümsemesini. Çok güzel gülümserdi çünkü. Çocukken birlikte oyun oynayıp zaferler kazandığımızda da aynı gülümsemeyi kullanırdı. Nasıl desem; Bahar Öztan’ın gülümsemesini bilirsiniz. Böyle gamzeli gamzeli hani. İçten. Sıcak. Öyle güzel gülümserdi işte. Esmerdi ve yüzünde çilleri vardı hafiften. Ha bir de çenesinin sağ üst köşesinde belirgin, fark edilir bir beni vardı. Gülümsediğinde o beninin hareket edişini takip ederdim. O kadar uzun zaman geçmiş ki, bir rüya anlatıyorum gibi geliyor şimdi. Hayat bir rüya gibi yemin ederim.

“Yavrum kimbilir ne ağrılar çekti ki tarif bile edemedi bana” deyip deyip yine ağlamaya başladı anne. Ağlayan bir insana “Ağlama” demem hiç. Ağlamak içindeki zehri alır insanın. Ben misal her fırsatta ağlarım. Yoksa bunca zehir nasıl akardı dışarı. Akmaz ki. Öbek öbek dert olur içime hafazanallah. Ağlamak iyidir bu yüzden. Hatta hiç unutmam ilk annemden öğrenmiştim ağlamayı. Kadın o kadar güzel ağlardı ki, ben de annem kadar güzel ağlamalıyım bir gün, diye ant içmiştim bir keresinde. Boş zamanlarımda mümkün olduğunca ağlamaya gayret ederim. Bir de ağlarken gözlerim çok güzel olur, o konuya hiç girmeyeyim şimdi.

Taziye evini anlatıyordum en son. Teyze öyle bir şefkatle anlatıyordu ki kızını, insanın ölesi geliyordu. Keşke ben ölseydim de beni sevseydi bu kadar diyor insan. Sevgi bu kadar bencilce bir şey işte. Ya da ben çok açım sevgiye. Bunları anlatmam çok ayıp tabi. Ne o öyle ömründe hiç sevgi görmemiş gibi. Ötesi var mı biri bana bu denli sevileceğimi garanti etse, ölüme bile meydan okuyabilirim.

Sonra taziye evlerinde garip bir hal oluyor bende. Herkeste oluyor mu bilmem ama bende oluyor. İnsanlar sevdikleri birinin ölümünü anlatırken öyle eziliyorum, öyle eziliyorum ki yaşadığımdan utanır hale geliyorum. Keşke ölümü daha normal karşılayabilseydik. Bu yüzden her fani bir kere ölürken, ben her taziyede ayrı ölüyorum. Bi kere utancımdan ölüyorum. Halen yaşadığım için. Hele de bunca acıyla halen yaşayabildiğim için. Napayım kederden ölünmüyor ki. En fazla sürüm sürüm sürünüyorsun.

Bir gün bir arkadaşıma taziye evlerinde ne hissettiğini sormuştum. Bana “ ölen ben olmadığım için içten içe sevinip tuhaf bir gurur duyuyorum” demişti. Vay arkadaş, kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi bu cümle. Meğer amma ezikmişim ben, dedim o gün hatta. Sonra sırf benim ölümümde bu hazzı ona tattırmamak için bir daha hiç görüşmedim onunla. Bu onun infaz cümlesi olmuştu. Her aklımıza gelen cümle kurulmamalı bence. Boğaz dokuz boğumdur demiş eskiler. Bazı cümlelerin, sahibini imha edici özelliği var çünkü. Bazılarınınsa sadece tahrip gücü yüksektir. Özneler yüklemler ve tümleçlerin hayatımızdaki önemini yirmili yaşlarda öğrenmiş olsaydım, şu an yaşadığım hayatı yaşıyor olmayacaktım belki de. Her şey nasip deyip konuyu kapatıyorum.

güray süngü
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.