RE: Şiirlerim
Nazım hikmet
var olan varlığı inkâr ediyorsun!
Şu mavi deniz şu yelkenli gemi
Mademki kendi fikrindir
ne umman, ne zaman var,
Ne senin haricinde bir vücut
ne senden evvel kimse mevcut,
ne senden sonra kâinat baki
bir sen bir de Allah hakikî.
Neş'e kavganın musikisidir.
Kavgada kuvvetini kaybetmiş gibidir biraz neş'enin çelik ahengini duymayan adam; neş'e ... iyi şeydir vesselam,
Beynimiz bal yoğuran bir kovan. Ona balı dolduran arıdır hayat.
Aldığımız hislerin sonsuz pınarıdır kâinat! Kâinat geniş derin uçsuz ve bucaksız! Biz onun parçaları ve
ondan doğan bir sürü bacaksız!
bizimkiler güldüler mi,
ağız dolusu gülüyorlar.
Çünkü biz anasını inkâr etmeyen biz emir verenlerden değiliz!
Bağlıyız toprağa kalın halatlar gibi
seyretmedeyiz cihan içinden cihanların doğuşunu
sonsuz maviliklerde
kuyrukluyıldızların
sırma saçlarından kalan izler.
Her habbe koynunda
bir kubbeyi gizler!..
Şu denizler,
şu denizlerin üstündeki rüzgâr
Şu inci bir gerdanlık gibi
damlayan su şu bir damla su,
uzaklaştıkça, yaklaşılan
hakikati gizler..
Onlar ki toprakta karınca,
suda balık havada kuş kadar
çokturlar korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar ve kahreden
onlardır, destanımızda yalnız onların maceraları vardır.
Onlar ki uyup hainin iğvasına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.
Demir,
kömür
ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kolları
ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yolları
sürülmüş toprak ve şehirlerin bahtı
destanımızda yalnız onlar vardır.
bir şafak vakti
karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman.
En bilgin aynalara
en renkli şekilleri
aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur denildi
Açlık ordusu yürüyor
ekmeğe doymak için
Açlık ordusu yürüyor ekmeğe ete kitaba ve hürriyete doymak için. Yürüyor köprüler geçerek yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak yürüyor ayakları kan içinde.
Açlık ordusu yürüyor
adımları gök gürültüsü
türküleri ateşten
bayrağında umut
umutların umudu bayrağında.
Açlık ordusu yürüyor ekmeksizleri ekmeğe hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için yürüyor ayakları kan içinde.
sende, ben, uzaklığı, sende, ben, imkansızlığı seviyorum. fakat asla ümitsizliği değil.
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde,
dişler kenetli,
ayaklar çıplak ve
ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları,
bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim...
Değil birkaç
Değil beş on
Otuz milyon
Aç bizim!
Açlar dizilmiş açlar!
Ne erkek, ne kadın,
ne oğlan, ne kız
Sıska cılız
Kimi kemik dizlerine vurarak
Yuvarlak bir karın taşıyor!
Kimi deri... deri!
Yalnız yaşıyor gözleri!
Hele bunlar
bunlarda öyle bir ağrı var ki,
öyle bakarlar ki!
Ağrımız büyük, büyük, büyük!
Fakat imanımıza inemez tokat!
Demirleşti bağrımız,
çünkü ağrımız
Otuz milyon aç bizim
Başım köpük köpük bulut,
içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım
Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen farkındasın, ne polis
Ben bir ceviz ağacıyım
Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi Yapraklarım ipek gibi tiril tiril,
gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir,
tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum İstanbul'a
.
Yapraklarım gözlerimdir,
şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim İstanbulu
Yüz bin yürek çarpar,
Ben bir ceviz ağacıyım
Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
Gönlümle baş başa düşündüm ;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.
Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin
Ayrılmak istemezsin dünyadan,
ama o senden ayrılacak.
Yani sen elmayı seviyorsun diye,
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Kitaba düştüm,
sabahtan akşama kadar okuyorum.
Kitaplar akıllı
Kitaplar büyük
kitaplar çocuk.
Kitaplar en uzak,
en güzel yolculuk
fakat sensiz...
Okuman lazım evlat. Evirip çevirmeyi, göze girmeyi bırakıp
okuman....Bin düşün oğlum,
”Mutlu olmak için büyük nedenlere gerek yok.Cebimde 75 kuruşum var, havada bahar.”
Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi. Çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin..
Herkesle kavga ediyorum
Karışıyorum her şeye,
Üstüme vazife olmayan işlere
sokuyorum burnumu.
Tatsız bir insan oldum velhasıl
Sende ben, imkansızlığı seviyorum,
Fakat asla ümitsizliği değil...
Çok şükür aşığım ...
bir tek insana,
yüz milyonlarca insana,
bir tek ağaca,
bütün ormana,
tek bir düşünceye, ve fikre
bir çok düşünceye aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir...''
aşık olmadan yaşamak,
yaşamak değildir...''
tek bir düşünce ve fikre aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir...''
-Siz istiyorsunuz ki; çöllerin ortasında bıraktığınız insanlar size gül bahçeleri sunsun.
''Ve kadın...
Işığıyla, neşesiyle,
kahkahasıyla başınızı döndürebiliyorsa...
Gözleri gözlerinizi okuyorsa...
Sevinci hüznü paylaşabiliyorsa...
O Kadın" sizin kadınınızdır...''
Geceleri uyku tutmuyor.
Kabahat sende!
Beni uyutmuyorsun.
Senden davacıyım.”
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın!
Sizi canımda
canımın içinde,
kavgamı kafamda götürüyorum.
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın...
Resimlerdeki kuşlar gibi
dizilip üstüne kumsalın,
mendil sallamayın bana
İstemez..
Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok matem tutmaya!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Yine görüşürüz
dostlarım benim
yine görüşürüz...
Beraber güneşe güler,
beraber dövüşürüz...
-Yürekli bir kadının başı , yüreksiz bir adamın omzuna ağır gelir.
Sen ey
her şey,
sen ey AÇLIK!!!
Çıplak ayaklarına alnımı koyar
andederim ki, derim ki:
DÖĞÜŞECEĞİM,
benim, bizim, onun, onların değil
SENİN mukaddes karnın doyana kadar
24 saatta 24 saat Lenin
24 saat Marks,
24 saat Engels,
yüz dirhem kara ekmek,
20 ton kitap
ve yirmi dakika şey!..
Ne günlerdi heheheeeeey
onlar ne günlerdi ahbap!!.....
Ben aşkı : hürmet
muhabbet
sadakat, diye anlarım
Halbuki aşk sadece sende.
Sürelim yan yana al atları!
Menzil yakın kurtuluş günü sayılı.
şarkın kurtuluş yılı
bize kanlı mendilini sallıyor.
Al atlarımız emperyalizmin göbeğini nallıyor.
Göğsümde 15 yara var!
Sarıldı 15 yarama kara yılanlar
boğmak istiyor beni! kanlı sular
Saplandı göğsüme
15 kara saplı bıçak.
Kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak
Sorma bana ne kadar seviyorsun diye? O kadar işte! Tavanı kadar sokağın
Niçin kahve içeriz?
Hiç düşündün mü,
alışkanlık denen nesneyi bilir misin, Bilir misin ki insanoğlunun hem en büyük kuvveti hem en büyük kepazeliği bu alışkanlık denen nesnedir!..
En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk Henüz büyümedi. En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve en güzel söz, henüz söylememiş olduğum sözdür…
❝Yüreklerin kulakları sağır.❞
Hiçbir insan başka insanın önünde bütün deliliklerini, ruhunun bütün korkunç taraflarını bu kadar açıkça itiraf etmek cesaretini gösterememiştir.
Ben eğer deliliklerimi, ruhumun korkunç taraflarını açıkça göstere bildiysen seni hudutsuz, uçsuz bucaksız sevdiğimden ve seni kendimden ayırt edemediğimdendir
Herkesin, Yanına gitmek istediği birileri vardır;
Gecenin üçü,
Sabahın körü,
Hatta cehennemin dibi olsa..
Bitten, açlıktan,
sıtmadan betersiniz.
Yüz Türkiye olsa
elinizden de gelse
yüzünü de zincire vurur,
yüz kere satarsınız.
Milletimin en talihsiz gecesi
ana rahmine düştüğünüz gecedir.
"Gel benimle. Mutluluğun suç olmadığı yerlere gidelim."
“Seni çok göresim geldi. Kafamda, gözümde, burnumda, yüreğimde ve ellerimde tütüyorsun...”
memleket gibi yoksuldur odam.
Hoş geldin
ayağını basdın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün güller açıldı penceremde
ağladın avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık
oldu odam...
Hoş geldin ya resulullah hoş geldin
Konuşmayı severim... Fakat herkesle değil...
Kırdılar tazecik yeşil dallarımızı
Kırdılar kitap tutan ellerimizi
Kanına girdiler çocuklarımızın.
Ekmek paylaşılır
Dostlar paylaşılır
Bu dünyada her şey paylaşılır da
Yârin alnındaki ter,
Göğsündeki huzur
Avucundaki sıcaklık, paylaşılmaz
Düşünmenin suç olmadığı bir dünya kurulur mu dersin?
-Cebimde yoktu ,
yüreğimden verdim .
O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi,
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
Belki de yürüyordur,
her kara günümde onu bana
tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!.. –
Ve ne düşünüyor
beni mi? Yoksa ne bileyim
fasulyanın neden pişmediğini mi?
Yahut, insanların neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor,
Sen esirliğim ve hürriyetimsin
Sen memleketimsin.
Sen büyük, güzel ve muzaffer,
Ve ulaşıldıkça ulaşılmaz
olan hasretimsin...
Ne çok şey bilmiyorum,
Cehaletime dehşetli düşmanım.
... ölüm
birleştirmiyor,
ayırıyor insanları.
Ben diyorum ki ona Kül olayım
Kerem gibi yana yana...
Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl
çıkar
karanlıklar
Aydınlığa...
üzüntü çekmemek için ya insanda yürek taştan olacak yahut da dehşetli namuslu olacak yüreğin.
İçimde sarmaş dolaş büyük ve uzak iki şehrin hasreti.”
Dert çok hemdert yok
Yüreklerin kulakları sağır...
Biz kuşlara emanet ettik yüreğimizi;
kendi vicdanında özgür.
Kendi gökyüzünde göçebe.
Ben Yalnız Seni düşünüyorum.
Seni nasıl iyi, nasıl harikulade düşünüyorum bilsen!
Sevmek mükemmel iş delikanlım
Ve insanlar katlediliyor :
ağaçlardan ve danalardan
daha rahat
daha kolay
daha çok.
Kendinden başkasını sevmeyen insan ise şair filan değil,
ancak nefes alan ölü olur.
Hiç aç kalmamış bir insana :
Açlık nedir ? diye sorunuz ...
Hemen anlatmaya çalışır .
Tarifler yapar , tasavvurlar yapar .
Aç kalan insana Açlık nedir sorsan
Bilmem , der . Açlık anlatılamaz ki cevap vermeden yüzünüze bakar . "
Yavrum,Kız olursa tepeden tırnağa
Anasına benzesin
Oglan olursa boyu posu bana.
Kız olursa elâ elâ baksın,
Oğlan olursa maviş maviş.
Kız olsun, oğlan olsun,
Kaç yaşında olursa olsun,
Yavrum düsmesin hapislere
Güzelden haklıdan, barıştan yana
"Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak.Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak."
hepsinden önemlisi,
çocukların ama bütün çocukların,
kırmızı elmalar gibi gülüşü...”
Seni nasıl seviyorum
Ot yağmuru ayna ışığı
balık suyu ve insan ekmeği
nasıl severse annenin çocukları, çocukların anneleri sevdikleri gibi,
Ve dünya öyle büyük,
öyle güzel öyle sonsuz ki
-İnsanların kanatları yoktur,
insanların kanatları yüreklerinde."
Ben senin yanında dahi
hasretim sana!”
Öldüğüm gün hiçbir şeye değil sana hasret gideceğim!
Gözler var :
annedir.
Gözler var :
muhabbet.
Ben bir bahçıvanım sen benim
Yedi yılda açan gülümsün
Erişilmez oluşun yıldırmıyor beni
bilhassa bundan dolayı makbülsün
İstersen bütün bir mektup kağıdına bir tek kelime yaz, kocaman bir tek kelime, mesela ismini ve bana gönder..O da yeter bana!
''Küçük bir mutluluk istiyorum,
O kadar küçük olsun ki, istemesin kimse benden onu...''
ve dövüşebilirim,
doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum
her şey için, herkes için
Seni öyle göresim geldi,
öyle göresim geldi ki dayanamayacağım, yüreğim çat diye çatlayacak sanıyorum.
yeryüzünde insanlar kımıldanmaya başladı başlayalı hiçbir insan hiçbir insana böyle bağlanmamıştır.
Günler ağır
Günler ölüm haberleriyle geliyor
En güzel dünyaları yaktık ellerimizle...
"İster gökyüzünde seyret
ister gözlerimde:
körler onları görmese de
yıldızlar vardır."
Giderayak işlerim var bitirilecek,
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Güller dizildi tepsiye
ama Sevdalara doyulamadı.
İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zаmаn.
“Sen İstanbul’da yaşıyorsun diye İstanbul güzeldir...”
''Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Ayıpsız,
Aşikare,
Yağmur misali...''
ibret al, deli gönlüm, demir sandıkta saklansan bulur seni,
ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.»
Senden uzak olmaktan, seni düşünmekten gayrı düşüncem yani üzüntüm yok. Sabırla, inanarak, ümitle bekliyorum
Ben o yazdıklarımı ancak
sana yazabilirdim Çünkü şu kainat denen nesnenin içinde en çok sevdiğim yürek,üstüne en çok titrediğim insan kalbi senin göğüsündekidir. “
"Benim sevdasında bencil;
Ama yüreğin de sağlam sevdiğim.
Aklıma gelişini seveyim.
Ne güzel darma duman
Ediyorsun beni...."
şu kainat denen nesnenin içinde en sevdiğim yürek, üstüne en çok titrediğim insan kalbi senin göğüsündekidir.
Güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde.İyi ki geçtin dünyadan.
Sahi, ya doğmasaydın...?”
Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni,
derdimi anlatamayacak kadar, memleketime ve insanlarıma sevdalı, hayran ve öfkeliyim.
Hoş geldin yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne leğenim var,
şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
Hoş geldin ayağını basdın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün güller açıldı penceremde
ağladın avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...
Yaşamak ümitli bir iştir, Yaşamak seni sevmek gibi ciddi bir iştir
Rüzgâr kanatlı atlılar
gibi geçti hayat!
kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu mavzerinin yanında,
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Büyük insanlık güverte yolcusu
tirende üçüncü mevki şosede yayan büyük insanlık.
Büyük insanlık sekizinde işe gider
yirmisinde evlenir kırkında ölür
büyük insanlık.
Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
pirinç de şeker de kumaş da öyle
kitap da büyük insanlıktan başka herkese yeter.
Büyük insanlığın toprağında gölge yok sokağında fener penceresinde cam ama umudu var büyük insanlığın umutsuz yaşanmıyor.
şekspır bir yaz gecesi
Bir solucan, bir yılan Çatal dilli yılan! Dünyanın en aşağılık yılanı bile senin yanında masum kalır
bir tek dürüst adama karşılık, milyon tane yemin üstüne yemin bozan düşüyor…
Sevdiğini gördüğün zaman tıpkı gökyüzünde ışıldayan yıldız gibi, bütün pırıltısıyla gözlerini kamaştıracak… derdinin dermanını ondan dilenirsin artık.
Bu insanlar da amma budala oluyor…
Gözyaşları yalan söylemez.
Yüreğiniz nefret doluyken ilan-ı aşk etmez, yeminler, abartılı övgüler düzmezdiniz…
Bir kızı ağlatıp inletmek ne kahramanlık, ne de erkeklik! Genç bir kızın kalbini kırmak, üstüne gitmek, sabrını tüketmek ne soysuz bir davranış!
herkes biliyor. Sen de biliyorsun, bütün samimiyetimle, bütün kalbimle aşkımı ilan ediyorum. Seni ölene dek seveceğim.
Sesini duymamı sağladığı için kulaklarıma ne kadar teşekkür etsem azdır
herşeyimizi paylaşırdık Saatlerce oturur dertleşirdik. Biz kardeşten ileriydik… Bir elmanın iki yarısıydık…
Çocuk masumiyeti, okul arkadaşlığı unutuldu mu! Bütün bunlar unutuldu mu
Şarkıları aynı makamdan söylemiştik… Ellerimiz, seslerimiz, aklımız birdi bizim. Biz bir daldaki iki kiraz gibi birlikte büyüdük. Ayrı görünsek de kalbimiz bir atardı
hayatım üzerne yemin ederim ki seni seviyorum!
Alçakmışım, söyler misin ne kadar alçağım ha!.. Bak boyum kısa olabilir ama tırnaklarım gözlerini oyacak kadar yükseğe çıkabilir
Ufaklık, çekil artık ayak altından. Boyundan posundan utan ufacık boyun var, türlü türlü huyun var
Hadi bakalım hoppa cin, geceyi koyulaştır ortalığı öyle bir sis bürüsün ki yıldızlar falan görünmez olsun. Herkes yolunu kaybetsin, kimse kimsenin yoluna çıkmasın
bu günün işini yarına bırakmayalım ve gün doğmadan bir işi bitirelim
Aşk böyledir işte, deli divane eder…
Ve o meşhur atasözü : davul çalar dengi dengine… Onlar erecek muradına, biz çıkacağız kerevetine.
İnanılmayacak kadar tuhaf. Ben masallara, peri hikayelerine hiç inanmam Böyle saçmalıkları ancak aşıklarla üşütüklerin beyni üretir. Aklı başında olanların karnı toktur…
Deliler, aşıklar bir de şairlerin hayal gücüne akıl sır ermez.
Bir delinin kuyuya attığı taşı kırk akıllı çıkaramaz
İşte aşıklar geldi… Hepsi neş‘e ve sevinç içinde… Hep neş‘eli olun genç dostlarım, yürekleriniz hep mutlulukla dolu olsun
evinizden, yatağınızdan
mutluluk eksik olmasın.
Söyle bakalım, bu akşam için elinde matrak bir şeyler yok mu? Bir oyun, bir müzik Eğlencelik bir şeyler olmazsa bu tembel zaman geçmek bilmez…
kısa ama hazin hikaye
Acıklı ve matrak bir oyun…
Hem acıklı hem matrak!
Hem hazin hem kısa!
Anlaşılan buz kadar sıcak,
kar helvası kadar tatlı bir şey…
İyi niyetle, azimle çalışıp didinmişler, olmayacak eziyet çekmişler ama sonuç sıfır
Samimiyetle ve görev aşkıyla yapılan hiç bir işte kusur aranmaz.
Görev aşkıyla bir işe girip de perişan olan insanları görmek benim hiç hoşuma gitmez
Büyük büyük laflardansa yalın bir kaç kelime beni çok daha fazla mutlu eder
Soylu efendim, anlaşılıyor ki konuşmayı bilmek yetmez, doğru konuşmayı da öğrenmek gerek
Arap saçı gibi konuştu… Gerçi kimseye zararı yok ama karmakarışık
Hiç meraklanmayın efendim, Bir eşek laf ettikten sonra aslan mutlaka konuşur…
Ve sonsuza kadar seninim bu can bu bedende durdukça seninim.
Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar
Sevdiğim sen olmasan bu dünya neye yarar…
İnsanın bir yakını öldü mü hep böyle olur. İnsan kahrolur
Dünyanın en güzel kadınıydın sen! Kimse senin gibi yaşamamıştır, kimse senin gibi sevmemiştir ve kimse senin gibi sevilmemiştir
Yaşamak neye yarar sevgilimi hayata bağlayan ipekten halat koptuktan sonra!
aşıklar sevgi yolunda yürüsünler ve mutlu olsun çoluk çocukları. Tabiat bu çocukları horgörmesin, yarasız beresiz, kusursuz olsunlar…
her kim olursa olsun, huzurlu ve mutlu yaşasın…
nazım hikmet
ağaçlar kendi dibine gölge vermez
benim orda arslanın ağzındadır ekmek ejderler yatar başında
ölünür benim orda
ellisine basılmadan
siz bakmayın sarı saçlı olduğuma bakmayın mavi gözlü olduğuma ben Afrikalıyım ben Asyalıyım
okuyup yazma bilmez benimkiler şiirler gezer ağızdan ağıza türküleşerek şiirler bayraklaşabilir
benim orda kardeşlerim sıska öküzün yanına koşulup
toprağı sürebilmeli
pirinç tarlalarında
bataklığa girebilmeli
dizlerine kadar
bütün soruları sorabilmeli
bütün ışıkları derebilmeli
yol başlarında durabilmeli kilometre taşları gibi şiirlerimiz
düşmanı herkesten önce görmeli yeryüzünde tek esir yurt tek esir insan gökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadar malı mülkü aklı fikri canı neyi varsa verebilmeli büyük hürriyete
Belki ben o günden çok daha evvel, köprü başında sallanarak bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım.
Ve ben sağ kalırsam eğer,
şehrin meydan kenarlarında yaslanıp duvarlara son kavgadan sağ kalan ihtiyarlara,
bayram akşamlarında
keman çalacağım...
Etrafta mükemmel bir gecenin ışıklı kaldırımları Ve yeni şarkılar söyleyen yeni insanların adımları...
Behey! kaburgalarında
ateş bir yürek yerine
idare lambası yanan adam!
Behey armut satar gibi
san’atı okkayla satan san’atkar!
Ettiğin kar kalmayacak yanına!
Ayağa kalk Alarga gönül:
Demir al...Kırmızı bir amiral gibi
kaptan köprüsüne çık...
Karşında deniz:
kaşı çatık
sana bakan
kocaman
mavi bir göz...
Gönül kaptan köprüsüne çık...
Çayır kokusu alan
bir tay gibi kokla açık denizleri...
Toprak öyle bitip tükenmez,
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Ve kadınlar
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri,
kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
hiç yaşanmamış gibi ölen
sofradaki yeri öküzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp hapis yattığımız
ekinde, kara sabana koşulan
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlarımız
Ve ayın altında kağnılar yürüyordu
Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.
İlk göz göze geldiğimiz
günkü elbiseni çıkar sandıktan, benze bahar ağaçlarına...
Hapisten yolladığım
karanfili tak saçlarına, kaldır,öpülesi beyaz alnını,
böyle yılgın ve kederli değil,
ne münasebet, böyle bir günde isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nazım Hikmet`in kadını!..
Bir tanem!
'Seni asarlarsa seni kaybedersem;
yaşıyamam diyorsun yaşıyamam! '
Yaşarsın karıcığım bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde
korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar Nazıma!
Ben alaca karanlığında
son sabahımın
dostlarımı ve
seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...
Karım benim!
İyi yürekli
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim:
ne diye yazdım idamımı
boş ver.Bunlar uzak ihtimal
Paran varsa eğer bana bir don al,
tuttu bacağımın ağrısı Ve unutma daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.
Naziler darağacına bir kadın götürüyordu 18 indeydi ona binlerce kez tecavüz eddiler genç kız binlerce işkenceye karşı konuşmadı direndi Tek sözü adım Tanya” oldu Ve darağacına asıldı nazım o kıza tanya şiirini yazdı o kızdan geriye karlar üstünde muzaffer bir gülümseyiş kaldı
Naziler 18 inde bir genç kıza
binlerce kez tecavüz edip işkence etselerde o hiçbir şey söylemedi darağacında son cümlesi şu oldu herkesi 190 milyon kişiyi asamazsın Ve astılar onu. Bu kadın Bir partizandı. Öldükten sonra Rus kahramanı sayıldı adı Zoya Kosmodemyanskaya”
yakalandı partizan kıskıvrak,
Gökyüzü yıldızla yürek hızla,
dolu Tabancaya davranmak istedi Çullandılar Alıp götürdüler Moskova'dandı. Gençti, partizandı. Sevdi anladı, inandı İpin ucunda boynundan sallanan çocuk
bütün azametiyle insandı.
Alamanlar 18 yaşında bir kız astılar.
18 yaşında kızlar nişanlanır astılar onu Moskovadan bir partizandı insandı çocuktu dimdik durdu Bir kayış şakladı Çıplak teninde
Partizan Bir don gömlekti. Bacakta boyunda, alında kan vardı kanlı çıplak ayaklarıyla karda yürüyordu iki yanda süngülü vardı ve astılar partizanı
Almanlar 18 yaşında bir kız astılar partizandı insandı kıskıvrak yakalandı ona Çullandılar o dimdikti beş kayış kemeri Çıplak teninde şaklattılar o Söylemem, bir don gömlekti alnında kan vardı Kolları iple bağlıydı çıplak ayaklarıyla karın içinde dar ağacına yürüyordu partizan.
18 yaşında bir partizandı sevdi ve inandı darağacında yalnızdı alın kanlı ayaklar çıplaktı Su vermeyip demiri sırtında kanlandırdılar geriye darağacında muzaffer bir gülümseme son söz olarak 190 milyonu asamazsınız sözü kaldı 18 yaşında kızlar nişanlanır naziler 18 yaşında bir kız astılar
Karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım, efkârlıyım,
elini ver, nerde elin?
Memleket mi, yıldızlar mı,
gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı, sıcak.
Ben ordan geçerken biri :
"Amca, dese, gir içeri."
Girip yerden selâmlasam
hane içindekileri.
Yedi tepeli şehrimde
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.
En acayip gücümüzdür,
kahramanlıktır yaşamak :
Memleket mi, daha uzak,
gençliğim mi, yıldızlar mı?
Bayramoğlu, Bayramoğlu,
ölümden öte köy var mı?
Geceleyin, karlı kayın
ormanında yürüyorum.
Karanlıkta etrafımı
gündüz gibi görüyorum.
Şimdi şurdan saptım mıydı,
şose, tirenyolu, ova.
Yirmi beş kilometreden
pırıl pırıldır Moskova...
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor Onlardan kalbime sevda geçmiyor Ben yordum ruhumu
biraz da sen yor
bence şimdi herkes gibisin
Yolunu beklerken daha dün gece Kaçıyorum bugün senden gizlice Kalbime baktım da işte iyice Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim Maziye karıştı şimdi yeminim Kalbimde senin için yok bile kinim Bence şimdi herkes gibisin
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Ama biz o zamana kadar
o kadar karışacağız birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve yabani bir çiçek filizlenirse
muhakkak iki çiçek açacak :
biri sen biri de ben.
Ben ölümü düşünmüyorum.
Ben bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım. Yaşayacağım,
ama senle beraber.
Biz ince bel, ela göz, için sevmedik güzelim Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda…
Ateşin yanında barut,
barutun yanında ateş olasın diye! ..
Rakı sofralarında söylenip,
acı tütün çiğnercesine sevdik
Anlayamadılar…
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli ayıpsız, aşikare, yağmur misâli?
Neylersin alışkanlık
kan ağlarken yüzün güler,
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?
Seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da sevda yüzünden ölmek te ayıp değil, bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ keşfe giderken
meselâ denerken bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
sevda yüzünden ölmek ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Evet, vatan hainiyim,
siz vatanperverseniz,
siz yurtseverseniz,
ben yurt hainiyim,
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın içindekilerse
vatan, gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek
ve sıtmadan kıvranmaksa
Yazın nâzım vatan haini
Yazın üç sütun üstüne Nâzım
vatan hainliğine devam ediyor
vatan fabrikalarda kan içmekse
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, polis copuysa, maaşlarsa vatan Amerikan üsleri ve topuysa
vatan, kurtulmamaksa karanlıkdan,
ben vatan hainiyim.
Seni seviyorum,ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmakları kanatarak
kırasıya çıldırasıya...
-Seni seviyorum,ama nasıl,
kilometrelerle derin,
kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık biliyorum Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela yani,
yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
kocaman gözlüklerin ve
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de hiç kimse zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
ciddiye alacaksın yaşamayı,
yetmişinde bile,zeytin dikeceksin,
öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde
yaşamak ağır bastığından.
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
masadan,kalkmamak ihtimali var.
Duymamak mümkün değilse de erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
Diyelim ki, dövüşmeye değer şeyler için cephedeyiz.
ilk hücumda, ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat çıldırasıya merak edeceğiz
yıllarca sürecek savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz yaşımız da elli
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla yaşayacağız,
insanları, hayvanları,
kavgası ve rüzgarıyla
yani nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
Bu dünya soğuyacak,
yani bu koskocaman dünyamız.
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı
duyulacak mahzunluğu
sevilecek bu dünya
'Yaşadım' diyebilmek için...
Ben içeri düştüğümden beri, g
üneş etrafında on kez döndü dünya
Ona sorarsanız: “Lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman.”
Bana sorarsanız:
On senesi ömrümün.”
Bir kurşun kalemim vardı,
içeri düştüğüm sene.
yaza yaza tükeniverdi.
Bütün bir hayat.
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı bizim memlekette.
bir aylığına
iki yüz gram koyun eti alabilirsiniz, iki kilo kuru soğan,
biraz mercimek,
elli santim kefen bezi
hayat pahalı memlekette.
yirmi yaşlarında bir tane insan.
ağzı burnu, eli ayağı yerinde,
üniforması, otomatiği üzerinde,
yani öldürmeğe, öldürülmeğe hazır
belki tavşan gibi korkak,
belki toprak gibi akıllı
belki gençlik gibi cesur,
belki su gibi kurnaz
belki ilk defa denizi görecek,
belki ava meraklı, belki sevdalıdır.
Mr Dalles devletinize ad konmadan
Mevcuttu, işiyle gücüyle
yeller eserken New York'un,
kurşun kubbeler kurdu o
gök kubbe gibi yüksek haşmetli,
Elinde nakışlandı ipek.
Halı dokur gibi yonttu mermeri,
Mister Dalles,
sizde anlamı pek de belli değilken zulüm hürriyet kardeşlik sözlerinin
dövüştü zulme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına
davet ederek,
ve yarin yanağından gayri
her yerde,her şeyde, hep beraber,
yürüdü şeyh Bedreddinim
O, tornacı Hasan, köylü Mehmet, öğretmen Ali'dir. Kaya gibi yumruğunun son ustalığı:
yani benim fakir, cesur,
çalışkan, milletim,
her millet gibi büyük Türk milleti.
yani benim fakir, cesur, çalışkan, milletim her millet gibi büyük
Türk milleti
Bugün de: sensiz,
yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de. açar gece sefaları
birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı..
Benim ilk hocam,
Sana anam gibi hürmet ediyorum
Senin arşınladığın yoldan gidiyorum gideceğim
Benim ilk yoldaşım
19 yaşım ellerimin avucunda
yastığımın başucunda diyor ki;
getirelim geri o delikanlı günleri cancazım o dehşetli güzel günleri...
*
Köpüklü şahlanışların dönüm yeri.
.
Dünyanın altıda birini
kan içinde doğuran ana..
İstasyondan istasyona
yalınayak tankları kovalayarak
açlıkla yarış...
Şarkıların boyu kilometre
ölümün boyu bir karış...
Kafkas;
güneş
Sibirya;
kar
Ne günlerdi heheheeey
onlar ne günlerdi ahbap! ! ..
Duruyor karanlıkta 19 yaşım
Lambayı yakıyorum
ona hayretle
muhabbetle
hürmetle
ve daha bilmem neyle bakıyorum
bakışıyoruz
Ve 19 yaşım Aşk yoldaşım...
Yılların arkasında
başım yuvarlanıyor
Uzun saçlarından tutuştu yıllar
yıllar yanıyor
yanıyor da yanıyor...
*
Oku
Yaz
Boz
Bağır
Çağır!
Bütün kuvvetinle nefes al...
KaFanda, kalbinde
etinde
iskeletinde ihtilal...
İhtilal;
gündüz-gece
Ve sen ki en yıkılmazları yıkabilirsin,
gözüme bakabilir
elimi sıkabilirsin...
Ve sen ki...
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin koluna
ey cami, seni görünce Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımın ismini daha candan andım
dünya inanılmayacak kadar büyüktür benim için.Dünyayı dolaşmak görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızlan görmek
isterdim..
sen harikulade güzelsin toprak sıcak ve güzeldir Ve toprağın en güzel yerlerinden biri memleketimdir benim.
Memleketim Memleketimi seviyorum.Hiçbir şey dindirmez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü kadar.
Memleketim Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve otuz Ağustos,
kurşun kubbeler, fabrika bacaları
benim o kendimden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.
Memleketim Memleketim ne kadar geniş dolaşmakla bitmez tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye utanıyorum
Memleketim develer, tren arabalar hasta eşekler kavak söğüt
ve kırmızı toprak Memleketim
sen dünyanın en güzel en haklı kavgalarından birini yapansın
Yirminci asırdayız.Başlar önde, gözler açık Yanan şehirlerin kızıltısı, çiğnenmiş ekinler
ve bitmez katliâmlar
katliâmda hürriyetimi ve ekmeğimi kaybettiğim oldu Fakat hiç bir zaman açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden güneşli elleriyle kapımızı çalan gelecek günlere
emniyetimi kaybetmedim
Antepliler silahşor olur, uçan turnayı gözünden kaçan tavşanı ard ayağından vururlar
Ateşi ve ihaneti gördük. Dayandık dayandık her yanda dayandık İzmir'de, Aydın'da Adana'da dayandık dayandık, Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te.
Antep sıcak, Antep çetin yerdir.
Antepliler silahşor olur Antepliler yiğit kişilerdir.
Yiğitlik atla, silâhla,
toprakla olur.
Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar Yaşadı toprakta
bir tarla sıçanı gibi korkaktı da bir tarla sıçanı kadar.
Karayılan der ki : Harbe oturak,
Kilis yollarından kelle getirek,
nerde düşman varsa orda bitirek,
vurun ha yiğitler namus günüdür
Biz ki İstanbul şehriyiz Seferberliği görmüşüz Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi bir de ittihatçılar bir de uzun konçlu Alman çizmesi yedi bitirdi bizi.
914'ten 18'e kadar Mücevher gibi uzak ve erişilmezdi şeker,ve namuslu fakir İstanbullular
sidiklerini yaktılar Yedikleri mısır koçanıydı arpa ve süpürge tohumu
ve çöp gibi kaldı çocukların boynu
Biz ki İstanbul şehriyiz, güzelizdir dört yanımız mavi mavi dağdır, denizdir.
Erzurum kışı zorludur, balam,
tandırında tezek yakar Erzurum,
buz tutar yiğitlerinin bıyığı
ve geceleyin karlı ovada
kaskatı katılaşmış, donmuş görürsün karanlığı.Yürek boynun büker, balam Erzurumlu türkülere.
Halim selimdir Erzurum'un adamı
Erzurum'un kışı zorludur, balam,
buz tutar yiğitler Erzurum'da kaskatı ve dimdik ölür adam,
Bizi bir başımıza bıraksalar,
tarafgirlik, cehalet ve çok konuşmaktan başka müsbet
bir hayat kuramayız
Türkiye'yi, geniş kafalı birkaç kişi belki kurtarabilir. 4 Eylül 919'da toplandı Sivas Kongresi
Hey gidi deli gönlüm
Akıllı, mutlu, sabırlı deli gönlüm,
ya İSTİKLÂL, ya ölüm!»
yedi bitirdi bizi Ateşi ve ihaneti gördük.Düşman ordusu yine başladı yürümeğe.
yalnayaktı insanlar İnsanlann başında kalpak yüreklerinde keder,
yüreklerinde müthiş bir ümit vardı,
insanlar devrilmişti, kedersiz, ümitsizdiler İnsanlar, etlerinde kurşun yaralarıyla köy odalarında unutulmuştular.
laz takaları hürriyet ve ümit,
su ve rüzgârdılar Tekneleri kestane ağacındandı, üç tondan on tona kadardılar yelkenlerinin altında
fındık ve tütün getirip şeker ve zeytinyağı götürürlerdi.
laz insanları uzun eğri burunlu
ve konuşmayı seven insanlardı
hamsilerin ve mısır ekmeğinin
zaferi için hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler...
Çocuklarımıza Türkçe okutmak ve
sevdirmek onlara dünyanın en diri, en taze dillerinden birini kendi dillerini öğretmek güzel şey
büyük şey.
haksız ve hazin günlerde yaşıyoruz bir iş yapabildim diyebilmek için:
hep alnının ortasında duyacaksın ölümü.
Yunus Emre geldi aklıma Başka türlü anlıyorum ben Yunus'u:
bence onda bütün bir devir dile gelmiş Türk köylüsü: öte dünyaya dair değil,bu dünyaya dair kaygılarıyla
TÜRK KÖYLÜSÜ
Topraktan öğrenip
kitapsız bilendir.
Hoca Nasreddin gibi ağlıyan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
Ferhad'dır Kerem'dir ve Keloğlan'dır.
Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser,
kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yar sever el alır,
kanadı kırılır çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
O, «Yûnusu biçâredir
Baştan ayağa yâredir»,
ağu içer su yerine.
bir kere dert anlayan
düşmeye görsün önlerine
ve bir kere vakt erişip
Gayrık yeter!...»demesinler.
Bunu bir dediler mi,
İsrafil sûrunu ürür,
mahlûkat durur»,
toprağın nabzı başlar atmağa.
Ne kendi nefsini korur,
ne düşmanı kayırır,
Dağları yırtıp ayırır,
kayaları kesip yol eyler
başlar abıhayat akıtmağa
Bunu ilk beğenen sen ol.