You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları

Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları

Profesör
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
-Nereye gidiyorsun rıza tamamen hazırlanmışsın.
-Leyla'nın peşinden gidiyorum Seyyid Yahya. Leyla'yı arıyorum.
-Leyla dün kendi ayağıyla sana gelmişti. Sen gitmesine izin verdin
-Başka bir Leyla'yı arıyorum. Kimsenin benden alıp götüremeyeceği. İstediğim zaman kendisiyle konuşabileceğim, bize her şeyden daha yakın olanın, eğer aşık olursan, başka kimseye muhtaç olmayacağın o Leyla'nın...
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
Diğerleri iyi vatandaş, İslam iyi insan yetiştirmeyi amaçlar.


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
Bazen ene den kopabiliyor, gözlerimi kapatabiliyor gibiyim.
Bu sefer ölümü arzuluyorum.
Buda ene den midir?
Diğerleri iyi vatandaş, İslam iyi insan yetiştirmeyi amaçlar.


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
Bir Derviş, bir kucak elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rast gelmiş
bozkır sıcağında.
Yorgunluktan al almış kızın yanakları.
-"Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?" diye sormuş.

Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız.

"Sevdiğim çalışıyor orada.
Ona elma götürüyorum."
"Kaç tane" diye soruvermiş derviş baba.
Kız şaşkın; "İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?"
Usulca kırmış elindeki tesbihi derviş...
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
Bir gün, Mecnun yine sarhoş gibi, deli-divane bir halde, “Leyla, Leyla” diye feryat edip gezerken, Leyla onun feryadını duydu, kalbi mahzun oldu ve:
“- Gideyim şu miskine kendimi bir göstereyim. O benim için gece gündüz niyaz eder. Ben de ona bir görünüp, hatırını sorayım” dedi ve Mecnun’un bulunduğu yere gitti. Tam karşısında durdu. Mecnun halâ:
“- Leyla.. Leyla..” diye feryat ediyor, ağlıyordu. Kimseyi görecek durumda değildi. İnleyerek, sızlayarak şehirden çıktı, sahraya düştü. Güneşe karşı bir yerde oturdu ve Leyla’sını anmağa devam etti.
Merak ve hayretler içinde Leyla peşinden gitti, oturduğu yere vardı, dört tarafını dolanarak ona kendini gösterdi. Mecnun oralı olmadı, Leyla’ya iltifat bile etmedi. “Leyla, Leyla” diyerek kendinden geçti, bayıldı. Fakat, yattığı yerde bile bütün vücudundan Leyla adı işitiliyordu.
Leyla bundan bir şey anlayamadı. Bekledi. Mecnun kendine gelip yattığı yerden doğruldu. Bu defa, Leyla güneşin bulunduğu tarafa gitti ve Mecnun’un önünde durdu, gölgesi Mecnun’un üzerine vurdu. Mecnun başını kaldırarak uzun uzun Leyla’nın yüzüne baktıktan sonra sordu:
“- Kimsin, ne istiyorsun?”
Leyla da ona bir soru ile cevap verdi:
“- Aşk elinden halin nicedir?”
“- Ne sorarsın halimi? Git, yanıma gelme! Yoksa sen de benim gibi deli olursun. Hem sen kimsin? Ben seni tanımıyorum.”
“- Beni tanımadın mı? Leyla Leyla diye istediğin ve inlediğin işte benim! nasıl tanımazsın?”
“- Var git işine, alem bana hep Leyla oldu.. Gönlüme hep Leyla doldu.. Eğer sen gerçekten Leyla isen, ya bu bendeki Leyla kimdir?”
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
Rabia-i Adviyye Hazretleri, birgün yolda giderken birisiyle karşılaştı.

O kimse, Rabia’ya dikkatle bakmaya başlayınca, Rabia Hazretleri şöyle sordu:
"Ey kişi! Ne için namahrem bir kadına öyle bakarsın?"

Adam:
"Ey kadın! Senin muhabbetin bana tesir etti ve sana aşık oldum."

Rabia Hazretleri:
"Ey kişi, benim bir kız kardeşim var. O daha güzel, arkada geliyor."

O kişi de kardeşini göreyim diye arkasına bakınca, Rabia Hatun, adama kızıp der ki:

"Ey yalancı! Seni görünce ârif zannettim. Yanıma geldin âşık zannettim.
Şimdi ise tecrübe ettim ve gördüm ki, ne ârifsin ne de âşıksın, aynı zamanda muhabbet dâvâsında yalancısın. Eğer muhabbet davasında sadık olsaydın, benden başkasına iltifat etmezdin!"
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
Mâruf-u Kerhî´ye, ihvanından biri sordu:
- Ey Ebu Mahfuz! Bana söyler misin, seni halktan ayırıp ibadete daldıran nedir
Mâruf-u Kerhî sustu. Sonra suali soran dedi ki:
- Ölümün hatırlanması mıdır
- Ölüm de ne imiş!
- Kabir ve berzahın hatırlanması mıdır
- Kabir de ne imiş!
- Cehennem korkusu veya cennet ümidi midir
- Bunlar da ne imiş! Bir sultan vardır. Bütün bunlar onun kudret elindedir. Eğer O´nu seversen, bütün bunları sana unutturur. Eğer O´nunla aranda bir marifet varsa, bütün bunların yerine geçer.
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Ruhun İrfanla Yükselişi yazıları
gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu, getirdikleri genç bir mahkûmu bıraktılar ve gittiler. Yeni gelen genç içerdekilere selam verdi ve kendisine gösterilen boş yere oturdu. Koğuştakiler ona hoş geldin, geçmiş olsun dediler. İçlerinden en yaşlı ve olgun olanı gencin yanına yaklaştı ve ona ilgi gösterdi, bir anlamda sahiplendi. Çünkü selam verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı.
Genç oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet konuşmadı. Daha sonra yaşlı adamdan bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu. Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı.
Yaşlı adam gencin namazını bitirmesini bekliyordu, onunla enine boyuna tanışmak istiyordu. Fakat genç ikindi namazını bitirdiği halde daha namaz kılmaya devam ediyordu, sonunda bitirdi ve yerine geçip oturdu.
Yaşlı adam biraz daha yanına yaklaştı.
-Nedir o fazladan kıldığın namaz? Biliyorsun ikindi namazından sonra kılınan nafile bir namaz yoktur?
Delikanlı bir müddet cevap vermedi, daha sonra sakin bir sesle:
-Kaza namazı dedi.
-Ne zaman kazaya bırakmıştın? dedi yaşlı adam.
-Gözaltındayken, dedi. Çok yavaş bir şekilde söyledi bunu, daha sonra da gözleri uzaklara dalıp gitti. Yaşlı adam onu konuşturarak ve bir şeyleri hatırlatarak üzmek istemiyordu. Fakat yine de kendine hakim olamadı.
-Ne kadar tuttular göz altında?
-Yirmi dokuz gün.
-Allah Allah, yirmi dokuz gün öyle mi?
-Evet, yirmi dokuz gün. O yirmi dokuz günlük namazımı kaza edeceğim.
-Kılamamışsındır, kıldırmamışlardır her halde? Delikanlı bir müddet sustu ve sonra yaşlı adama döndü:
-Aslında namazlarımı kıldım, bir tek vaktimi bile kaçırmadım fakat…
-Fakat ne?
-Fakat namazın şartlarını yerine getiremedim, hep eksikti. Çoğu zaman abdest alamadım, teyemmüm ettim.
-Olsun, teyemmümle olsun, kabul değil mi?
-Fakat toprak bulamadım teyemmüm edecek, bazen beton duvara, bazen de demir kapıya ellerimi sürerek teyemmüm ettim, kabul olur mu?
-Ne demek kabul olmaz, elbette olur.
-Kıbleyi de bilmiyordum, rica ettim söylemediler. Hem bu arada namazın diğer rükünlerini de yerine getiremiyordum, askıdaydım, hem ellerim hem ayaklarım bağlıydı, çoğu zaman zorla rükuya gidebiliyordum, hele hiç secde yapamıyordum.
-Olsun, olsun yine de kabuldür senin kıldığın bu namaz, dedi yaşlı adam. Fakat ses tonu gittikçe değişiyor, ağlamaklı bir hal alıyordu.
-Sen öyle hep kabul kabul diyorsun ama… dedi ve bir müddet sustu genç adam. Daha sonra değişik bir ses tonuyla devam etti.
-Biliyor musun, gözaltında bulunduğum o yirmi dokuz günün on beş günü anadan üryandım, çırılçıplaktım, soymuşlardı beni. Yalvarıyordum onlara, ne olur Allah için bir tek külotumu bana verin, hiç olmazsa namaz kılacağım vakit verin diyordum, fakat vermiyorlardı. İşte o şekilde kıldım namazlarımı. Mümkün olduğu kadar toparlanıp avret yerlerimi örtmeye çalışıyordum. Fakat bazen onu da yapamıyordum, bu şekilde namaz kılıyordum…
Ortalığı epeyce bir müddet sessizlik kaplamıştı, delikanlı yaşlı adamdan cevap bekliyordu, bu namazları kaza etmesi gerekmiyor muydu? Yaşlı adam kafasını kaldırdığında gözyaşlarının baştan sona yüzünü ıslattığını gördü, ağlıyordu, ağlıyordu.
Sonra birden doğruldu ve delikanlının omuzlarından kuvvetlice tuttu ve kendine çekti:
-Bana bak delikanlı! Anlıyor musun, o namazları asla kaza etmeyeceksin. O namazları alıp Allah’ın huzuruna varacaksın. “Allahım, sana bunları getirdim.” diyeceksin. Biliyor musun, belki hayatında kıldığın en önemli namazlar, senin bu namazların olacak.
Bu kardeşimiz şu anda yaşamaktadır. Şu anlattıklarım bu kardeşimizin başından geçenlerin sadece küçük bir bölümü, yıl 1995, Mardin.
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 27-10-2015, Saat:04:54 PM, Düzenleyen: €L€Z.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.