TAĞUTUN İMANDAKİ YERİ NE OLMALI
REDMİ? (YOKSA KABULMU?)
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder O’ndan yardım dileriz.
Allah kime hidayet verirse onu hiç sapıtacak yok, saptırdığını da hidayet verici yoktur.
Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabı, yolun en hayırlısı da Muhammed’in (s.a.v) yoludur.
Ey iman edenler! Allah’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak Müslüman olarak ölün. Al-i İmran (102)
TAĞUTLARIN REDDI
Şüphesiz insanlığın yaradılış gayesi, hiç bir ortak tanıma¬dan Allah'a onun istediği ve resulünün gösterdiği şekilde ibadet etmektir. Yani kulluk¬tur.
Bu kulluğun en güzel şekliyle gerçekleşmesi için, mutlaka Allah'ın indirdiği nizama göre hareket şarttır. Yani, Kitaba ve Sünnet'e göre inanç ve amel zaruridir. Buna da, bilindiği gibi bütün resullerin getirdiği şeriatta "Tevhid" adı verilmiştir. Yani insanlık sadece ve sadece tevhid için, Allah'ı birlemek için yaratılmışlardır.
Şüphesiz, "Her şeyin zıddı ile kaim olduğu" şu âlemde, insanlığın yaradılış gayesi olan " Tevhid" de zıddı ile kaimdir. Ve bunun adı da, şirk'tir, küfür’dür. Bunlardan birinin gerçekleşmesini Allah'u Azze ve Celle istiyor ve emrediyor, diğerini ise şeytan aleyhil, lane istiyor ve emrediyor.
Tıpkı karanlık ve aydınlık misali, insan hayatına biri dogmadan diğeri ortadan kaybolmaz asla. Nasıl ki, aydınlığın gelmesiyle karanlık ortadan kayboluyorsa, aynen, Tevhidin insan hayatına doğmasıyla da şirk ve küfür ortadan kayboluyor. Ve yine aynen, nasıl ki, karanlığın gelmesiyle aydınlık ortadan kaybolu¬yorsa, küfür ve şirk'in de insan hayatında vuku bulmasıyla tevhid ortadan kayboluyordu.
İşte Allah'u Azze ve Celle, insanların kapkaranlık, hatta zifiri karanlık bir hayat içerisinde bulundukları sırada kendilerini o karanlıktan aydınlığa çıkaracak bir elçi ile yine o büyük rahmetini, merhametini ve şevkatini insanlara bir kez daha hatırlatmıştır.
"Allah inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları da tağuttur. O da onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar Ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır" (Bakara 267)
Görüldüğü gibi Allah'u Azze ve Celle bu ayeti kerimesinde kendisinin inananların dostu olduğunu, küfre¬denlerin dostlarının ise, Tağutlar olduğunu bildirmiştir. Binaenaleyh küfredenlerin ve şirk koşanların karşısına çıkan tüm davetçiler, onların hakiki bir imana sahip olmaları için ilk önce tağutları reddetmelerini istemişlerdir. Çünkü Allah'a imanın gerçekleşmesi, için, tağutları inkâr şarttır. Kendisinin de bir ayeti celilesinde buyurduğu gibi:
"...Kim tağutu inkâr edip Allah'a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan sağlam bir kulpa yapış¬mıştır..." (Bakara 256 ay.)
Bu ayeti kerimede de zikredildiği gibi, Allah'a iman'dan önce mutlaka tağutların reddi ve inkârı gerekmektedir. Çünkü tağutu tanıyamayan, onu bilmeyen ve onu reddedemeyen herkes küfür ile imanı birlikte yürütme gafletine dalacaktır. Aynı cahiliye toplumlarında olduğu gibi.
O halde biz, neyi kabul ve neyi reddedeceğimizi şuurlu ve basiretli bir şekilde öğrenmek mecburiye¬tindeyiz. Öyle ya, mademki Allah'a iman için tağutları red ve inkâr şarttır, o halde biz tağutun ne olduğunu, tağut denilince ne denilmek istendiğini ve onun inkâr ve reddi nasıl gerçekleşecektir, onu Öğrenmeye çalışalım.
TAĞUT:
"Tuğyan kelimesinden türemiştir ki Tuğyan; Azmak, taşkınlık etmek manasınadır".
Ragıp El Esfahani: Müfredatında "Ta-ğa" maddesinde "Tuğyan; Allah'u Azze ve Celle'ye isyan etmek manası¬nadır" diyor.
İmam Muhammed îbn Cerir: "Tağut; Allah'ın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hükümler icat eden her varlıktır. (Cemiu-1 Beyan fi-Tefsirul-Kur'an - Mısır 1334: Cilt 3. say. 13).
İmam Şevk ani: " Cîbt; Puttur. Tağut; ise putların eli arasında yalan açıklamalarla insanları saptıran kimse demektir". (Şevk ani, Tefsir 1. 1964')
îbn Kesir: " Tağut; Kitap ve Sünnet'ten yüz çevirerek bunların dışındaki batılları kabul eden herkestir" (İbn Kesir 4 C. 1748 Nisa. 60. Tef).
îbn Kayyım El-Cevzi: "Tağut; ibadet, ittiba veya itaat konusunda haddini aşan mahluk demektir.
Her cahiliye toplumunun bir tağutu vardır. Her toplumun tağutu
Allah ve resulü dışında muhakeme olundukları veya Allah'tan başka tapındıkları, Allah'ın emir ve hükümleri karşısında basiretsizce tabi oldukları veya itaat ta bulundukları şeylerdir" (İlyamul Muvakkin l.C. 50.52 say.)
Gerçek kitap ve sünnetin, gerekse ona tabi olan ilim ehlinin tağut hakkındaki sözlerinden özet olarak şöyle anlıyoruz:
TAĞUT: İnsanı Allah'a ibadetten alıkoyan, Allah'a giden yolu kapatan, dini Allah'a has kılmayı, Allah ve Resulüne tabi olmayı önleyendir. Bu, cin ve insanlardan olabileceği gibi, ;. Taştan, ağaçtan, maddeden heva ve hevesten de olabilir. Ve yine:
İnsanlar arasındaki hukuki ilişkileri, davranış biçimlerini, ekonomik meseleleri kısaca her türlü beşeri münasebetleri düzenleyen ve müeyyideye bağlayan Kur’an ve Sünnetten kaynaklanmayan ister yabancı olsun, ister yerli olsun her türlü beşeri kanun, ilke, değer yargısı ve davranış kalıpları bu kelimenin anlamı içine girer. Bu kanunları koyanlar da bunu bilinçli bir şekilde kabul edip tasdik edenler de aynen tağutturlar.
Buraya kadar Tağut'un gerek lugavi manasını ve gerekse ıstılahı manasını kavrayabildiysek ki, -inşallah kavramışsızdır- şimdi tağutu reddetme-nin ne şekilde olacağını, insanın onu hayatından nasıl uzaklaştıracağını ve Allah'a imanın nasıl gerçekleştireceğini anlatmaya başlayabiliriz.
Kur'an, Allah'a iman etmeyi emretmiş ardından, O'na iman etmek isteyenlere ilk Önce tağutları reddetmelerini ve hayatlarından onları uzaklaştırmalarını istemiştir.
Onun içindir ki, her gönderilen peygamber kendi zamanında kavmini zamanın tağutlarından haberdar etmiş ve onları reddetmelerini istemiştir.
"Biz her ümmete, yalnız Allah'a ibadet etmeleri ve tağuttan kaçınmaları için bir peygamber gönderdik.." (Nahl 36 ay.)
Eğer o tağut bir insan ise, bir fikir ise veya bir ekol ise bu kavmin anlayabileceği en güzel şekliyle izah olunmuştur. Bu da Allah'u Azze ve Celle'nin insanlara karşı merhametini göstermektedir.
Son peygamber Muhammed (sav) ise, kendisinin şahsında bütün insanlığa nazil olan Kur'an-ı kerimde aynen önceki peygamberlerin yaptığı gibi ümmetini adı geçen tağutlardan şiddetle sakındırmıştır,
Tağutların reddedilmesi ve onlardan uzak durulmasını Allah (c.c) kitabının sekiz yerinde zikretmiştir. Gönül ister ki Kur'an'da bu sekiz yerde zikrolunan tağutu her fert okusun, öğrensin ve sonra da başta oğluna, kızına, ailesine ve diğer insanlara anlatarak bu konuda onları uyarsın. Çünkü bu en azından bir Müslüman için iman borcudur. Kuranda tağutun geçtiği yerler şunlardır.
Kim tağutu inkâr edip Allah'a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan sağlam bir kulpa yapış¬mıştır..." (Bakara 256 ay.)
Görmedin mi şu kendilerine Kitap'tan bir pay verilmiş olanları? Puta, tâğuta inanıyorlar; küfre batmışlar için, "Bunlar inananlardan daha doğru yoldadır!" diyorlar. (Nisa 51 )
Ey Muhammed sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardı şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister (nisa 60 )
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; küfre sapanlarsa tağut yolunda savaşırlar. O halde, şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç kuşkusuz, şeytanın tuzağı çok zayıftır.( NİSA: 76 )
De ki: "Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi? Allah'ın lanetlediği, üzerine gazap indirdiğidir o. Allah böylelerinden maymunlar, domuzlar ve tağut uşakları yapmıştır. İşte bunlardır yer bakımından daha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha şaşkın olanlar."( MAİDE: 60 )
Allah inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları da tağuttur. O da onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar Ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır" (Bakara 257)
Biz her ümmete, yalnız Allah'a ibadet etmeleri ve tağuttan kaçınmaları için bir peygamber gönderdik ." (Nahl 36 ay.)
Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele: (Zümer 17 )
Tağutu tanımayan ve onu gerektiği gibi bilmeyen herkes, imanla küfrü içice yaşamaya başlayacaktır. Öyle ya, Tağut ile imanın aynı kefeye koyacak, neticede kontak atacak ve böyle karışık bir imzanın sahibi hem imanı hem de tağutu kabul etme yoluna girecektir.
Âdem’in oğlu kabil ile başlayan, şeytan, nefis, heva ve arzularla desteklenen Tağut, hayatın içerisin¬dedir. Özellikle İslâmlaşma mış hayatla iç içedir. Sinsi ve kaypak sıfatıyla teneffüs edilen hava gibi girmediği yer kalmamıştır.
Kalemin ucuna siner, kapitalis¬tin kasasına oturur, şehvetperestlere zemin hazırlar, hükümde söz sahibi olmak ister, fitne olur, zulüm olur, fışkı fücur olur, sahte rablık taslar, insanları kendisine ibadet ettirir... Sayılmayacak kadar mahareti ve düzenbazlığı olan tağutun üçayağı vardır. Bu ayaklar tağutu yemler, besler ve dimdik ayakta tutar.
Bu üç ayak: İNKÂR, İFTİRA ve YALANDIR.
Evet, tağut insanı kandırmak için bu üç sermayesini kullanır. Dikkat edilirse vahiy sistemini reddedenlerin sığındığı şemsiyede de bu üç unsur mevcuttur.
1) İnkâr ederler 2) Vahye İftira Atarlar
3) Hakkı Tekzib ederler , (Tekzip yalanlamadır)
O halde, Allah'a iman etmek İsteyen, inkâr, iftira ve yalanlar hayatını sürdüren tağutu reddetmezse nasıl iman edebilir ki. Elbette ki iman edemeyecektir. Ya iman, ya tağut, ya iman ya da küfür. İkisini birden kabul etmek insanı vahiy sisteminin dışına atar. İnanan hayatının her sahasından tağutu dışarı atmadığı müddetçe, imanını muhafaza edemez. Çünkü tağut ne derece insan hayatına girmişse, o derece iman oradan uzaklaşmıştır. Allah'u Azze ve Celle ise, imanı tutup tağutu kovalamalarını insanlardan istemektedir. Ve yine, her türlü mücadelenin iman yolunda yapılmasını istemiş, tağutların yolunda -isterse samimiyetle Allah adına yapılsın- yapılan her türlü işlemlerin, amellerin kendi katında bir değeri olmayacağını bildirmiştir.
Allah, şeriatını kullarına onun gereğini yerine getirmeleri için indirmiş, kullarını onu alma ve terk etmede muhayyer bırakmamıştır. Aksine onun gereğini yerine getirmelerini onlara farz kılmış ve bu gaye için yaratıldıklarını, boş yere yaratılmadıklarını da haber vermiştir. Allah, a imanın bir gereğide onun emir ve yasaklarına uymaktır. lailahe illallah, Allah, tan başka itaat olunacak ve Allah, tan başka insanlara yaşamlarıyla ilgili hükümler koyacak yoktur demek iman olup, O’nun (c.c.) emrine tenezzül etmemek, O’nun hükmünden çıkmak. Şer’i kanunları iptal, onun yerine başka kanunlarla hüküm vermek imanı bozmaktır.
Allah (c.c.)hüküm vermenin yalnızca kendisinde olduğunu Kuran’da bize bildirmiştir kuranda geçen ayetlerin bazıları ise şunlardır
Allah, yargıçların en güzel hüküm vereni değil mi? (tin:8 )
Hüküm vermek yalnız Allah, a aittir Allah kendisinden başkasına değil yalnız. Ona ibadet etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. (Yusuf 40 )
Aralarında Allah, ın indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyma. Allah, ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah, ın hükmünden yüz çevirirlerse bilki Allah bir kısım haramları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların birçoğu fasıktırlar. (Maide 49)
Onlar cahiliyenin kanunlarını mı istiyorlar? İnanmış akıllı bir topluluk için Allah, tan daha iyi yasa (hüküm) koyucu varmıdır? (Maide 50 )
Biz içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevratı indirdik kendilerini (Allah, a) vermiş peygamberler onunla Yahudilere hükmederlerdi Allah, ın kitab, ını korumaları kendilerinden istendiği için rablerine teslim olmuş zahidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi )hepsi ona (hak olduğuna ) şahitlerdi. Şu halde (ey Yahudiler ve hâkimler ) . İnsanlardan korkmayın benden korkun. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah, ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. (Maide 44 )
Allah kitabında sarih ayetler indirmiştir. Mesela Maide suresi’nde :’’Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte kâfirler onlardır ‘(Maide 44) buyurmuştur. Bu ayet, Yahudilerin Tevrat’ta sabit olan recim hükmünü iptal etmek istediklerinde onların ayıplarını ortaya koymak için gelmişti. Yahudiler; rasülullah, a recmden daha hafif bir hükümle fetva verir diye recmin hükmünü sordular, bunun la da zanlarınca Allah’ın katında kendileri için bir genişlik umuyor ve recm edilmekten kurtulmak istiyorlardı. Allah, Yahudilerin bu çirkin tutumlarını ortaya koymak ve onun küfür olduğunu beyean etmek için: gerçekten Tevrat’ı biz indirdik, onda yol gösterme ve nur vardır. (Allah’ın emirlerine) teslim olan nebiler, onunla Yahudilere hüküm verirdi, kendilerini Allah’a vermiş rabbaniler ve âlimler de Allah’ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden onunla hüküm verirlerdi ve onu gözetleyip kollarlardı (ey hâkimler) insanlardan korkmayın benden korkun ve benim ayetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte kâfirler onlardır “ ayetini indirdi. Ayet her ne kadar Yahudiler hakkında geldiyse de görüldüğü gibi ayetin hükmü, risalet ve şeriatı olan her ümmete şamildir ayetin “…Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte kâfirler onlardır kısmındaki “kim )kelimesi umum anlamlı kelimelerdendir ve bu sıfata haiz kimselerin tamamına şamildir. Burada her hangi bir meselede Allah’ın hükmünü terk ederek onun dışında başka bir hükümle hükmeden herkesmi kâfir olur? Şeklinde bir sorunun akla geleceği malumdur. Bu soruya üç şekilde cevap verilebilir.
1-Kişi, Allah’ın indirdiği hükmün dışındaki hükümlerle hükmeder ve onu Allah’ın hükmünden daha güzel olduğuna inanırsa, bu tutum Müslümanların icmasıyla küfürdür ve bunda kimse ihtilaf etmemiştir ..
2-Allah’ın indirdiği hükmün gayrı hükümlerle hükmeder ve onun Allah’ın hükmü ile aynı güzellikte olduğuna inanırsa bu tutumda yine Müslümanların icmaıyla küfürdür. Çünkü bu kişi Allah’ın yarattıklarıyla denk yapmıştır. Allah bu hususta “….yine de kafirler rab’lerine başkalarını denk tutarlar (en’am 1) demiştir .
3- Allah’ın indirdiği hüküm hükümlerin en hayırlısı, hak olan da odur ona muhalefet eden her hüküm batıldır.
Fakat bunların dışında hevasına uyduğundan,rüşvet aldığından makam sevdasından vb sebeplerden dolayı Allahın hükümlerinin dışında hükmeden kimseler hakkında ibn-i Abbas,” küfür düne küfr” yani bu gibilerin küfrü onları İslam’dan ve Müslümanların cemaatinden çıkarmaz demiştir..
Allah Rasulüne cehennem ehli gösterildiğinde cehennem ehlinin çoğu ümmetimin kadınlarındandır demiştir çünkü onlar çok küfr ediyorlar demiştir sahabede ya Rasulullah onlar allah’amı küfre ediyorlar demiştir Rasulullah ta hayır onlar kocalarının getirdiklerine küfre ediyorlar demiştir….
Bu izahatla birlikte anlaşılacağı gibi.:Allah’ın hükümlerini kendi ihdas ettikleri hükümlerle veya taklit ettikleri kafirlerin hükümleriyle denk tutan hakimlerin ve Allahın hükümlerini gericilik, donukluk ve çağ dışılıkla niteleyen kimselerin durumu açıklığa kavuşmuş oldu….
Meselelerin bir birine karışmaması için burada önemli bir noktayı açıklamak istiyorum. O da imamların ve müçtehitlerin her hangi bir zamandaki içtihatları Allah adına bir hüküm verme değildir, öyle
Addolunamaz. Allah’ın hükmü, kitabındaki ayetler ve Resulü’nün (s.a.v.) sahih sünnetleridir. Bunun dışındakiler, doğruluğu ve yanlışlığı içerebilirler
Zira müçtehid, içtihadında isabet ettiği gibi hata da edebilir. Dolayısıyla imamların ve fakihlerin sözlerinden bir söze muhalefet eden, Allah’ın emrine muhalefet etmiş , onun hükmünden dışarı çıkmış sayılmaz …..
Buna karşılık Allah’ın kitabından ve resulü’nün sahih sünnetinden,sarih naslara muhalefet eden kimseler Allah’ın hükümlerine muhalefet ederek onları çiğnemiş addolunurlar………….
Rabbim hepimizin imanlarını muhafaza etsin ayaklarımızı tevhid üzere sabit kılsın. İnşallah
Âmin Ecmain
Bu çalışmada faydalandığım eserler
1- Mustafa dönmez tağutun reddi çalışmasından
2- Abdurrahman abdü’l-halık iman ve küfür ayrımı. :Tercüme: Mustafa yiğit
Bilinki içinizde Allah’ın Rasülüvardır. Şayet o birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalbinize ziynet yapmıştır. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır. Bu, Allah’tan bir lütuf ve nimettir. Allah alimdir, hakimdir .”(hucurat 7-8)
Velhamdü lillahi Rabbül Âlemin. 15–11–2007