camiye gidecekmişim, öyle dedi babam.
kitabı öğrenmem gerekmiş..
annem de öyle derdi. ama annem uzaklara gitti,
ben de camiye gittim.
giderken üzerine bastığım kaldırım taşları,
annem de ordan gitmişti.
görünce üzülüyorum o kaldırım taşlarını.
acım büyük.. kaldırın o taşları..
acım büyük kaldırın o taşları...
kalabalıktı cami. kayıt yapılacakmış
-hoca ,baban nerde dedi,
işte dedim.
annen gelsin dedi..
-bende dedim anneme gel 'sin' anne.. kalbime, camiye,kaldırımlara...
gelmedi annem. hoca bana baktı ben hocaya, birde uzaktaki kaldırıma..
elimde bir cüz.. annemin ismiyle başlayan cüz.
hoca bana ilk harfi sordu
ben annem dedim.
çocuklar güldü,hoca bana baktı ben hocaya,
kaldırımlar gözükmüyor; çünkü onlar uzakta..
günler geçti. çok çalışııp fatihayı da gulhüyü de öğrendim.
hadi anneme gidelim baba. o gelmeyecekmiş.
ha hocada çağırma. paramız cebimizde kalsın.
dedim ya,
fatiha da gulhüde artık aklımda...
Biliyor musunuz?
Benim hiç ütülü gömleğim olmadı, hiç öf diyemedim,
hiç sıcak çorba içemedim , yatak düzlemesini de bilmem…
Çok iyi bir babam var mesela..
Başka çocukları seven, başka çocuklara şeker alan, onlara hikaye anlatan...
O çocuklar da seviyor babamı, baba diyorlar hatta..
Söyler misiniz? Sizin hiç babanız başka çocukları sevdi mi?
Bide anneleri var o çocukların; annemin yatağında yatan anneleri..
Ellerinden tutup gezdikleri, ağladıklarında susturduğu ,
acıktıklarında çorba yapan anneleri…
Ben sevmezdim gezmeyi, ağlamam da hiç…
Yalan söyledim evet.. ağlıyorum ben.
Ağlıyorum, ama kimse susturmaz beni…
Sizin bunları yapan anneniz oldu mu?
Ya da
sizin hiç anneniz öldü mü?
Osman Nuri Ünsal