'Belki çoğumuz, yaşaması gereken asıl hayatı kaçırmış bir vaziyette, artık geri dönülmez bir günün akşamına vardığımızda, dönüp bir dostumuza yahut en yakınımızdaki insana, 'SENİNLE ŞÖYLE BİR OTURUP KONUŞAMADIK' demeye hazırlanıyoruz.
Aslına bakarsanız, bu, çoğumuzun hayatın bir anında mutlaka söylemeye mahkûm olduğu bir cümle: 'SENİNLE ŞÖYLE BİR OTURUP KONUŞAMADIK...' Hayatımız görüşmelere izin vermemiş, vermiyor. Alelacele gidişlerde, dar vakitlerde, uçak kalkarken, otobüs giderken, vapura koşarken, çocuklar kolumuzdan çekiştirirken, telefonu kapatırken ve her ayrılışta mütemadiyen... 'hadi görüşürüz!' Kararlıyızdır, şansa bırakmak istemeyiz, 'bak, görüşelim, mutlaka görüşelim, tamam mı!' Bir iyi niyet cümlesidir, söylenir. Fakat görüşemeyiz! Aylarca, bir, iki, üç yıl, belki daha fazla... Sonra bir gün telefon! Yakınmalar, mazeretler... Arada doğumlar, hastalıklar, ölümler, arada büyük unutuşlar olmuş; ikimizden biri hiç yaşamıyor gibi. 'Bu sefer görüşelim' diyoruz, 'bir daha arayı açmayalım!' Görüşebilir miyiz?..
Yalnız uzaktaki ailemiz değil, aynı şehirdeki arkadaşlarımız, dostlarımız için de maalesef gerçek olan o unutulmaz cümle: BİRBİRİMİZİ GÖRMEDEN YAŞLANIYORUZ!...''
ali çolak