Bir kâmil mürşide intisap etmeden, seyr’i sülük görmeden, Şeyh'lik taslayan kişiler yok mu?
"İşi leylü Nehar fıskiyle isyan"
İşi gücü, gece gündüz fasıklık yapmaktır. Allah'a asi olmakta yarış halindedir. Sürekli nefsinin peşinde koşar.
Fasık nedir? Hak yoldan çıkandır. Allah'ın rızasını kazanmak, Allah'ın emirlerini yerine getirmekle, emredileni yapmak, yasak edilenden de uzak durmakla olur. Bu yolda yürürken Allah'ın bir emrini terk ederseniz, asi olmuş olursunuz.
Unutmayın ki; Şeyh olan kişi, Allah'ın dinine hizmet eder. Fasıklık etmez, isyan etmez.
Rabbim bizleri isyan etmekten muhafaza buyursun. Ne kadar acayip bir durum değil mi?
Allah’u Teala kullarını kendisine ibadet, kulluk etsinle diye yaratıyor, peki kullar ne yapıyor. Nefislerine kulluk ve ibadet ediyorlar. Allahu Teala'nın değil de nefsimizin isteklerini yerine getiriyoruz.
Bu işler gayret ve çalışmak ister. Birde Mevla Teala'nın kulunun elinden tutmasını, ona yardım etmesini ister.
"Külah ve hırkaya eyler ancak iman"
Zannederler ki külah ve hırka insanı şeyh yapar. Seyr’i sulüke inanacaksın, ona çalışacaksın. Bu Şeyh'lik taslayan kimse zannediyor ki külah ve hırka onu mürşit makamına ulaştıracak. Şeyh'in külah ve hırkası elbette ki olacak ama Şeyh'i Şeyh yapan onlar değildir.
"Necaset içredir, terfiki şeytan"
Bu Şeyh'lik taslayan adam manevi pislik içindedir, onun arkadaşı da Şeytan'dır. Böyle olduğu halde yalancılıkta ısrar eder:
"Yine der biz var esrar’ı Sübhan"
Bizde Sübhan olan Allah'ın sırları vardır, der.
"Şeriat'tir bize huccet gidelim,
Cemali ba kemale seyridelim."
Hak ve hakikatin arasını ayırmada delilimiz şeriat'tır.
Bir zaman Abdülkadir Geylanı Hazretlerinin müritlerinden biri, rüyasında kendini cennete köşk ve saraylar içinde, görüp duymadığı nimetler içinde gördü.
Mürit, aynı rüyayı üst üste birkaç defa görünce durumunda değişiklik olmaya başladı. Ulaşacağı makama ulaştığını, bundan böyle mürşide ihtiyacı kalmadı zannına kapılarak sohbetleri de terk etti.
Epeyce zaman Abdülkadir Geylanı Hazretleri ile müridi görüşmedi. Bir gün sokakta karşılaşırlar. Geylanı hazretleri nerede olduğunu, sohbetlere niçin katılmasını sorar. Mürit'te, ulaşacağı yere ulaştığını, bundan sonra kendisinin sohbete ihtiyacı olmadığını söyledikten sonra gördüğü rüyayı anlatır.
Abdülkadir Geylanı: Bir daha aynı rüyayı gördüğün zaman; "Bismillah ya Abdülkadir Geylanı" söylemesini tembih eder. Aradan birkaç gün geçer. Mürit aynı rüyayı görünce, Şeyh'inin söylediklerini hatırlar. Hemen o kelimeleri tekrarlar. Kelimeler ağzından çıkar çıkmaz, o cennet, bağlar, bahçeler, saraylar bir anda gözünün önünden silinir, karşısında çöplük haline gelir.
Mürit rüyadan uyanınca gördüğünün rahmanı değil, şeytanı bir rüya olduğunu anladı ve hemen tövbe istiğfarda bulundu. Şeytan'ın yaptığını görüyor musunuz? Pisliği, çöplüğü insana cennet olarak gösteriyor. Sen Kur'an'a iman etsene... Rüyaya inanıyorsun...
Sakın unutmayın, kişi kendini zuhuratlarda, rüyalarda çok iyi durumlarda görebilir. Eğer şeriata muhalif bir durumunuz varsa, bu gördükleriniz istidraçtan başka bir şey değildir. İstidraç; Allahu Teala'nın ası bir kulunu aşama aşama helake doğru yaklaştırması demektir.
Kesilmek için hazırlanan koyun kaçar. Koyun kaçtıkça, kesicisi peşinden koşar. Onu yakalamak için, önüne ot, saman gibi şeyler atar ki, yakalayıp keseyim. İşte kasabın koyun için yaptığı bu hareketler istidraçtir. Maksat kerâmet değil, istikamettir!
Hiç dünyaya iki defa gelen insan gördünüz mü, yâda duydunuz mu? İnsan dünyaya bir defa gelir. Mademki dünya ticaret hanesine bir defa geliyoruz, buradan en iyisi alarak asıl yurdumuza dönmemiz lazım. Ucuz ve basit şeylere kanıp ta, gelişimizi heba etmeyelim.
Rabbimiz, cümlemizi âlı himmet eylesin.
"Muhakkak Allah himmeti yüksek olanları sever. Alçak himmetli olanları ise kerih görür."
Burada anlatılmak istenen himmet, kalbin isteği ile ortaya konan ciddi gayret, dava, ve davası için mücadele etmektir. Bu manadan hareketle kimin himmeti dünya için ise, yanı dünyayı kendine dava etmiş, dünya için gayret edip, mücadele ediyorsa, onun himmeti alçaktır.
Eğer insanın himmeti cennetse, alçak diyemeyiz ama yüksek de değildir. Ne zamanki insanın himmeti sadece Mevla Teala'nın rızasını kazanmak olur, işte yüksek himmet budur.
Müminler cennete girdiklerinde, gördükleri karşısında şaşıracaklar. O kadar şaşkına dönecekler ki; gördüklerinden daha büyük, yüce bir nimetin olamayacağını zannedecekler.
Fakat ne zamanki Mevla Teala'nın cemalini görecekler, o zamanda diyecekler ki; Rabbimizin cemalinin karşısında, cennet nimeti, nimetten sayılmaz.
Buradan hareketle, müminin ibadeti, zikri, tesbihatı bütün amelleri Cemalullah için olmalıdır.
Konumuzla alakalı beyitlere bakalım
"Dahi var bir bölük kalmış cefada."
Bir bölük insan var ki, onlar eziyet ve meşakkat içinde kalmışlardır. Peki niçin?
"Riyazatla uçup gider havada."
Bu kimseler, az yer, az içer, bu sebeple de elde ettikleri hafiflikler havada uçarlar. Onlarda havada uçmak gibi bir takım olağan üstü haller görünür.
"Kimisi ehli keşf olmuş arada."
Kimisinde de riyazat yaparken ehli keşif olur, kendisinden keşifler zuhur eder. "Keşif" açığa çıkarmak demektir. Örtülü, gizli olanı, bilinmeyeni sezme, tahmin etme gibi manalara gelir. Burada "keşif" bir şeyi örten perdenin kalkması manasınadır.
"Makasıd zan idüp kalur verada."
Riyazat esnasında kendisine zuhur eden keşifleri, kerametleri maksat gaye zanneder. Asıl olması gereken Allah rızasından uzak, ona ulaşamamış olur.
Doğrusu;
"İlahim! Senden benim maksadım, senin rızandır." Bu ne demektir?
"Ya Rabbi! Seni zikrediyorum, bu zikrimden ve diğer ibadetlerimden kastım senin cemaline kavuşmak, tek istediğim senin rızandır, başka bir şey istemiyorum" demektir.
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
![[Resim: ny4qc.gif]](http://s1306.hizliresim.com/1b/9/ny4qc.gif)