Peki neden?
Lanet ifadesine kızan bu kimseler, selam ifadesine neden sevinmiyorlar ki!
Musa dayı ile çayları içerken yanımıza İbrahim abi geldi ve selam vererek oturdu. Tabi ki aldık selamını. Ancak aradan birkaç saniye geçtikten sonra irkildiğimi hissettim Yakup. Çünkü bende de hiçbir değişiklik olmamıştı. Benim de gözlerim gülmemiş ve ben de pek sevinmemiştim selama. Demek ki kendi dışımdakileri yargılarken aynı gaflet bende de vardı. Ben de selam sevincini yaşamamıştım. Oysa hadis i şerife göre bir müslümanın selam ile sevinmesi ve selam veren müslümanı sevmesi gerekiyordu.
O halde neden sevinmemiştim?
Sevinmem gerekirken neden sevinmemiştim?
Bunu anlayabilmek için önce "Neden sevinecektim?" sorusunu sordum kendime.,
Neden sevinecektim?
Cevap aşikardı, bana Allah'ın selamı verildiği için.. Bu cevap yankılanmaya başladı bende.
Allah'ın selamı verildiği için..Bende yankılanan bu cevabı ve selamın mahiyetini düşündükçe kendime gelmeye başladım. Cevap bende netleştikçe "Neden sevinecektim?" sorusunu soran Salih'ten utanmaya başladım,utanmaya başladım kendimden!.
Bana verilen selam,Allah'ın selamıydı. Mü'minlerin afiyetini, selametini ve emniyetini dileyen Rabbimiz, bu yüce nimeti mü'minlere lutfetmiş ve buna talip olmalarını, bunu istemelerini ve bunu temenni etmelerini buyurmuştu. Çünkü Rahman ve Rahim olan Rabbimiz, selamın içerdiği nimeti mü'minlere vermeyi dilemişti. Muhtaç olduğumuz bu nimete talip olmamızı ve bunu birbirimize temenni etmemizi buyuran Rabbimizin,bu buyruğundaki hikmet neydi?
Bizler buna talip olacağız ve bunu temenni edeceğiz de, Rabbimiz vermeyecek mi?
Şanı yüce Rabbimiz vermeyeceği bir şeyi mi istememizi buyuruyor?
Elbetteki değil..
Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) selamın içerdiği nimetleri mü'minlere lutfetmeyi dilemiş ve kendi selamını verme yetkisini mü'minlere vermiştir.
Allah'ın selamını verme yetkisi!.
Bu yetkiye sen sahipsin, bu yetkiye ben sahibim, bu yetkiye bütün mü'minler sahip Yakup.
Biliyorsun Cebrail (a.s.) 'a da veriliyordu bu yetki ve Cebrail (a.s.) bu yetki ve Allah'ın izni ile Allah'ın kullarına Allah'ın selamını getiriyordu.
Peki Yakup, müminin verdiği Allah'ın selamı ile Cebrail (a.s.)'ın verdiği Allah'ın selamı arasında ne fark var kardeşim? Biliyor ve iman ediyoruz ki Allah'ın selamı, aradaki elçinin vasfına göre değer kazanabilecek bir şey değildir. Allah'ın selamı bizatihi yüce bir değerdir.
O halde düşünelim Yakup!..
Cebrail (a.s.) bize gelse ve Allah'ın dilemesiyle bize "Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun" dese, bu selam karşısında ne hissederiz?
Seviniriz,çok seviniriz değil mi?
Peki bir mü'minin verdiği selama da böyle sevinmemiz gerekmez mi?
Her iki selamın da içeriği aynı değil mi?
Her iki selam da, Allah'ın selamı değil mi?
Selamı getiren her iki elçi de buna yetkili değil mi?
Kadere iman eden ve karşılaştıkları her hayrı Allah'tan bilen mü'minlerin, her iki selamın da hayır olduğunu idrak etmeleri, bu hayrı Allah'tan bilmeleri, karşılaştıkları bu hayır ile sevinmeleri ve bu hayra vesile olanları sevmeleri gerekmez mi?
Gerekmez mi kardeşim? Ve gelelim günümüze, ve bakalım her gün yüzlerce kez selamlaşanlara!..
Her gün selamlaşmalarına rağmen ne verdiklerini ve ne aldıklarının bilincinde olmayan ve dolayısıyla aldık zannetmelerine rağmen almadıkları selamdan ve selamın içerdiği nimetlerden uzak kalan şu insanlara bakalım. Ki bunların çoğu kendilerini İslam'a ve müslümanlığa nisbet edenlerdir. Daha selam bilincine varmayan ve selam sevincini yaşamayan bu müslümanlar, büyük özlemler ve büyük hesaplar peşindedir!.
Mehmed Alagaş-ŞAFAK MEKTUPLARI_İLK BASKI 1990
böyle bir karşılık aldığımda ise dalasım geliyor..