Lokman, görünüşte bir köle oğlu köle idi. Ama aslında o, nefsinin isteklerinden kurtulmuş, hür bir efendi idi.
Bir padişah söz arasında şeyhin birine:
"Dile benden ne dilersen;yani benden ne istiyorsan söyle, onu yerine getireyim, seni sevindireyim." dedi.
Şeyh:
"Ey padişah!" dedi. "Bana böyle bir laf söylediğin için utanmıyor musun? Sen bana bağışta bulunacak güçte değilsin. Biraz daha yüksel, biraz daha güçlen, ondan sonra iyilik yapmaya kalk. Benim iki kölem vardır. Onların ikisi de hor, hakir kişilerdir. Ama onların her ikisi de sana emir vermektedirler. Sen padişahsın, fakat o iki kölenin kölesi olmuşsun, haberin yok."
Padişah:
"O iki köle kimlerdir? Kölelerin bana emir vermeleri benim için şerefsizliktir, aşağılıklıktır." diye sordu.
Şeyh de:
"O iki köleden birinin adı öfke(hiddet), öbürünün adı şehvettir." diye cevap verdi.
Hiddetini, şehvetini yenerek dünya padişahlığından feragat eden, vazgeçen dervişi sen gerçek padişah bil ki, onun nuru ay ve güneş olmaksızın da parlar durur.
Kendisi manevi bir hazine olan zatın hazinesi vardır. Hakikatte varlık, maddi varlığa düşman olan kimsenindir. Lokman'ın efendisi, görünüşte onun efendisi idi. Ama gerçekte köle olan o idi. Lokman da köle olduğu halde onun efendisi bulunuyordu. Bu ters görünen dünyada bu çeşit adamlar pek çoktur. Böyle kişilerin gözlerinde inci, saman çöpünden de bayağıdır. Çöle kurtuluş yeri adı verilmiştir. Ad, san, varlık, devlet, şeref halkın aklına tuzak kesilmiştir.
Mesnevi