Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: “Ey îmân edenler! Din uğrundaki eziyetlere sabredin ve düşmanlarınızla olan savaşlarda üstün gelmek için sabır yarışı yapın. Sınır boylarında cihâd için nöbet bekleyin ve Allahtan korkun ki, felah bulasınız” (Âl-i İmrân-200).
“Sabrediniz” buyurması, belâlara sabretmeye işârettir. Bu, halk (avâm) içindir. “Nöbet beklesin” buyurması, günahkârlığı terk etmeye işârettir. Bu, havâs içindir. “Sabır yarışı yapınız” buyurması, ibâdet yapmaya katlanmaya işârettir. Bu da seçilmişlere mahsûstur. Bunun için, kişinin rahatlığı yakîndedir. Şerefi tevâzudadır. Saâdeti, kurtuluşu İslâmdadır. İsmeti (günahsız olması) Allahü teâlâya güvenmektedir. Akıllılığı dindedir. Gayreti dünyâyı terk etmektedir. Helaki günah işlemeye cür’et etmektedir. Pişmanlığı uyumaktadır. Şekâveti cehâlettedir. Saâdeti ilimdedir. Olgunluğu aşktadır. Güzel yaşaması sabırdadır.
Sabır, nefsin arzularını terk etmek, yapmamaktır. Eğer dünyânın bütün belâları onun üzerine gelse “Âh” bile demeyen; vefadan, cefâdan, acıdan, zenginlikten ve her çeşit ni’metten dolayı değişmeyen, mağrur olmayan ve bunların karşısında hep aynı kalan kimse sabırlıdır.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: “İnsanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur.”