You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

SÖMÜRGECİLERİN İSLÂM’A DÜŞMANLIKLARI

SÖMÜRGECİLERİN İSLÂM’A DÜŞMANLIKLARI

Üye
SÖMÜRGECİLERİN İSLÂM’A DÜŞMANLIKLARI
SÖMÜRGECİLERİN İSLÂM’A DÜŞMANLIKLARI -IBismillahirrahmanirrahim
Bunların İslâm’a karşı düşmanlıkları garipsenmemelidir. Çünkü hiçbir sömürgeci,
İslâm’ın uygulandığı bir ülkede sömürüsünü devam ettiremez. İslâm sömürüyü kesin olarak
yasaklamıştır.
Sömürgeciler, Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırmak için çeşitli yollara başvurmuşlardır.
Herhangi bir İslâm ülkesine, İslâm’ı yürürlükten kaldırma ortamını hazırlamadan girmemişlerdir.
Bunlardan bir kısmı da İslâm ülkelerinin başında bulunan yöneticileri Müslümanlara
musallat etme, misyonerlerini İslâm ülkelerine yayıp batıl düşünceleri ile Müslümanları
zehirleme ve Müslüman ülkelerinde kiralık kalemler bulma ve bir kısım üst düzey
idarecileri, mason locaları vasıtasıyla kontrol altına almak şeklinde uygulamaya koymuşlardır.
Emperyalist güçler, İslâm’ı kaldırmak, yerine kendilerinin uydurdukları kanunlarını
tatbik edilmesini isterler. Aslında yoksulluğa, ahlâksızlığa, fitne ve fesada, yakıp yıkmaya,
tam manasıyla anarşiye ve teröre götüren bu adi kanunlarını Müslümanları yönetenlere,
medeniyet, kuvvet ve ilerlemeye götürmenin tek yolu olarak tanıtırlar. Çünkü, tecrübeden,
idareden aciz olan bu idareciler de bu kanunları rahatlıkla kabul ederler. Müslümanlara güç ve
kuvvet veren, sömürü kabul etmeyen ilâhi nizamla Müslümanların arasını açmak isterler. Eski
İngiliz Bakanı Cladestonavam, avam kamarasında yaptığı konuşmasında: “Müslümanların
elinde Kur'an bulunduğu müddetçe İngiliz İmparatorluğu orada varlığını sürdüremez”
demiştir.
Emperyalist güçler, Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırmak için misyonerlerini
harekete geçirmektedirler. Çünkü bunlar, bir Müslüman’ın kolayca dininden vazgeçmeyeceğini
bilmektedirler. Bunun için dolaylı yollardan aldatıcı tuzaklar hazırladılar. Müslümanları
birbirine düşürdüler, düşman yaptılar. Müslümanlara kendi okullarında, ilimle dinin
birbirinden ayrı olduğunu, dinin ilme ve ilerlemeye karşı olduğunu, insanlığın ilerlemesi ve
medeniyete ulaşması için dinin değil, ilmin gerekli olduğunu aşılamaktadırlar. Bunun için de
kendi Hıristiyanlıklarını örnek verirler. Her zaman ilmi tahsil etmeyi emreden yüce İslâm
dinini de kendi batıl dinlerine benzetmeye çalışırlar.
Misyonerler, Müslümanların gerilemelerinin dine bağlı olmalarından doğduğunu, dini
devletten ayırmadan ilerleme olmayacağını, Avrupa’da olduğu gibi medeni hükümetler
kurulmasını, kendi okullarımızda, kendi hocalarımızın lisanıyla bizlere telkin etmektedirler.
Böylece sömürgeciler, Müslümanların kafalarını dağıttılar, kalplerini bulandırdılar, yoldan
çıkardılar ve batıl davalarını yaymayı büyük çapta başardılar. Çünkü Müslüman geçinen
idareci ve yazarların çoğu onların fikirlerinin üretildiği okullardan mezun oldular. Neticede de
sömürgecilerin fikirlerini benimseyen bu insanlar, bu sapık fikirlerini kendi halkının
kabullenmesi için akla gelmedik zulümler yaptılar ve yapmaktadırlar.
Emperyalistler bununla da kalmadılar. Bir takım kalemleri ve yazarları kiraladılar.
Dine karşı hücuma geçirdiler. “Dinin devletten uzaklaştırılması” tezini savundurdular.
Böylece emperyalist güçler İslâm ülkelerinde sömürülerini devam ettirdiler.
Dış güçlerin ve misyonerlerin başarıya ulaşmalarına büyük katkıda bulunan
sebeplerden biri de, okullarda din eğitiminin yasaklanması, okutulan bir çok kitabın
Avrupalıların kitaplarından tercüme edilmesi ve eğitim kurumlarının çoğunun başında
emperyalistlerin uşaklarının bulunmasıdır. Böylece Müslümanların çocukları sömürgecilerin
ve misyonerlerin istedikleri Avrupa kafası ile yetiştirildi. Okullarından, kendi dinlerinin idare
2
ve yönetim için geçersiz ve yetersiz olduğunu öğrenerek ayrıldılar. Dinin dünyevi
meselelerden uzaklaştırılmasının gerekliliğine, sadece insan ile Allah arasında kalmasına
inandırdılar. Dinden uzaklaştığı nispette medeniyete ve ilerlemeye kavuşulacağını zannettiler.
Ortaya çıkan kalbi boş, melez nesiller zamanla İslâm ümmetinin başına geçtiler ve
geçirildiler. İslâm düşmanlarının çizdiği planları uyguladılar. Neticede misyonerlerin elinde
oyuncak, kukla oldular. Kendi beyinsizliklerine bakmadan, İslâmiyet ile Hıristiyanlığı aynı
terazide tartmaya kalktılar. Oysa İslâm dini, Hıristiyanlık gibi sadece maneviyattan bahsedip
kalmamakta, hayatın bütün dallarını tanzim etmekte, büyük-küçük bütün meselelere bir hal
çaresi getirmektedir. İslâm, Müslüman toplumun, İslâm dini esasları üzerine kurulmasını
emreder.
İslâm yönetimin, idarenin ve bütün kanunların İslâm dininden alınmasını farz kılar.
Bununla beraber, İslâm alimlerine ve İslâm hukukçularına herhangi bir ayrıcalık tanımaz.
Mutlaka onların idareci olmalarını da emretmez. Diğer taraftan, İslâm dini inanç özgürlüğünü
korur. Hıristiyanlıkta olduğu gibi, kişinin belirli bir inancı kabul etmeye zorlanmasını
yasaklar. Allahü Teâlâ (c.c.) bir âyet-i celilede şöyle buyuruyor: “Dinde zorlama yoktur.”
(Bakara:256). İslâm ülkelerini Hıristiyanlara benzeterek din ayrı devlet ayrı iddiasında bulunmak,
tamamen ilimden yoksun boş bir iddiadır. İslâm şeriatı 13 asır İslâm ülkelerinde uygulandı ve
bu ülkeleri zilletten kurtarıp izzet ve şerefe kavuşturdu. Müslümanları dünyanın önderleri ve
kumandanları yaptı. İnsaf sahipleri bir de bugünkü durumumuzu düşünsünler. İslâm dinini
devletten ayırmanın hiçbir gerekçesi yoktur. Sadece bu, ülkenin insanını dinden uzaklaştırıp
sömürgecilere köle eder ve sömürünün devamını sağlar. İslâm dininin devletten ayrılması
demek, ruhun vücuttan ayrılması demektir.
İslâm dinine göre devlet dinin bir parçasıdır. İslâm nizamını tatbik etmek, insanlara
hizmet etmek bir ibadettir. Allah (c.c.)’ın hükmünü, O’nun dinini bırakıp beşeri kanunlara
başvurmak, İslâm’dan çıkmaktır, küfürdür. “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte
onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide:44). Diğer yandan Hıristiyanlarda olduğu gibi,
Müslümanlarda iktidar için çarpışan (din adamları, devlet adamları) iki kuvvet yoktur ve
olmamıştır da. İslâm’a göre, hem dini konuları hem de dünyevi işleri yürüten tek bir sistem
vardır. İslâm devleti tamamen İslâmî esaslara dayandığı için, din-devlet ayrımı şöyle dursun,
din ve devlet tamamen birbiriyle kaynaşır, tek bir kuvvet haline gelir. Çünkü İslâm’da din
devletsiz yaşayamaz, devlet de dinsiz olmaz.
Sömürgecilerin ve batılıların “din devleti geri bırakır” iddialarını, bizzat kendilerinin
dinlerine bağlı olmaları çürütür. Hiçbir batılı ülke dinini ortadan kaldırmak, kilisesini yıkmak
için çalışmamıştır. Hatta bunlar İslâm ülkelerinde Hıristiyanlığı yaymak için milyarlarca dolar
harcıyorlar. Eğer din milletleri geri bırakıyorsa niçin kendi dinlerini tamamen yasaklayıp
medeniyetin zirvesine ulaşmıyorlar? Ve yine niçin dini yaymak için, daha başka yerlerde
değerlendirebilecekleri milyar dolarları harcıyorlar?
Şayet herhangi bir dinin tabiatında insanları geri bırakacak bir esas varsa ki, hakiki
bozulmamış dinlerde böyle bir şeyin olması mümkün değil, hele İslâmiyet için düşünmek
cahillikten başka bir şey değildir. İslâm dininin tabiatı insanları ilerlemeye ve en üstün olmaya
teşvik eder. İslâm çalışmayı emreder, tembelliği kesin yasaklar. İyilikte bulunmayı,
yardımlaşmayı, merhametli olmayı, toplumu korkaklıktan, cehaletten, acizlikten ve fakirlikten
kurtulmaya davet eder. İslâm, toplumu kardeşlik, adalet ve eşitlik esasları üzerine kurar.
Diktatörlüğe, çıkarcılığa, ihtikâra, sömürüye, zulme ve bütün fenalıklara karşı çıkar. Eğer
İslâm hükmetse, bütün dünya bu yüce nizamda dertlerinin ilacını, sorunlarının çaresini
bulacaktır. Netice olarak bugün buhran içinde kıvranan insanlık huzura, adalete ve refaha
kavuşacaktır. Birlik ve beraberliği sağlayacak, karşısına çıkan bütün engelleri aşacaktır. Bu
hayal değil, bir gerçektir. Zira tarih buna şahittir.
3
SÖMÜRGECİLERİN İSLÂM’A DÜŞMANLIKLARI -IIBugün
Müslümanlarla emperyalistler arasındaki savaş, en kritik bir aşamadır. İnşallah
Müslümanların zaferi, sömürgecilerin kahrolmasıyla neticelenecektir. Çünkü sömürgecilerin
ve onların İslâm ülkelerinde idareyi ellerinde bulunduran uşaklarının zulmü ve İslâm’a karşı
tavırları, milletimizi daha da uyandırdı ve şuurlandırdı. Sömürgecilerin İslâm’dan son derece
korktukları anlaşıldı. Böylece vatanını, dinini seven bir çok insanlar da İslâm’a davet edenler
ordusuna katıldı ve her geçen gün de elhamdülillah çoğalmaktadır.
Artık vatanını dinini seven insanların, sömürgeci ve yerli uşakların oyunlarına,
aldatmalarına ve yaptıklarına susmaları mümkün değildir. İçerideki ve dışarıdaki soyguncular,
sömürücüler, kendilerini boşuna yormasınlar. Müslümanları aldatma devri sona ermiştir.
Artık din ayrı, devlet ayrı düşüncesi rafa kaldırılmış ve müzelik olmuştur. Çünkü sel gibi akıp
gelen Müslüman gençlik bize bunun müjdesini vermektedir.
Ey yeryüzünün umutsuz, boynu bükük, gözü yaşlı Müslümanları!... Vaat edilen
günlerin tan yeri ağarıyor. Yakın olan zafer gününe hazırlanın. Göz yaşlarınızı silin. O gün
pek yakındır. O gün bütün Müslümanlar Allah (c.c.)’ın zaferi ile sevineceklerdir.
Emperyalistler ve yerli uşakları, dünyayı anarşi ve terör bataklığına bağlamaya çalışan
Siyonist Yahudiler, akıbetlerinin ne olduğunu görecekledir. Şimdiden mukaddes cihadınız ve
zaferiniz mübarek olsun!...
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.