Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) anlatıyor:
“Önceki ümmetler içinde bir adam vardı. Tevhid inancından başka (Allah’ın varlığına ve birliğine iman hariç), işe yarar hiçbir hayırlı ameli yoktu. Bir gün ailesini toplayıp,
“Öldüğüm zaman beni yakın. Kemiklerimi havanda döverek toz edin. Sonra rüzgârlı bir günde bu tozun yarısını karaya, yarısını denize atın” diye vasiyet etti. Adam ölünce vasiyet yerine getirildi. Aziz ve celil olan Allah rüzgâra, “Dağıttığın tozları topla” buyurdu . Rüzgar tozları topladı, ilahi huzura getirdi. Hak teâlâ adama,
“Neden böyle yaptın?” diye sordu. Adam,
“Senden hayâ ettiğim (huzuruna günahkâr bir kul olarak geldiğim) için yâ Rab” diye cevap verdi. O zaman Allah Teâla, “Ben de seni mağfiret ettim.” buyurdu.
Azıcık iman ve hayâ kula fayda verir. İnsan, birazcık düşünse vücudu başta olma üzere hiçbir mülkün kendisine ait olmadığını anlar Anlarsa, onu veren Rabbine karşı şükürsüzlüğünden utanır. Utanmak ve kusurunu itiraf etmek bir iman alametidir. Aslında hiç kimse yüce Allah’ın nimetlerine hakkı ile şükredemez. Şükürden aciz olduğunu bilmek de bir irfandır. Allah katında zerre kadar hayır zayi olmaz, karşılık bulur. Bu bir kere utanma olsa bile..
Allah teala buyurur ki;
“Şüphe yok ki Allah kullarına zerre kadar haksızlık etmez. Eğer yaptığı iş hayır ise onu kat kat artırır. Ve tarafından büyük mükâfat verir.”
Resülullah (s.a.v.) efendimiz buyur ki:
“Kim, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulu olduğuna şahâdet ederse, Allah ona cehennemi haram kılar.”