Bununla beraber, davamızı, düşüncemizi, mefkûremizi, gaye-i hayalimizi herkese duyurma adına -vazife açısından- başkalarıyla da görüşüp konuşmak ayrı bir ibadettir.
Evet, mü’min kendisi gibi düşünmeyen insanlara nefretle yaklaşmaz, onlara karşı tavır almaz, kimseyle kavga etmez, kötü sözler söylemez; fakat kalbî ve ruhî hayatı adına kendisine bir şey ifade etmeyen insanlardan da uzak durmaya çalışır.
Şu kadar var ki, vazife düşüncesiyle herkesle münasebet yolları araştırır; toplumun değişik kesimlerini birbiriyle kaynaştırmaya çalışır ve içtimaî huzur adına kendisine düşenleri yerine getirir.
Geçenlerde de ifade edildiği gibi, İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İnsanların arasına karışan, onların eza ve cefalarına katlanan mü’min, halktan uzak duran ve onların eziyetlerinden emin olmaya çalışan mü’minden daha faziletli, mükafatça daha üstündür.”
H.E