You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Tabutu Hacizli Padişah: Sultan Vahdettin

Tabutu Hacizli Padişah: Sultan Vahdettin

Ah Teslimiyet..!
Tabutu Hacizli Padişah: Sultan Vahdettin
Sultan Vahdettin hakkında bildiklerimiz resmî tarihin öğrettiklerinden ibaret. Ancak bunlar yeterli değil. Bu yüzden küçüklüğünden beri Vahdettin’in hizmetinde olan Afife Rezzemaza’e kulak verdik. Rezzemaza, hatıratında sürgündeki Sultan’ın borçları yüzünden cansız bedeninin yattığı tabutuna bile haciz geldiğini anlatıyor.

Esasında zavallı hünkârın matem ve kederinden vaktinden evvel vefat etmesi tahmin edilebilirdi. Aşırı derecede içtiği sigara ve kahve sıhhatini mahvetmişti, ilâveten geceleri kederinden istirahat edemiyordu. Bîtab halde bir de yanında bulunan ailesinin ve maiyetinin istikrarını düşünüyordu.”

Sultan Vahdettin’in sürgünden sonra nasıl bir hayat yaşadığını, günlerini nasıl geçirdiğini merak edenler için kurulmuş bu cümleler, saray cariyelerinden Afife Rezzemaza’ya ait. Küçük yaşta saraya giren Rezzemeza, 1924 yılında hanedan üyeleriyle birlikte Vahdettin’in sürgün edildiği yere, San Remo’ya gitmiş ve ailenin yaşadığı her şeye yakinen şahit olmuş. Bütün yaşanılanları ise anbean kaleme almış. İşte yukarıdaki cümleler de Rezzemaza’nın anı defterine yazdığı anekdotlardan bir kısmı. Timaş Yayınları’nın ‘Vahdettin’in Saraylısı Anlatıyor’ adıyla tarih severlerin istifadesine sunduğu hatıratta Rezzemaza öteki Vahdettin’i anlatıyor.

Takdir edilir ki, Sultan Vahdettin Han, Osmanlı’nın son padişahı olması dolayısıyla hayli kederli ve kimsenin yaşamak istemeyeceği bir ömür sürdü. Lakin resmî tarihin çocukları olarak biz, bu durumdan çok haberdar olmadık. Olsak da bir şey fark etmezdi muhtemelen. Zira, resmî tarihte onun yeri belliydi; o hain bir padişahtı. Rezzemaza, hatıratında durumun hiç de anlatıldığı gibi olmadığını ifade ediyor bir bakıma. “Zat-ı Şahane hatalarına rağmen yaşadıklarını hak etmemişti.” diyor. Peki, ‘Osmanlı’nın Son Padişahı’ bizim bilmediğimiz neler yaşamıştı ve nasıl biriydi de Rezzemaza böyle bir yorumda bulunuyor?

Padişah olmak gibi bir emeli yoktu

Rezzemaza’nın hatıratına göre Sultan Vahdettin, ihanet eden değil ihanet edilendi. Bahtsızlığı, bitmiş bir imparatorluğun padişahı olmasıydı sadece. Üstelik padişahlık gibi bir talebi de yoktu. Sultan Abdülmecid Han’ın en küçük oğluydu, Sultan II. Abdülhamit ve Mehmet Reşat’ın da kardeşiydi. Abisi Mehmet Reşat’ın ölümü üzerine, 57 yaşında (3 Temmuz 1918) veliaht oldu. Bu makamı hiç düşünmediğini o an sarf ettiği şu sözler açıkça ortaya koyuyor: “Ben bu makam için hazırlanmadım. Çocukluğumdan beri vücutça rahatsız olduğumdan layikiyle tahsil edemedim. Yaşım kemale erdi, dünyada bir emelim kalmadı. Biraderle hangimizin evvel gideceğimiz malum olmadığından bu makamı bekleyişte değildim. Fakat takdir-i İlahi böyle teveccüh etti, bu ağır vazifeyi deruhte eyledim. Şaşmış bir haldeyim, bana dua ediniz.”

Sultan Vahdettin’in şanssızlığı sadece beklenmeden gelen veliahtlık değildi. Onu, kargaların üzerine üşüştüğü bir devlet bekliyordu. Bu yüzden şanssız sayılabilirdi. 36. padişah, bu zorlu dönemde bir tek yaveri Mustafa Kemal’e güvendi. Öyle ki, son yıllarda çokça gündeme gelen “Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışını Vahdettin istedi” bilgisi Afife Hanım tarafından da belirtiliyor. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmadan Vahdettin’i ziyaret ettiği ve uzunca konuştuklarını anlatıyor Rezzemaza. Bu konuşmaların içeriğini bilmediğini ifade ediyor, ama Sultan Vahdettin’in Mustafa Kemal’i kurtuluş olarak gördüğünü de dile getiriyor. Ardından algıları yıkacak anekdotlar veriyor süreçle ilgili. Mesela Sultan Vahdettin’in, Mustafa Kemal’in Anadolu’da yaptıklarını uzaktan heyecanla ve merakla seyretmesi buna önemli bir örnek. Burada Cumhuriyet devrinin çizdiği Vahdettin portresinin dışında bir padişah söz konusu. Bilinenin aksine Zat-ı Şahane, Milli Mücadele’nin en taraflı savunucusuydu. Elbette, bütün bunlara rağmen saltanatın devamını istiyordu. Bu yadsınamaz bir gerçek. Ama saltanatı için, İngilizlerle işbirliği yapması söz konusu değil saraylısının da ifade ettiği üzere. Rezzemaza, İstanbul işgalinde, İngiliz askerlerinin sultanı bir nevi tutsak ettiklerini ve elini kolunu bağladıklarını paylaşıyor tarih meraklılarıyla: “Bu halde Zat-ı Şahane’yi en çok halkın İngilizlere gösterdiği tepki ve Anadolu’dan gelen haberler sevindiriyordu.”

Naaşı, 40 Gün Evinde Bekletiliyor

Lakin, tüm bunlar Sultan’ı makus kaderinden alıkoymaya yetmiyor. Memleketinin düşman elinden kurtuluş zaferini mutlulukla yaşama fırsatına eremeden eline gelen bir belgeyle sınır dışı edildiğini öğreniyor Vahdettin Han. Ve Osmanlı’nın son padişahı, devrik padişah olarak ufak tefek eşyalarla haremini bile yanına alamadan İstanbul’a ve tarihine veda ediyor. Rezzemaza’ya göre, Sultan, Ankara Hükümeti’nin bildirdiği bu kararı olgunlukla karşılıyor ve devletin refahı için kendi hayatını feda ediyor. Haksız da sayılmaz Rezzemaza. Zat-ı Şahane’nin San Remo’da yaşadığı zorluklar aslında hain olmadığının ve bunların hiçbirini hak etmediğinin delili.

Sultan, İtalya’nın San Remo kentine yerleşiyor sürgün kararından sonra. Dört yıl sonra da aynı şehirde vefat ediyor. Hem de kederinden. Rezzemaza, Sultan’ın çok cüz’i bir parayla yurtdışında yaşadığını ve kısa sürede bu paranın bittiğini söylüyor. Bu yüzden ailesini sıkıntıya düşürmek istemeyen padişahın borçla yaşadığını kaydediyor. Rezzemaza’nın Vahdettin hakkında verdiği bilgiler içinde en trajik olanı ise Zat-ı Şahane’nin bu borçlar yüzünden naaşının kaldırılamayışı. Öyle ki öldüğü gün evine haciz geliyor Sultan Vahdettin’in ve icra memurları naaşının bulunduğu tabuta haciz koyuyor. Borç ödenemediği için de cenaze işlemleri gerçekleştirilemiyor. Padişahın cansız bedeni, San Remo’daki evinde, tabutu hacizli olduğu için tam 40 gün bekletiliyor. Acılı ailesi, kokusundan durulmayan bu cenazeyle birlikte yaşamak zorunda kalıyor ne yazık ki. Nihayet 40 gün sonra eş dostun yardımıyla haciz kaldırılıyor; Türkiye tarafından kabul edilmeyen cenaze, Şam’daki Sultan Selim Camii’ne defnediliyor. Sultanın hüzünlü talihi ise ölümünden sonra da ailesinin peşini bırakmıyor...

Sevim Şentürk
Yeni Bahar Dergisi


Dilerim derdim affıma vesile olur..





Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Tabutu Hacizli Padişah: Sultan Vahdettin


Evet...

Yukarıdaki hazin hikayede zavallı bir Osmanlı sultanı anlatılıyor...
Ancak yazıda benim garibime giden bazı noktalar var....

Sultan Vahdettin hakkında bildiklerimiz resmî tarihin öğrettiklerinden ibaret. Ancak bunlar yeterli değil.


Bana komik gelen bir cümle resmi tarih vahdetti'nin ülkeyi
terkettiği güne kadarını yazar...

Resmi tarihin Yeterli olmayan kısmı vahdettinin vahdettinin San Remodaki hayatı imiş...gülme
Vahdettinin san remodaki sürgün hayatı resmi tarihi neden ilgilendiriyorsa...??

İkinci noktada :

Alıntı: Bilinenin aksine Zat-ı Şahane, Milli Mücadele’nin en taraflı savunucusuydu. Elbette, bütün bunlara rağmen saltanatın devamını istiyordu.Bu yadsınamaz bir gerçek.

Milli mücadelenin en taraflı savunucusuydu ama Mustafa Kemal 'i
hain ilan etmekten ve katli vaciptir fetvasına fermen vermekten de
geri kalmadı...

Saltanatın devamını istiyormuş...???

Şüphesiz ister...ister de..

Yukarıda anlatılan hastalıklı ve zavallı haliyle mi ülkeyi
yönetmeyi düşünüyordu....Orasını bilmiyoruz...gülme

[/b]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 11-04-2013, Saat:02:19 AM, Düzenleyen: İLİMCİ.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.