gerçektende derin bir mevzu

kıt bilgimizle böyle derin bir mevzuyu açıklamak kolay değil.Ancak Allahın yardımıyla birşeyler yazmaya çalışacağız.
Cümleler, kanusundan bağımsız olmadığı için konuyu bir bütün olarak ele almak daha doğru olur.
Öncelikle şu üç örnek üzerinde düşünelim.
1-Bir odaya girdiğimizi düşünelim. Odanın içerisinde bir çok eşya var. Derken odaya çok yoğun bir ışık verildi. Öyle ki ışığın şiddetinden oda içindeki hiçbir eşyayı göremez olduk. Kamaşan gözler, gerçekten de oda içinde ışıktan başka bir şey göremez. Bunu durumu çıplak gözlerle güneşe bakınca daha iyi anlarız.
2-Yine bir oda içinde kendimizi düşünelim. Derken ışıklar söndü ve zifiri bir karanlık oluştu. Zerre kadar ışık içerde yok. Bu durumda yine odada bulunan kendimizde dahil olmak üzere diğer varlıkları göremeyiz.
3-Bir ayna düşünelim. Bu aynada güneş görüntüsü var. Ve biz bu aynanın bir fotoğrafını çekiyoruz. Şimdi bu durumda üç şey ortaya çıkıyor. Birincisi güneşin kendisi. İkincisi güneşin aynada görünen görüntüsü. Üçüncüsü ise içinde güneşin görüntüsü olan aynanın çekilmiş fotoğrafı yani somutlaşmış bir resim. Yani Kainat bir ayna, aynada görünen güneş yüce Allahın isim ve sıfatları ve aynanın fotoğrafı, somutlaşmış resim ise varlıklardır.
Bu üç örnekten yola çıkarak şunları diyebiliriz;
- 1. Örnekte, odada eşya var ancak ışığın yoğunluğundan biz göremedik. Işığın yoğunluğundan dolayı göremediğimiz eşyaları inkar etmek ‘ odada ışıktan başka hiçbir şey yoktur’ demek yanlıştır. Zira odada eşyalar mevcuttur.
- 2. Örnekte, odada eşya var ancak içeride hiç ışık olmadığından biz eşyaları göremedik. Zifiri karanlıktan dolayı eşyayı görmediğimiz için ‘odada eşya yoktur’ demek doğru değildir. Zira eşyalar odada mevcuttur.
- 3. Örnekte, ortada üç ayrı varlık vardır. biri güneşin kendi zatı ve sıfatları, diğeri o sıfatların aynası olan varlıklar, üçüncüsü ise sıfatların aynada ve varlıklardaki görüntüleri ve yansımalarıdır.
Bu örneklere beraber konuya bakalım. Muhittini Arabi gibi zatlar, yüce Allahın Esmalarının tecellilerinin yoğunluğundan, şiddetinden dolayı eşyayı inkar etmişlerdir. Ancak bu inkar doğru değildir. Aynen örneklerde olduğu gibi yoğun ışık yada zifiri karanlıkta eşyayı görmeyen birinin eşyayı inkar etmesi gibi.
Kainatta her varlık, yüce Allahın isimlerine aynadır. Her ayna kendi kabiliyetine göre o tecellileri yansıtır.
Bu örnek ve hatırlatmalardan sonra cümlelerin açıklamalarına gelelim.
İnsanın zihni, hayâli, bu ayna misâline benzer. Şöyle ki:
İnsanın âyine-i fikrindeki mâlûmâtın dahi iki veçhi var: Bir vecihle ilimdir, bir vecihle mâlûmdur. Eğer zihni o mâlûma zarf saysak, o vakit o mâlûm mevcud, zihnî bir mâlûm olur; vücudu ayrı birşeydir. Eğer zihni o şeyin husûlüyle mevsuf saysak, zihne sıfat olur; o şey o vakit ilim olur, bir vücud-u hâricîsi vardır. O mâlûmun vücud ve cevheri dahi olsa, bununki arazî bir vücud-u hârîcisi olur.
Üstad Hz.leri yukarıda bir ayna örneği vermiş.Ve diyor ki aynen bu ayna örneğinde ki gibi zihinde buna bir örnektir.Şöyle ki;
Bir ayna düşünelim ve bu aynada bir telefon görünüyor. Şimdi bu durumda ne oldu? Ayna, o telefon için bir zarf hükmünde oldu. Yani telefon aynanın içinde. Şimdi zihnimizi de bir ayna gibi düşünelim. Telefonu düşündük. Düşüncemizde telefon var. Bu durumda zihnimiz telefona bir zarftır diyebilir miyiz? Evet diye diyebiliriz çünkü telefon gerçekten de zihnimizde. Telefonun zihnimizde olmasından dolayı iki durum var. Birincisi ilim olarak telefon zihnimizde. İkincisi telefonun yansıması zihnimizde var yani vücudu olan bir telefon zihnimizde var demektir ve zihni bir telefon bulunuyor anlamına gelir. Ancak telefonun vücudu ayrıdır. Aynen aynada görünen güneşin bizzat kendisinin olmadığı gibi. ‘içinde telefon bulunan bir zihin’ dersek ne yapmış olacağız? Telefonu zihne bir sıfat yapmış olacağız. Yani telefonun zihninde içinde olması zihin için bir sıfat olmuş oluyor. Peki zihnimizde olan telefonun kendisi mi, yoksa aksi mi? Elbette telefonun yansımasıdır. Bu durumda o telefon zihnimizde bir ilimdir ve bir vücudu yani varlığı vardır anlamına gelir. Gerçekten de telefon zihnimizde. Ancak zihnimizde olan telefonun kendisi değil.
_
kâinat bir aynadır. Her mevcudâtın mâhiyeti dahi birer aynadır. Kudret-i Ezeliye ile îcâd-ı İlâhîye mâruzdurlar.
Kainatta ne varsa herşey yüce Allahın esmalarını yansıtan birer ayna gibidir. Yaratılışları, idare edilişleri, rızıklandırılmaları, bir düzen ve tertip içinde hayatlarını devam ettirmeleri, kabiliyetleri… Hasılı her şeyleri bir kudret eliyle var olup varlıklarına devam etmektedirler. Yukarıda verdiğimiz birinci örnekteki gibi. Eğer oda içinde ışık olmazsa hiçbir varlık görünmez. Aynen bunun gibi varlıklar yüce Allahın isim ve sıfatlarının tecellisiyle var oluyor ve hayatlarını devam ettiriyorlar. Bu tecellinin olmaması aynen zifiri karanlıkta hiçbirşeyin görünmemesi gibi durumdur. Varlılar üzerinden yüce Allahın esmalarının tecellileri bir an kalktı mı varlık diye hiçbir şey kalmaz.
_Esmâ-i İlâhiyeden Hallâk, rezzak gibi isimlerin mazharları vehmî ve hayâlî şeyler olamaz. Madem o esmâ hakikatlidirler. Elbette mazharlarının da hakikat-i hâriciyeleri vardır.
Yüce Allahın esmalarının tecellileri hakikattir. Dolayısıyla tecelli ettiği şeylerde hakikattirler ve vucudları vardır. Mesela Hallak ismi yaratmakla alakalıdır ve var olan herşey O ismin tecellisidir.Yine Rezzak ismi varlıkların hayatlarının devamı için ihtiyaçlarını görür ve rızık göndermek suretiyle tecellide bulunur. Bir kuş Hallak ismi ile var olur Rezzak ismi ile rızıklanır. Rezzakı ve Hallakı kabul edip bunun tecellisine mazhar olan varlıkları inkar etmek doğru değildir. İnkar etmek şuna benzer; aynada görünen görüntüyü kabul edip aynayı yada aynanın çekilmiş fotosunu inkara benzer. Buda ne akıl ne kalp nede gelen naslara uygun bir düşünce değildir.
Özetle;
Tüm varlıklar yüce Allahın isim ve sıfatlarının birer tecellisidir. Her varlık bir ayna gibi yüce Allahın isim ve sıfatlarının yansıtır(aynanın güneşi yansıtması gibi). Bazı zatlar, özellikle ibni Arabi gibi şahsiyetler, yüce Allahın kainattaki isim ve sıfatlarının tecellilerine o kadar dalmışlardır ki ( yoğun ve şiddetli ışıkta, ışıktan başka bir şey görmediği için çevresinde var olan şeyleri inkar eden kimse gibi) varlıkları inkar etmişlerdir. Buda onların sekr (manevi sarhoşluk) hallerinden kaynaklandığı için bazı islam alimleri tarafından mazur görülmüşlerdir.
Hakikat şudur ki,Yüce Allahın isim ve sıfaları tecelliler şeklinde görünürler. Tüm varlıklar bu tecellilerin yansımasıyla vardırlar ve varlıklarını devam ettirmektedirler. Yani tecelliler farazi olmayıp görünürler. 3. Örnekte anlaşılacağı üzere; Kainat aynasında tecellisi görünen isim ve sıfatların, bizzat kendileri ile tecellileri farklıdır. Ayna bir zarf, içindeki güneşin görüntüsü ise, güneşten gelen bir tecellidir. Güneşin bir yansımasıdır. Ancak güneşin kendisi değildir. Çünkü aynaya yansıyan güneşin görüntüsü, ayna içinde bir varlık kazanıyor, zarfın içine giriyor. Güneşten farklı olarak bir varlık oluyor. Ayna içindeki görüntünün resmini çekersek ayrı ikinci bir varlık oluyor.
inşallah çok karışık olmamıştır.
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..