“İlk önceleri bağımsız bir söylem ifade etsek de şimdiki gerçekliklerde biz ayrı bir Kürt devleti istemiyoruz. Bazen silahlı mücadele değil de demokratik yolları en başta neden denemediğimizi düşünüyorum doğrusu. Biz Türk vatandaşlığını ve kimliğini bir üst kimlik olarak kabul ediyoruz. Ama özde Kürdüz. Bunun kabul edilmesini istedik. Yoksa biz Türklerle aynı gemide olduğumuzu biliyoruz. Belki inanmazsınız ama Türkiye ile bir başka devlet savaşsa biz Türkiye’nin yanında oluruz. Çünkü aynı gemideyiz ve bu gemi batarsa biz de batarız. Bunu biliyoruz. DEHAP (DTP’nin o zamanki adı DEHAP’tı) bizi tam olarak temsil edemiyor. Yetersiz kalıyor.” diyordu 2003 yılında Siirt E Tipi Cezaevi’nde bulunan bir PKK mensubu.
“Stratejik Boyut” adlı sitede yayınlanan bu PKK mensubunun 6 sene önceki açıklamalarına göre DTP ve PKK’nın bu süreçteki tavır ve samimiyetinin netleşmediği görülüyor. DTP’nin PKK’ya rağmen bir yaklaşım-çözüm üretemeyeceği anlaşılırken, gerçekten çözüm sürecinin önündeki iki önemli engelin de DTP ve PKK olduğuna, çözümden yana olanların ne PKK’ya ne de DTP’ye güvenmediklerine, çünkü DTP ya da PKK’nın Kürtleri temsil etmediğine dikkat çekiliyor.
DTP’nin PKK’dan bağımsız olarak düşünülemeyeceği, bağımsız politikalar ve inisiyatifler içinde olamayacağı, şu halde süreçte PKK’nın tavrının etkili olacağı kaydediliyor.
Son olarak yaşanan Eruh çatışmasında yitirdiğimiz 7 fidanımızı düşündüğümüzde PKK’nın bu süreçteki tavrının medya platformlarında sorgulanmadığı ve analiz edilmediği gerçeğiyle karşılaşılıyor. PKK’nın bu konuda herhangi bir açıklama yapmamış olması da dikkat çekici.
Öte yandan Zaman gazetesinin haberine göre PKK'nın şehir yapılanması olan KCK'nın provokatif eylem hazırlığında olduğunun ortaya çıktığı vurgulanıyor. Örgütün, Abdullah Öcalan'ın yol haritası avukatlara verilinceye kadar eylemlere devam etmeyi kararlaştırdığı, KCK’nın, güvenlik güçlerini tahrik ederek halkla karşı karşıya getirmeyi planladığı, yaşamı felç edecek her türlü eylemin meşru olduğunu bildirdiği açıklanıyor.
Bütün bunlara rağmen tereddüt etsek bile PKK’nın da gerçekten çözüm istediği varsayıldığında örgüt içinde ve örgüt çizgisi dışında faaliyet gösterebilen derin kadronun süreci sabote edebileceği düşünülüyor. PKK içinde etkin pişmanlıktan yararlanabilecek durumda olan genelde alt seviyedeki kadrolarda yer alanların aslında çözümden yana olduğu, süreci tıkayanların üst düzey yöneticiler ve dolayısıyla aynı tayfanın devamı olan siyasi uzantıları olduğu anlaşılıyor.
Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, terör örgütünün silah bırakması bağlamında iki seçenek üzerinde duruluyor. Buna göre terör örgütünün silah bıraktığını açıklaması ve daha sonraki süreçte Bölgesel Kürt Yönetiminin de eşgüdümünde elindeki silahları Irak makamlarına teslim ederek BM denetimindeki Mahmur Kampı’na yerleşmesi öngörülüyor. Mahmur Kampı’ndaki militanların da daha sonra gruplar halinde eve dönüşü planlanıyor.
İkinci seçenek olarak ise terör örgütü militanlarının silahsız biçimde Kandil’den inip doğrudan Bölgesel Kürt Yönetimi aracılığı ile Habur’da Türk güvenlik güçlerine teslim olması gösteriliyor. Açılımın gündeme gelmesinden sonra bu yolu kullanarak bazı terör örgütü mensuplarının teslim olması, bu formülün fiilen uygulamada olduğunu kanıtlıyor.
Her iki seçenek bağlamında dağdaki militanların indirilmesi için aileleri ile görüşmeler yapılarak etkin pişmanlıktan yararlanmalarının sağlanacağı belli oluyor.
Sonuç olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ifade ettiği gibi Kürt açılımında rol alan ve alacak tüm aktörlerin gözden kaçırmaması gereken en can alıcı nokta, Kürt siyasetçisinin de, Türk siyasetçisinin de, Kürt aydınının da Türk aydınının da, DTP’nin de daha cesur olmak zorunda olduğu. İyi ve devamlılık arz edecek bir sona ulaşmak için terörden uzak, cesur davranışlar gerekiyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com