You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

General
RE: Şiirlerim
nazım hikmet


Birinci sayfada yatıyor iki sütun üstüne iki çıplak yavrucuk,
birinci sayfada iki sütun üstüne
bir avuç kemik deri Delinmiş patlamış etleri Biri Diyarbakırlı, Erganili biri.


Kolları bacakları kargacık burgacık,
kafaları kocaman ağızları korkunç
taşla ezilmiş iki kara yaralı iki yavrum benim.

Yılda kim bilir kaç bininiz
acı suya bile doymadan gelip gidiyor...Ve müsteşar bey :
Kara Yaraya tutulası Endişeye mahal yok," diyor.
 
Güneş bir yara gibi açılmış gökte akıyor kanı coplar, cipler hapisane karakollar ve darağaçlarında ipler
ve siviller göze görünmez ve bir çocuk işkenceye dayanamadı attı kendini Emniyet'te üçüncü kattan.


Ve işte Emniyet Müdürü bey
İncelediler uyku uyutmamak usullerini ve memnun kaldılar pek
hayalara bağlanan elektrottan
ve konferans vererek açıkladılar faydalarını koltuk altlarına kaynar yumurta koymanın boyun derisini kibritle ince ince yakıp soymanın.


Emniyet Müdürü bey uçaktan iniyorlar Amerika'dan dönüyorlar
ve coplar cipler ve darağaçlarında sallanan ipler üstat döndü diye seviniyorlar.
                                                       
Adnan Bey Türküler söylendikçe Türk diliyle Seni seviyorum gülüm, dendikçe Türk diliyle gülünüp
Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça, Adnan Bey, ben anılacağım,
anılacak Türk diliyle size sövüşüm.


Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibisi yaban domuzunun Bir adınız var, Adnan Bey, adımıza benzeyen.
Dilimiz kuruyor dilimizi konuştuğunuz için Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz Yüz Türkiye olsa elinizden de gelse yüzünü de zincire vurur yüz kere satarsınız.
Milletimin en talihsiz gecesi ana rahmine düştüğünüz gecedir.
 
                                                               
Türküler söylendikçe Türk diliyle Seni seviyorum gülüm, dendikçe Türk diliyle gülünüp ağıt yakıldıkça,
anılacak Türk diliyle size sövüşüm.


Tarlalarımıza girmiş değil
sizin gibisi yaban domuzunun Bitten, sıtmadan betersiniz
Yüz Türkiye olsa
yüz kere satarsınız
Milletimin en talihsiz gecesi
ana rahmine düştüğünüz gecedir.
 
 
 

Bu tohum dünyaya çıkıp
insan biçimini aldıysa da,
boyu bir karış kaldıysa da,
öyle haltlar yedi,
öyle işler karıştırdı ki
sövdüler kabrinde bile babası Osman Efendiye.


Ona göre her devirde, her zaman
satılacak bir gazeteydi "Vatan"
ve hazret sattı vatanı Hapse atacaklarmış Hapisteki hırsızlara acıyorum ben ahlâkları bozulacak Emin Beyle aynı damda yaşayarak
 
                                                               
tutmuş elinden Amerikan :
Yürü ya Refik kulum, demiş
ve Refik Bey yürümüş göbeği bir karış önde Biliyoruz, biliyoruz,
bu vatanın anasını ağlatan
bir İsmet, bir Adnan, bir de Koraltan.
                                                       

Hepimiz kırkına bastık bu sabah
hapiste yatanımız muhacirimiz. işyerindekilerimiz, Hepimiz kırkına bastık bu sabah Yoldaşlar yeni yeni yıllara


Bazan ben de gönül ahlarımı
çekerim birer birer kan kırmızı yakut bir tesbih gibi ve bu kızıl pırıltılı tesbihin ipi sırma saç tellerindendir…

Neyleyim! toprak anamın çocuklarından çok seviyorum:
kendi çocuklarımı!

Kapayın pencereleri sımsıkı, çocukları sokaklara bırakmayın, yağmurlar ölüm taşıyor tohumlara, paslı yağmurlar yağıyor.

Yağmurları temizlemeli yine gümüş gibi parlamalı yağmurlar yine yalnız güneşi taşısın tohumlara, çocuklar yine koşabilsin yağmurların içinde,


Hapîshanelerde hürrîyetîm o
Ekmeğîmîn katığıydı sürgünde o
Başlayan gündeydî, bîten akşamda o Kurtluş düşüydü memleketîm o

Sevebilirim,
hem de nasıl,
dile benden ne dilersen,
canımı, gözlerimi



Sevdiğin müddetçe ve sevebildiğin kadar, sevdiğine her şeyini verdiğin müddetçe ve verebildiğin kadar gençsin.


İçimde acısı var koparılmış bir dalın, gitmez gözümden hayali Haliçe inen yolun, iki gözlü bir bıçaktır hasreti İstanbulun.

BENİM OĞLAN FOTOĞRAFLARDA BÜYÜYOR İçimde acısı var yemişi koparılmış bir dalın, gitmez gözümden hayali iki gözlü bıçaktır yüreğime saplanmış evlât hasreti


Ayrılık dayanılır gibi değil mi? Bize pek mi müthiş geliyor kendi kaderimiz? Elâleme haset mi ediyoruz?

Elâlemin babası İstanbulda hapiste, elâlemin oğlunu asmak istiyorlar yol ortasında güpegündüz iyi insanlar, seslenin dünyanın dört köşesinden dur deyin, cellât geçirmesin ipi.


Bense burda rüzgâr gibi bir halk türküsü gibi hürüm, sen ordasın yavrum, ama asılamıyacak kadar küçüksün henüz.

Elâlemin oğlu katil olmasın, elâlemin babası ölmesin, eve ekmekle uçurtma getirsin

elâlemin babası ölmesin,
diye orda onlar aldı göze ipi


Ve şimdi ben bir yerde ay doğarken, ağaç kuşların, böceklerin yaşamak denen şeyin ilk insanın hakkını istiyorum…

 

İnsanın, dünyanın, yurdun haberini, ağacın, kuşun, kurdun haberini, seher vakitlerinde taşıdım insanlara yüreğimin çantasında, şairlik ettim bir çeşit postacılık


Bir küçük kız ateşler içinde hasta. Kapı çalınıyor gece yarısı: -posta! Küçük kızın gözleri açıldı mavi mavi. Babası yarın akşam dönüyor hapislikten. O karda kıyamette bendim bulan o evi, komşu kıza bendim telegrafı getiren. Çocukken postacı olmak isterdim. Oysaki, Türkiyemde postacılık zor sanattır

Telegraflarda envai türlü acı mektuplarda satır satır keder taşır o güzelim memlekette postacı. Çocukken postacı olmak isterdim.

kerim olandır...
Rehber ve delil ki o dur.
Fikri derin, şefkati gani,
gazabı yamandır,


Akşam oluyor Dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer

toprağı severmişim meğer Toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen Ben sürmedim
Platonik biricik sevdam da buymuş


Bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa



Eşkiyalar çıktı karşıma yaşım on sekiz canımdan gayri alacakları eşyam da yok Ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır



çiçekler geldi aklıma her nedense
Gelincikler kaktüsler fulyalar
İstanbul'da Kadıköy'de çiçekleri severmişim meğer üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar Yıldızları hatırladım



Meğer kar yağışını severmişim
Güneşi Yağmuru severmişim
Meğer denizi Bulutları severmişim
Yağmuru severmişim meğer
Ama neden birdenbire
keşfettim bu sevdaları
Meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun


Bir kafes Bir kanarya kuşu.
Sarı kanatların tellere vuruşu.
Kitaplar, kitaplar Puşkinden Mayakofskiye kadar şiir kitapları..
Kitaplar, kitaplar,
Felsefe - Diyalektik Materyalizm.
İktisat - Dört cilt Kapital.

Gözler.Kocaman, berrak, iri,
iki mavi damla gibi gözleri..


İsterdim ki ben Şarkılarımı söylesinler benim el ele tutuşup dönerken çocuk bahçelerinde çocuklarımız..


Duyduğum seslerin en güzelidir -
bir yaz gecesi dizimde yatan bir çocuğun bana yıldızları soruşu.."

Kalbini, kellesini, bağrını TEK KELİME inkilaba verenler
taşırlar bizde yükün en ağırını.


Çınarı yıkmak için baltayı köküne vururlar. evi yıkmak için sokarlar kundağı temele. Kartal uçmaz olur kanadı kırılınca. düşünebilir miyiz

başımız vurulunca?
düşünebilir miyiz

Onlar köküdür memleketin, dallara yürüyen su bu kökte saklıdır. Onlar umudun temeli, onlar kanadı hürriyetin halkın aklıdır.


Kaç kere kaç yerde baltalandı kök yürümez oldu su dallar kurudu. Kırıldı kanat öldürdüler aklı; Çünkü böyledir asrımızın gerçekleri



Ayrılık, demir çubuk gibi sallanıyor
Kaçıyorum ayrılık kovalıyor beni
Yolu yok elinden kurtulmanın
Dizlerim kesildi, yıkılacağım…

Ayrılık, zaman değil, yol değil;
Ayrılık, aramızda bir köprü…
Kıldan ince, kılıçtan keskin.
Ayrılık, aramızda bir köprü.
Seninle diz dize otururken de

Gel dağa çıkalım îzmîrlî teğmen.
Kuvayı mîllîye kanı damarda,
Asker ocağının şanı damarda,
Bekler bîzî yüzbîn yîğît dağlarda.
Gel dağa çıkalım îzmîrlî teğmen.
Dolara satılıp ölmek neyîme?


bu dert öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir, neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir, ikisi beraber çok güzel içilir,

bu dert yemekle içilir, suyla içilir, susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir… Ama, bir tek salakla içilmez


son defa dönüp baktığımızda şu sözleri söyleyebileceğiz Pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar kılalım diye.

devam ediyor hayat.İçimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk gözümüzde ayrılmanın kederi, işte geldik gidiyoruz
şen olasın Halep şehri

Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum



her mili bahride, her kilometrede dostum ve düşmanım var.
Dostlar ki bir kerre bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Şiirlerim
necip fazıl


İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.


Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat kim demiş suya vurulmaz perçin Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, sana mı düştü yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz,
bu dâva büyük! ..
Ne ağır imtihandır,
Binbir başlı kartalı
nasıl taşır kanarya?


İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan,


Hani ardına çil çil kubbeler serpen
Nerede kardeşlerin, Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su

Vicdan azabına eş, kayna kayna
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu

Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;



Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider

Son Peygamber Kılavuz Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.


İçimde damla damla bir korku birikiyor Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;


Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!


Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, yol İki yanımdan aksın, bir sel gibi
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim


Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.


Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi, Etinle, kemiğinle
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

sokakların malısın İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.

Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.



Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!

Kavuşmak mı? ölmek mi Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, Git ve gel... Yüz adım Kırmızı tuğlalar altı köşeli. Bu yol da hapse düşeli...
Bin yıllık konak.Ne ayak dayanır
ne tırnak Bir âlem ki, Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?


Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...



Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!

Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.
Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.



Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Davran ve boğuş Sen bir devsin, yükü ağırdır devin Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!

sevin Mehmed'im, Ölsek de sevinin, eve dönsek de Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!



Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim! ..



Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.


İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...İstanbul,


Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan, İstanbul,


Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kâinat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.


Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selâm, selâm sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.


Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş Fikir çilesinden büyük işkence.

Ve çevre çevre nur, İçiçe mimarî, içiçe benlik Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur! Nizam köpürüyor, med vakti deniz; Suda bir pırıltılı iz;



Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.
Diz çök ey zorlu nefs, diz çök!

Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim
Heybem hayat dolu, deste yumak Sen, bütün dalların birleştiği kök
Biricik meselem, Sonsuza varmak


Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim

Kafesli evlerde ağlar çocuklar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.

Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?

Gittikçe kesilir sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...

göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten affet senden habersiz aldığım her nefesten...


Elimde, sükutun nabzını dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!

Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin!

Bu yağmur kıldan ince Nefesten yumuşak yağan yağmur bir gün dinince Aynalar yüzümü tanımaz olur Bu yağmur kanımı boğan bir iplik Tenimde acısız yatan bir bıçak

Bu yağmur taş ve bende kemik
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur delilik vehminden üstün Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar,, ben yürüyemem


İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka bir şey demem
Tel tel dikseler de ağzımı;
Tek ses duysalar; Allah...

Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde Allah'tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de...

bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"zaman bendedir ve mekân bana emanettir! " şuurunda bir gençlik..
.
devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; bir gençlik

son asrını, allah'ın kur'an'ında "
devirleri yükseltici aşk, ile dimdik bekleyen bir gençlik...

gökleri çökertecek bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız? " diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik


dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...

halka değil hakka inanan, meclis duvarında "hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti inançta ve halis hürriyeti hakka kölelikte bulan bir gençlik...

allah buyruğunu ve resul ölçüsünü kalb kasasına kazımadıkça nefes bile alamazsın! ihtarını edecek... kökü ezelde ve dalı ebedde aşkına, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...


kurtuluşunu arayan mübarek sırrı çözecek ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve hakikatinin islâm'da olduğunu gösterecek yurduna islâm âlemine ve insana numunelik teşkil edecek bir gençlik

kim var! " diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım! " cevabını verici, benim olmadığım yerde kimse yoktur! " duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...


can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nisbette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...


zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...


komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi zehirli tesiri üzerinden atabilecek bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...


kendi öz talim ve terbiyesine, memur nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini savaşını kazanabilecek bir gençlik...



annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara "siz güneşi kaybetmiş marka müslümanlarısınız diyecek gençlik


gerçek müslüman olsaydınız bu haller başımıza gelmezdi! " diyecek ve gerçek müslümanlığın nasıl"ını gösterecek bir gençlik...



tek cümleyle, allah'ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak bir gençlik

âlemlerin sevgilisinden başka
sığınak, barınak tanımayacak ve o'nun düşmanlarını kubur farelerine denk görecek bir gençlik...

uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür allah'a hamd etme makamındayım.

mayası için 30 yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bir gençlik

genç adam! senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.

surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ..

Allah'ın selâmı üzerine olsun! "

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza


Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasat yerinde demet


Merhamet, suçumdan merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem,
Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.


İhtilal acentası...
Solun tam da ortası.
Moskof ’un oltası..
Eli, zulüm muştası.
Tek ümidi, cuntası
İnkılap, avantası...
Nemrut, onun atası...


Tohum saç, bitmezse toprak utansın Hedefe varmayan mızrak utansın Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!


Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!


Ölümden ilerde varış dediğin Geride ne varsa bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın


Sen, kaçan ürkek ceylânsın dağda,
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
dünyada bir Sen varsın bir de ben

Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Enseni yakacak ateş nefesim.
Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrünü,
Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
Bana kalacaksın yine son günü.

Kimsesiz odanda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
De ki: Odur sarsan pencereleri,
De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!

Ölürsün... Kapanır yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye,
Toprağında bir taş olur, beklerim...


Durun kalabalıklar,
bu cadde çıkmaz sokak!
Durun, dünya iniyor tepemizden,
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü
Çatırdılar geliyor kubbemizden,



Utanırdı burnunu göstermekten sütninem Kızımın gösterdiği, kefen mahrem Ey tepetaklak bina Evde cinayet, tramvayda zina Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil




Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa ruhum desteksiz.
ilim köle, verem ve sıtma Serbest

Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan Bak, arslan ve hakikat ispinoz kafesinde Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;

Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti Düşünüyorum: O'ndan evvel zaman var mıydı?Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?

Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.
Uzar gider bu atta;
Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,


Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..


Elindeyse yıldız yıldız hecele!
Hüküm yazılıyken kara tahtada
İnsan yine çare arar ecele!


Her şey, her şey şu tek müjdede;
Yoktur ölüm, Allah diyene
Canım kurban, başı secdede,
İki büklüm, Allah diyene
Benim gönlüm Allah diyene...


Yerde çıplak bir gömlek; Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü Bezin üstünde ayak parmaklarının izi



Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana Gözleri mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var; Küçük bir çizgi Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm

Anne girdin düşüme.
Yorganın olsun duam;
Mezarında üşüme.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Şiirlerim
necip fazıl

Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
zaman çabuk, yol uzun.
Nur yolu izinden git, KILAVUZ’un!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun

Elinden, dal gibi düşerken ümit,
Ne bir hasret dinle, ne bir ah işit;
Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git,
Kırık bir tekne ol, dalgalarla gel

Ne görsem, ötesinde hasret çektiğim diyar Kavuşmak nasıl olmaz, mademki ayrılık var?

Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış
Nurlu ihtiyarın yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.

Süzüyor ufukta bir kızıl yeri,
İçi karanlıkla dolu gözleri;
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı,dudaklarında.
Artık o,silinen bir hatıradır,
Bu ıssız bahçenin uzaklarında...

Seni aramam için beni uzağa attın!
Alemi benim, beni kendin için yarattın!

Hep bu ayak sesleri,
hep bu ayak sesleri,
Dolaşıyor gün batışından beri,
dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime

Ey şimdi kara haber gibi yaklaşan,
Sonra saadet olup uzaklaşan,
Sesler, ayak sesleri kesilmez
Böyle adım atarlar, ayrılanlar
Böyle yürürler, bir tabut peşinden,
Kimsesiz gecelerim, bu kesik ses
atan kalbimde bir ayak sesi oldu

Bir gün, sönük göğsüme
düştüğü vakit başım
Benden ayrılıyormuş gibi
bir can yoldaşım,
Gittikçe uzaklaşan sesi duya duya,
Yavaşça dalacağım,
o kalkılmaz uykuya

Ellerime uzanan dudaktan tepeyim;
Allah diyen seni gel ayağından öpeyim!

Sabrın sonu selâmet,
Sabır hayra alâmet.
Belâ sana kahretsin;
Sen belâya selâm et!

Felâh mı, onda felâh,
Silâh mı, onda silâh.
Sen de kim oluyorsun?
Asıl sabreden Allah.

Sabır, incecik sırat;
Murat içinde murat.
Sabır Hakka tevekkül.
Sabır hakka itimat.

Sabırla pişer koruk,
Yerle bir olur doruk.
Sabır, sabır ve sabır,
İşte Kur'anda buyruk!
Yalnız, yalnız sabırda
Çaresizliğe çare...

Allah dostunu gördüm altı yıl evvel Bir akşamdı ki, zaman, donacak Sarmış deniz kızları ve dalgalar bizi, Uzun saçları gümüş,Yumuşak başlarıyla sarsarak teknemizi,
Yolcu, gittiğin sahil nerde diye bağırıyor Ne bir kıyıdan eser, ne bir ışıktan eser Sulardan daha derin, yolun karanlıkları.


Bu dünya bir kuyu havasız çömlek
Daralıyorum ALLAH ismi varken lügat ne demek Kapımı,buyursun diye o melek Aralıyorum

Uyan yârim, uyan, söndü yıldızlar,
Gün, karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.

Kimbilir nerdesiniz,
Geçen dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz?
Yıldızların,korkarım,
Düştüğü yerdesiniz;
Geçen dakikalarım?

Gitti bütün güzeller;
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.
Gün geldi,saat çaldı,

Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!

Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet

Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..

Annesi gül koklasa,
ağzı gül kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk...

Biz akıl tutsağıyız,
çocuktur ki asıl hür.
Bir merhamet heykeli
mahzun bakışlı yetim...
Bugün ağla çocuğum,
yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın

Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!

İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
Çocukların kalbinde işler zaman rakkası

Kırılır da bir gün tüm dişliler
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizim

Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşların yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim

Kurtulur ahlak ve iman
Görürler nasılmış kahraman
Yer ve gök su vermediği zaman
Her tarlayı sular arkımız bizim

Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda ŞARKIMIZ bizim

Allah dostu odur ki, nefsine tek pay biçmez;Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez

Genç adam, al silâhı;
iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem,
her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum,
gençlikle köprübaşı!

bir genç arıyorum,
Tırnağı pençeden keskin
eliyle, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve
bu hal neyin nesi?

Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık ?
Dışımda bir dünya var, küçülen,
İçimde homurtular,
inanma diye gülen...
İnanmıyorum,öğretilen tarihe!
Sebep ne, mezardansa
bu hayatı tercihe?

Üç katlı evin her katı ayrı âlem!
Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin  çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi işte evim!

Bu ne hazin ağaçtır,
bütün ufkumu tutmuş!
Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi
Mukaddes emanetin dâvacısıyım
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça

Zaman, korkunç daire;
ilk ve son nokta nerde?
Yeter senden çektiğim, ey ahmak!
Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.devrim isimli masal.
Yeni çirkine mahkûm,
Allah kuluna hâkim,
kulları Buluştururlar elbet hesapta

Gün doğmakta,
anneler ne zaman doğuracak?Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
yavrum seni pek üzgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,

Neşeni ne bugün, ne dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda sürgün gördüm

.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Her gün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünü gördüm
Seni dağladılar, değil mi kalbim,
Her yanın, içi su dolu kabarcık.

Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.
Sensin gökten gelen oklara hedef;
Oyası ateşle işlenen gergef.
Çekme üç günlük dünyaya esef!
Dayan kalbim üç beş nefes

Anlamak yok çocuğum,
anlar gibi olmak var;
Akıl için son tavır,
saçlarını yolmak var.
Bir merhamettir ,daracık odaların
İsli lambalarında, Küflü aynalarında,
her yüzden gizli bir akis kalmış,

Ağlayın, sessiz can verenlere,

Hangi hissin parmağı dokundu ki, derine Düştü bir gizli alev salkımı içerine?

Hangi kabus bastı ki, seni uykularında,Birdenbire cehennem kaynadı sularında?

Hangi dert kaldı,
söyle, bağrına üşüşmeyen,
Hangi ölüm şarkısı, bu
dilinden düşmeyen?
Hangi öfkeyle yüzün,
böyle karıştı yer yer,
Sana yan mı baktılar,
bir şey mi söylediler?

Bir şey dinleme artık
Çağır günahkar ruhları cehenneme!
Karşına, sahil, kaya, insan
kim çıkarsa vur!
Vur kör, sağır, ne varsa vur!
Sal her taraftan,
dağdan, gökten, pencereden sal!
Nihayet kala kala  tek kişi kal!

Hayat, mayat diyorlar
Benim gözüm mayat'ta.
Hayatin eksiği var:
Hayat eksik hayatta.

Takınsam, kanat, manat;
Kuş, muş olsam seğirtsem.
Bomboş vatana inat,
Matan'a doğru gitsem
Gir de bak bir ülkeme:
Başsız başsız adamlar...

Bıçak soksan gölgeme,
Sıcacık kanım damlar.
Gir de bak bir ülkeme:
Başsız başsız adamlar...
Ağlayın, su yükselsin!
Belki kurtulur gemi.

Anne, seccaden gelsin;
Bize dua et, emi!
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Şiirlerim
Necip Fazıl Kısakürek

BEN, kimsesiz seyyahı meçhuller caddesinin BEN, yankısından kaçan çocuk kendi sesinin BEN, sırtında taşıyan işlenmedik günahı Allah'ın körebesi, cinlerin padişahı...

BEN, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların BEN tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların...BEN, kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda...

BEN, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir; Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir...BEN Allah diyenlerin boyunlarında vebal;

BEN bugünküne mazi, yarinkine istikbal...BEN, BEN haritada deniz görmüş, boğulmuş Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş...
Hep BEN, ayna ve hayal, hep BEN

Bu akşam o kadar durgun ki sular
Gömül benim gibi kedere diyor.
İçimde maziden kalma duygular
Ağla geri gelmez günlere diyor.

Ey gönül, gidenden ümidini kes!
Kaçan bir hayale benziyor herkes,
Sanki kulağıma gaipten bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

Enginden engine koşarken rüzgar,
Bende bir yolculuk heyecanı var…
Yattığım kayaya çarpan dalgalar
Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.

Ruhuma bir kefen bezi yeter de;
Yetmez aç nefsime sırma ve ipek.


Çare yok yüzünden düştüğüm derde Güneşle bir tutsam girmez hizaya Dar bulur sığmam der dipsiz fezaya Kuyruk sallar, sonra hırlar ezaya Benim nefsim ne köpek

Oyuncak kırılır, haydi, ya insan,
Nasıl parçalanır, nasıl bölünür?

Bir daha ölmemek için ölünür.
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var

Çekilmez akılda bu kadar sancı;
Akıl bir küçük diş, at, kurtulursun!

Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,


Yaram var, havanlar dövemez merhem Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.

Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.
Hasreti denizlerin Denizler kadar derin Ve o kadar bucaksız.

karşımda yapraksız Kullanılmış bir takvim.Üzerinde bir resim Azgın, sonsuz bir deniz Resimdeyse bir nokta Yana yatmış bir gemi,
Kaybettiği alemi Arıyor deryalarda.

Denizler oldu tasam, Yakar onu bulmazsam Beni bu hasret dedim
Varırım elbet dedim. Bir ömür geze geze Takvimdeki denize.

Yola çıktığımız gün Bakarlar sinsi sinsi Niçin o anda hepsi Niçin o güne kadar Dilsiz duran ne kadar Eşya varsa dirilir Yolumuza serpilir Ufak böcükler gibi


Birden bakar ki insan
Herşey karmakarışık.
Ve kalb ağlayaraktan
Çekilir geri geri
Terkeder bu mahşeri.

Bu mahşerin içinden
O gün ben de geçtim ben,
Nem varsa evim, anam,
Çocukluğum, hatııram,
Ve ne sevdalar serde
Bıraktım gerilerde


Kaçar gibi yangından.
Rüzgarların ardından
Baktım da süzgün süzgün
Kurşun yükünü gönlün
Tüy gibi hafiflettim.
Denize hicret ettim

can nasıl dayansın, nasıl dayansın?
mezara çekmekse beni maksadın
önümde o siyah gözlerin yansın.

bir sütun alevsin, bir sütun duman,
yalnız seni görür gözünü yuman.
senden ateşine bir deva uman
bari gitsin kara toprağa kansın.

yalnız seni görür gözünü yuman.

bir çukur solumda, bir taş sağımda
kabre girdim bu genç çağımda

öyle bir yüksel ki sen toprağımda
görenler ruhumu tütüyor sansın
Saçların omuzlarından aksın
Mermer üzerinden geçen su gibi

Gözünün değdiği yere gül düşer

Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi
Saç tel tel örtüler hep tül tül düşer
Gözünün değdiği yere gül düşer
Sonunda sana da bir gönül düşer


Gönlümün şimdiki duygusu gibi
Dillerde dökülüp sayılır saçın
Sıcak nefeslerle bayılır saçın
Bir tütsüdür kalbe yayılır saçın
Kararan gözlerin buğusu gibi

Dinle, kulağını ver de mezara!
Ölüler evlattan yana çırpınır.
Nesiller arası korkunç manzara;
Domuz yavrulayan ana çırpınır.
Kalbten kazıdılar iman sırrını;

Her günün bugünden beter yarını.


Hergünün bugünden beter yarını.
Acı rüzgarlara vermiş bağrını
Türk bayrağı yana yana çırpınır.

Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş Türkçesi Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...

Kaç mevsim bekleyim daha kapında, Ayağımda zincir, boynumda kement? Beni de, piştiğin bela kabında O kadar kaynat ki, buhara bezet!

Bekletme Yunusum, bozuldu bağlar Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar;
Veriyor, ayrılık dolu semalar,
İçime bayıltan, acı bir lezzet.


Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan;
Geleyim, izine doğru arkandan;
Bırakmam, tutmuşum yakandan,
Medet ey dervişim medet!

Üstüme söverek gel, bayılırım; fakat sövmen bir fikir öfkesine, bir düşünce sinirine bağlı olsun...
Böyle gelebiliyor musun?

Sen, yalnız kendine oyuncak edindiğin mukavva Dünya içinde sahte gerçekler imal edip bunları insanlara yutturmaktan anlıyorsun!

Güvenle gel, biterim; öyle ki, hiçbir desteğin olmasa da güvenindeki heybet bana yeter?

Sen yalnız, arslanın iki ayağı arasına sığınıp, faaliyetine engel gördüğü kediyi rapor eden sıçana benziyorsun!

Fikrin yok, hakikatin yok, bilgin yok, ihlâsın yok, güvenin yok; ve düşün, bunlardan tek tek pay almış olarak ne çapta ahlâkın yok! ..

Sonsuzluk Kervanı,'peşinizde ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim! '
Bastığınız yeri taş taş öpeyim.
Bir kırıntı yeter kereminizden!

Bu gidenler, Altın Kol Silsilesi;
Ölçüden, ahenkten daha güzeller..
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!
Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.




Hiç bir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklıyan kanserliye, kızamaz.

hiç bir gardiyan, parmaklığı içinden kendisine deli diye bağıran çılgına,

hiç bir hâkim darağacı önünde küfürler savuran mahkûma kızamaz.


Beni, doktor, gardiyan ve hâkim şeklinde gören sensin! Senin bu halini sezer sezmez artık sana kızmıyorum. Merhamet ediyorum.

İnsan başıyla fare kafasını ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir.
Fakat bu öfke, iyi kötü bir kudreti, bir şahsiyeti, bir mesuliyeti kalmış insanlara ve hadiselere karşıdır.

bu kadar adileşmeye nasıl tahammül ediyorsun Ne yapayım, ekmek paramı kazanıyorum. Başka ne yapabilirim?

Kendinden ve haysiyetinden bu kadar fedakârlık edeceğine niçin potin boyacılığı etmeyi tercih etmiyorsun?

sen benim gözümde hiç bir şeyi temsil etmiyorsun. Ne hokkabaz şiirini, ne işporta komünizmanı, ne hile ustalığını, ne açık gözlülüğünü
Senin nene mukabele edeyim?

Ben senin kâbusun, geceleri uykuna giren umacın, her an yokluğunu hissettiren şeytanınım. Sana acıyorum. elimden ne gelir?

Seninle son defa konuşuyorum hepsi bu kadar. sen mazursun. Seni affediyorum ne yapsan affedeceğim istediğini yap Sakın bu fırsatı kullanmamazlık etme!



Benim hakkımda, içinde hapsettiğin şeylerin hacmini bilmiyorum. Rivayete göre üç perdelik bir piyes, rivayete göre bir roman...


Bir gündü, hava ılık
Ve cadde kalabalık
Bir kadın sapıverdi önümden
Yalnız bir endam gördüm, arkasından, ipince.
Ve görmeden sevdiğim,
işte bu kadın dedim,
Çarpıldım sendeledim.

Namaz, sancıma ilaç, yanık yerime merhem Onsuz, ebedi hayat benim olsa istemem

Başta gerçek Türkün ruh köküne bağlı yeni gençlik mücadele hayatımda beni okumuş her fert, kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes... Onlara hitap ediyorum

Emanetim, beni seven ve İslâm dâvasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese...

söylenecek söz «Allah ve Resulü; başka her şey hiç ve bâtıl» demekten ibarettir.


Koca Hz Ömer bile Allah Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabîlerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir.

Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir.

Fakat imkân âleminde en küçük biricik dileğim, Ankara'da, Bağlum Nahiyesindeki yalçın mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir.

Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malûm... Çiçekler çamura ve bando koğuşuna

Cenazemde, ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur'ân...

Mezarımda Mevlid de istemem! ... Onu, uhrevî rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur'ân...

Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafiî içtihadınca caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce rahmettir.

Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helâl etmeleri...

Allahı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını! ... Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!

Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!

Allah deyip şöyle bir doğrulsana!

Gözüm,aklım,fikrim var deme hepsini öldür, Sana çöl gibi gelen,o göl diyorsa göldür

Zeybeğimi bir kaç kızan,vurdular
Çukurda üstüne taş doldurdular
Zeybeğim Zeybeğim ne oldu sana
Allah deyip şöyle bir doğrulsana!

Zeybeğim kalkamaz dirilemez mi?
Şu ters akan sular çevrilemez mi?
Ne güne dek böyle gider bu devran
Zeybeğim bir sel ol bir çığ ol

Kır at zincirlenmiş ufuk sahipsiz
Han kayıp hancı yok konuk sahipsiz Baş köşede sırma koltuk sahipsiz

Kızanlar,dört yandan abandınız! Zeybeğin kanına ekmek bandınız! Bilemem susarak ölmek mi hüner? Lisan çıldırıyor dil nasıl döner?


Zeybeğim; dünyayı aldın götürdün
Bir öldün beni de binbir öldürdün!

Ağla,bir dinmeyen hasrete ağla
Zeybeksiz yolları gözetle ağla! ....

Kalbim bir çiçektir, Gelin, gelin, onu açın geceler Beni yâdedermiş gibi, bütün gün Ötün kulağımda, çın, çın, geceler!

Kalbim bir çiçektir, Gelin, gelin, onu açın geceler

Geceler çekmeyin benim için hüzün Gelin siz, ruhumu tenimden süzün; Bırakın nâşımı yerde gündüzün, Gölgemi alın da kaçın geceler!

İnsanlar içinde en yalnız insan;
Ölüler içinde en yalnız ölü…

İçimde bir mahşer uğultusu var;
Ruhumdur çağıran, tenimi cenge.
Gözlerim bir kuyu, dilim kördüğüm,
Bir görünmez âlem olsa gördüğüm;


Tam otuz yıl saatim islemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...

Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı Elindeyse beyazdan, gelde sıyır beyazı! .

Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam Geçip de aynaya, soran olmaz mı?

Artık sana hakaret etmeyeceğim. Çünkü hiçbir hakaret senin kadar alçalamaz.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.