Kelimenin kökenine doğru ilerleyince ulaşılan mânâ bakımından siyaset bir ucuyla “idam”a varıyorsa, diğer ucuyla da “seyislik” yani at bakımı ve terbiyesine varıyor. Siyaset kelimesinin taşıdığı bu anlama bakarak siyaset yapanların yalnızca kurallara riayet edici değil, aynı zamanda ve daha çok kural koyucu, kural gözetici bir özellikte olmaları gerektiğini düşünürüz. Oysa siyaset hiçbir siyasetçinin kendi başına dayatamadığı şartlar altında yapılabiliyor. Siyaset adamlarının yönetimi altında bazı alanlar bulunduğu kesin. Onların yönetemedikleri siyasetin bilhassa kendisidir. Verili şartlardan en çok yararlanan en başarılı siyaset adamıdır. Şartları değiştirme gücü söz konusu olduğunda siyasetçilerin en başarılısıyla en başarısızı arasında hiç fark yoktur.
27 Mayıs 1960 ihtilâli Türkiye’deki siyasi şartların “idarenin idaresi” bağlamında değiştiği dönüm noktasıdır. O tarihe kadar siyaset adamları yaptıkları siyasetin siyaseti yönetmeye kadar uzanmadığını bilirlerdi. Bu bilgi yürüttükleri siyaseti sağlam ve gerçekçi kılmıştı. İhtilâlin uzantılarından biri olarak yeni anayasa meselesi ortaya atıldığında geçmiş dönemin baş siyasetçisi İsmet İnönü, 1924 Anayasası’nın yürürlükte kalmasının hiçbir şeyi aksatmayacağını ileri sürmüştü. İsmet İnönü’nün gücü siyaseti yönetmeye yetmedi. Yeni bir Anayasa hem yapıldı ve hem de halkoyuna sunuldu. Kimileri tarafından hâlâ hayırla yâd edilen 1961 Anayasası ret oyu verme propagandası yasaklandığı halde Türk halkının yüzde kırk dördü tarafından reddedildi. 27 Mayıs’tan yirmi sene sonra 12 Eylül 1980’de yapılan asker” darbe de bir Anayasa getirdi. 1982 yılında halk oyuna sunulan Anayasa dikkat çekici bir “evet” kampanyası vuku bulmaksızın Türk halkından yüzde doksanının üzerinde kabul gördü. Türkiye’nin onuncu cumhurbaşkanı henüz mesleğini anayasa korumasına ilişkin bir alanda icra etmekte iken görünür bir halk desteği olan bu Anayasa’yı eleştirmesiyle dikkat çekti.
Ne işimize yarayacağını pek kestiremiyorum; ama Türk siyasetinin başına siyasetçilerin siyaseti yönetemediklerini bilmeden siyaset yapmaları sebebiyle gelen felâketin farkına varmamız gerektiğini düşünüyorum. Sınırlarını bilmeksizin siyasete dalmanın 1960 ihtilâlinden şimdiye kadar memleketin hali itibariyle doğurduğu sonuçlar siyasilere endişe verici gelmedi ve görünen o ki bundan sonra da memleketin istikbali itibariyle doğuracağı sonuçlar siyaset yapanlara endişe verici gelmeyecek.
İSMET ÖZEL