You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Tasavvuf Peygamber Efendimiz zamanında var mıydı?

Tasavvuf Peygamber Efendimiz zamanında var mıydı?

Yönetici
Tasavvuf Peygamber Efendimiz zamanında var mıydı?
Tasavvuf Peygamber Efendimiz zamanında var mıydı?

Öncelikle tasavvufun ne olduğunu ve neyi amaçladığı bilmemiz gerekir. Tasavvufun ne demek olduğunu buradan okuyabilirsiniz.
Bakınız Kur’an-ı Kerimde ne buyruluyor:

“Muhakkak Allah indinde sizin en değerliniz, en çok takva sahibi olanınızdır.” (Hucurat 13’den)

“Nefsani arzulara (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara ziynetli (süslü) kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır. (Resulüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi?

Takva sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin) üstünde Allah’ın rızası vardır. Allah kullarını çok iyi görücüdür. (Al-i İmran 14-15)

“(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) üsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım. Ancak onlardan ihlaslı kulların müstesna.”(Hicr 39-40)

Yukarıda zikredilen üç ayet-i kerime, Takva, Zühd ve İhlas kavramlarının niçin önemli olduğunu vurgulayan ilahi fermandır ve Kur’an-ı Kerimde bu üç hususun ne kadar önemli olduğunu belirtne ayetler bunlardan ibaret değildir.
Bu demektir ki, mü’min bir kulun, kendisi dışındaki varlıklarla ilişkilerinde bu üç noktaya titizlikle riayet etmesi hayati öneme sahiptir ve işte bunu sağlamak Tasavvufun en temel gayesidir.

“Gerçek şu ki, iyice temizlenen, Rabbinin adını anıp, Ona kulluk eden kimse şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” (A’la suresi 14-15)

Aynı yönde işaret eden bir başka ayet-i Kerime de şöyledir.

“Muhakkak kim nefsini tertemiz yaparsa kurtulur. Kim de onu kötülüklere gömerse hüsrana uğrar.” (Şems 9-10)
İşte bu ayetlerde kurtuluşun şartı olarak belirtilen “temizlenme” veya “nefis temizliği” tasavvuf dilinde adına “nefis tezkiyesi” denilen faaliyettir ve bu faaliyet, tasavvufun gerçekleştirmeyi gaye edindiği en temel hususlardan birisidir.

İşte insanın üzerine bir vazife olan nefsi tezkiye (kötü huylarından) temizleme meselesi, muhakkak ki en çok sahabe-i Kiram efendilerimizin dikkat ettiği hususlardandı. Onlar Peygamberimizin dizi dibinden ayrılmıyor, ne tavsiye ederse ellerinden geldiği kadar yapıyorlardı.
Hayatü’s-Sahabe adlı eserleri okuyanlar bu gerçeği çok açık ve net bir şekilde göreceklerdir. O halde anlaşılıyor ki genel manada tasavvuf yaşanıyordu.
Ancak sahabelerin İslami hayatlarını bu şekilde düzene koymalarına bir isim verilmiyordu.

Ne gibi?

Asr-ı Saadet’de bugün anladığımız şekliyle Fıkıh, Hadis, Tefsir, Kelam ilimlerin olmadığı gibi. Bu ilimlerin özü vardı fakat bu günkü manasıyla mevcut değildi. İşte aynı şey tasavvuf içinde geçerlidir.

Bu gün hiç kimse çıkıp da: “Asr-ı Saadet’te Usul-i Hadis ve Usul-i Fıkıh, Tefsir, Kelam ilimleri yoktu. O halde bugün bu isimler altında okutulan ve öğretilenler İslam dışıdır” diyemez. Bunu söyleyen kimse her akıllı kişi tarafından ahmaklık ile itham edilir.

Tasavvuf da aynı bu şekildedir.

Bakınız İbni Haldun ne diyor:

“Bu ilmin (tasavvuf) erbabının yolu, bu ümmetin selefinden ve büyüklrinden sahabe, tabi’un ve onlardan sonra gelenler yanında hak ve hidayet yolu olarak mevcut idi ve şu kaidelere dayanmaktaydı.

1- İbadetlere devam

2- Dünyanın süs ve ziynetlerinden yüz çevirerek Allah’u Teala’ya yönelmek,

3-Halkın sevdiği meylettiği zevklere, mal, servet ve makamlara rağbet etmemek.

4- İbadetle meşgul olmak üzere halk arasından çekilmek.

Sahabe ve selef genellikle bu şekilde hareket ederlerdi. Hicri ikinci asırda ve daha sonraları dünyaya yönelme ve dünyevi işlere dalma tavrı yaygın bir alınca, ibadete yönelenler “Sufiyye” ve“Mutasavvıflar” adını aldılar..” (İbni Haldun Mukaddime 467)
Kısacası tasavvufun hedeflediği eğitim metodunu sahabe efendilerimiz, tabi’un, Tebe-i Tabi’un da hiçbir telkine gerek kalmadan uyguluyorlardı. Daha sonraları dünyevi zevklere düşkünlük artıp, dünyevi meşgaleler çoğalıp nefsi terbiye unutulunca, işin erbabı Tasavvufu sistematik bir şekle getirme gereği duymuştur.

Aslını sünetten alan bu yol, kendi içinde de şekillenerek gelişmiştir.Bu nedenle kesinlikle bid’at veya Resulüllah’ın zamanında yoktur denilemez
Sabret,    Şükret,    Seyret...
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Tasavvuf Peygamber Efendimiz zamanında var mıydı?
1- İbadetlere devam

2- Dünyanın süs ve ziynetlerinden yüz çevirerek Allah’u Teala’ya yönelmek,

3-Halkın sevdiği meylettiği zevklere, mal, servet ve makamlara rağbet etmemek.

4- İbadetle meşgul olmak üzere halk arasından çekilmek.

Bu şekilde devam eden,şirk ve bidat pisliğinden sakındıran tevhid ehli takva yolunda olan eski tasavvuf alimleri vardır,günümüzde sofi şeyh diye bilinenler malesef şirke ve bidate davet ediyorlar,siz de bilirsiniz ki imanına şirk girmiş birinin ameli boştur.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Tasavvuf Peygamber Efendimiz zamanında var mıydı?
Tasavvuf: Arınmaktır, Rab ile hem-hal olmaktır, şüpheli şeylerden kaçınmak ve hayatı zikre çevirmektir. İsminin sonra ki asırlarda çıkmış olmasının önemi yoktur; çünkü muhtevası, ashabın arasında ve Peygamberin(sav) hayatındaydı.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.