Mehmed Nûri Efendi (k.s.), Miftâhu'l-Kulûb'u telif sebebini kitabının başında şu şekilde beyân etmiştir (kısaca): “Hücremde iken Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz zuhûr edip bu âciz kula hitâben şöyle emir buyurdular:
“Evlâdım Nûri! Ümmetlerimin kolay bir şekilde doğru yolu bulup rızâyı ilâhîye ermelerini isterim.
Bazı kimseler çıkıp sûfî elbisesi giyip evliyâdan olduklarını iddiâ ederler. Şerîatime aslâ îtibâr etmeksizin evliyâullâhın yazdığı risâleleri mütâlaa ederek meclislerde ondaki malumatları kendi akıl ve hevâsına göre halka anlatırlar. Hem kendinin sapkın olduğunu bilmez, hem de ümmetlerimin yoldan çıkmasına sebep olurlar. Onlar yüzünden ilim talebelerine, ilmiyle amel eden âlimlere ve sâlihlere iftirâ edilip yanlış gözle bakılır oldu.
Hâlbuki talebeler, âlimler ve sâlih kimseler ancak benim şerîatime ve sünnet-i seniyyeme yapışarak Hakka vâsıl olurlar. Böyle bizi bulamamış olanların içlerinde bazı kâbiliyeti olanlar da kendisi bir mürşide muhtaç iken kuru söz ve taklidde kalıp mürşitlik iddiasıyla geçinirler. Lâkin soğuk demir dövdüklerinden haberleri yoktur. İşte bu helak çukurundan ümmetlerimi kurtaracak şey, şerîat, tarîkat, mârifet, hakîkat ve vuslat nedir bilinmesidir. Bunları onlara anlat ki âşık ve sâdık ümmetlerim yollarını doğrultsunlar. Bu risâleye ‘Miftâhu'l-Kulûb Sırr-ı Şemseddin' ismi verilsin.”
Ben dahi “me'mûr ma'zûrdur” diyerek ve Resûlullâh'ın (s.a.v.) fermânına imtisâl ederek, bu risâle-i şerîfeye başladım. Cenâb-ı Hak'tan güzelce bitirmeye muvaffak kılmasını recâ ve niyaz ederim.”
Miftâhu'l-Kulûb tasavvufa dâir üç risâleden meydana gelmektedir: Miftâhu'l-Kulûb, Risâle-i Murâkebe, Risâle-i Pendiyye.
Kitabın sonunda Hazret-i Ali'ye (k. v.) ve müellifin kendisine âit Vasiyetnâme ve Tarîkat-i Aliyye'ye intisâb eden ehl-i sülûka lâzım olan şartlar vardır.
*