You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Üye
RABBANİ TOPLUM
Bismillahirrahmanirrahim
Yeryüzünde insanların bakışlarını üzerinde toplayan yegane umut kaynağı Kur'an-ı
Kerim’dir. O dünyanın çeşitli yerlerinde perişanlık denizinde boğulan ve ümitsizlik çöllerinde
nereye yöneleceğini bilmeyip de acı dikenler üzerinde sürünen insanların bakışlarını
kendisine çeken gerçek umut kaynağı, yol gösterici ve aydınlık zirvelerin üstündeki zirvedir.
Kur'an-ı Kerim ilk Rabbani toplumun önderi, öğretmeni ve eğiticisi olan En-Nebî’ül-Âzâm
Muhammed (s.a.v.)’in liderliğinde cahiliyye adet ve inançlarının esiri olan bireylerden
kurmuştur. Onlardan hiçbiri Hz. Muhammed (s.a.v.) gönderilinceye kadar, cahiliyyenin
esaretinden kurtulabileceklerini akıllarının ucundan bile geçirmiyorlardı. İşte bu, o insanların
arkalarından tüm insanlığa bırakacakları büyük bir mucize idi. Gelecek nesillere, çağlar
ötesinden, o dönem ve o dönem insanlarından hayatlarında fevkalade değişikliklere yol
açması sebebiyle, insanları tümden hayranlık içinde bırakmıştır.
Duvarları çökmüş olan ve temellerinin kaybolmasına çok az kalan Rabbani toplumu
ilâhi lütufla yeniden ümmetin her yer ve zamanda göreceği şekilde kuracak ve tesir edecek
olan Kur'an-ı Kerim’dir. Ümmet Rabbani topluma dönmek arzusunda samimi olduğu
takdirde, kendisini yeniden Rabbani topluma kavuşturacak olan büyük umut kaynağı işte bu
Kitaptır.
İnanan insan Kur'an ayetlerini düşünürken kendini derin hayretler içinde bırakacak
hayat, kainat ve insan ile ilgili sayısız örnek ve tasvirlerle karşılaşır. Öyle ki bu örneklerin her
birini okudukça kalbi imanla dolar. Bu ayetler kendisine en mükemmel fikirleri, en kıymetli
çözüm yollarını gösterir ve o her zaman Allah (c.c.)’ın şu sözünü hatırlar: “Ne zaman bir sûre
indirilse, münafıklar birbirlerine (alay yoluyla); Bu sûre hanginizin imanını artırdı? derler.
Mü'minlere gelince inen her sûre onların imanını artırır ve onlar bu sûrelerin inişiyle
sevinip birbirini müjdelerler.” (Tevbe:124). Âyet gayet veciz olarak hakkı tasdik eden ve
pisliklere bulaşmaktan sakınan Rabbani toplumun güzel ve aydınlık bir tasvirini yapmakta ve
bu toplumu diğerlerinden ayıran imanî özelliklerin kendisinde belirgin olmadığı hiçbir
toplum, insanların sığınacağı ve sükûnet bulacağı bir toplum olmaya layık değildir. Fıtrata
uygun olan toplum, semavî gözetimden uzak olan, yalnız insan aklı ve eliyle düzenlenmiş
toplumların estirdiği her çeşit aldatmacayı reddeden toplumdur.
Rabbani toplumun özelliği dört tanedir:
1- Tevhid, 2- Sadık kulluk, 3- Fedâkarlık ve sevgi, 4- Hakkı ve sabrı tavsiye etmek.
1- Tevhid: Tevhid-i ilahide saflık, ancak tüm boyutlarıyla tevhidin manasının kalbe
yerleşmiş olmasıyla elde edilebilir. Bu ise Allahü Teâlâ (c.c.)’yı İlah ve Rablığında tek kabul
etmek, isim ve sıfatlarında O’nu birlemektir. Bundan sonradır ki, bu tevhid anlayışı hiçbir
sapmanın zarar veremeyeceği bir hal alır. Allahü Teâlâ (c.c.)’nın kullarından istediği tevhid
anlayışı ancak bu şekildedir: “Deki: O Allah birdir, Samed’dir. Doğurmadı, doğurulmadı
da. Hiçbir şey O’na denk değildir.” (İhlas Sûresi).
Kur'an-ı Kerim’in sureleri bu boyutları eksiksiz olarak beyan eden ve tevhid inancını
kalbe ve akla yerleştiren ayetlerle doludur. Bu ise diğer inançlardan ayrı olarak sadece saf ve
katıksız İslâm inancının özelliğidir. Bu tüm Peygamberlerin tebliğini yaptıkları akidenin tâ
kendisidir. “Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona şöyle vahyetmiş olmayalım:
Gerçek şu ki, benden başka ilâh yoktur. Onun için bana kulluk edin.” (Enbiya:25). Hz.
Peygamber (s.a.v.) bu gerçeği şu sözüyle teyit etmektedir:
2
“Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz, Lâ ilâhe
illallahtır.” (İmâm-ı Mâlik- Muvatta).
Özellikle peygamberler akidenin boyutlarını, ibadet ve yaşayışlarıyla izah etmişler ve
her türlü kapalılık ve karışıklığı önlemişlerdir. Bundan sonra, hiçbir kimsenin bu akideden
yüz çevirmesi ve gereğiyle amel etmemesi için bir neden kalmamıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.)
getirdiği dava ile ortaya çıkarken, kendisinden önce gelenlerin getirdiklerinden başka bir dava
getirmiş değildir. Kavminden veya kavmi dışındakilerin arasından, getirdiği bu davadan yüz
çevirenler, saf tevhid akidesinden saparak, kendi iradesini kendisini yaratana ve rızkını verene
teslim etmeyi reddetmiş ve böylece ateş ehli olmayı hak etmişlerdi.
Allahü Teâlâ (c.c.)’nın uluhiyetinde tek olduğunu anlatan ayetlerden bazıları şunlardır:
“Allah kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de
O’ndan başka ilâh olmadığına şahitlik ettiler. O Aziz ve Hakim’dir.” (Âl-i İmran:18). “Eğer
yerde, gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulup gitmişti.” (Enbiya:22). “Allah ile
beraber başka bir ilâh mı var!? Hâşâ, Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir,
münezzehtir.” (Neml:63).
Allahü Teâlâ (c.c.)’nın Rububiyette tek olduğunu anlatan ayetlerden bazıları şunlardır:
“İşte Rabbiniz Allah’tır. Mülk O’nundur. O’ndan başka ilâh yoktur. Nasıl (O’na
kulluktan şirke) çevriliyorsunuz.” (Zümer:6). “Geceyi sizin için, istirahat etmenize elverişli,
gündüzü de aydınlık yapan O’dur.” (Yunus:67).
Allahü Teâlâ (c.c.)’nın isim ve sıfatlarındaki tevhidi bildiren ayetlerden bazıları:
“Allah sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah, işitendir, görendir” (Mücadele:1). “En
güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na onlarla duâ edin ve O’nun isimleri hakkında
eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.” (A’raf:180). “O öyle bir
Allah’tır ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Gizliyi de, âşikârı da bilir” (Haşr:22).
İbret almak isteyenler veya ebedî ışığın yolunu tutanlardan olmayı arzu edenler için,
ayetlerin bu kadarı yeterlidir. Ne var ki Müslümanların büyük bir çoğunluğu gerçek tevhidi
bilmiyor. Bu da kalplere acı ve hüzün veriyor. Müslüman’a tevhidin gerçeğinin açıklanması,
hiç şüphesiz onun hayatındaki her şeyi açıklığa kavuşturur. Kendisini şaşkınlıkla başıboş
dolaşmasını engelleyip, onu sağlam bağlarla bağlayarak, dosdoğru yola iletir, yalpalamadan
yürümesini sağlar. Kâmil manadaki tevhidi, tüm boyutlarıyla bilmediği sürece, Müslüman’ın
“Lâ ilâhe illallah” ın manasına ulaşması asla mümkün değildir. Bildiği takdirde ise, bu
ifadenin gerçek manasını idrak edecektir ki, bu mana, insanın Allah’ı tüm ortaklardan tenzih
etmesi, yaratma ve tedebbür işlerinin tümünü O’na havale etmesi, başına gelmesi muhtemel
her türlü hayr ve şer karşısında mütevekkil olmasıdır. Rızkın tümüyle Allah (c.c.)’ın elinde
olduğuna, bu konuda cahil ve şaşkınlar dışında kimsenin tartışmayacağına, bâtılın hiçbir
yönden ona erişemeyeceğine, Kur'an’da ve Resulullah (s.a.v.)’ın sünnetinde olana bağlılıktan
başka tüm bağların bâtıl olduğuna, tüm bunlara ve gereklerine iman etmenin, kişiyi cennete
yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak hak yol olduğuna, bilerek inanması halinde “Lâ
ilâhe illallah”ın gerçek manası Müslüman’ın kalbinde yerleşmiş demektir. İşte kelime-i
tevhidin gerçek manası budur.
Müslüman’ın Hz. Peygamber (s.a.v.)’in emrini, başkalarının emrinden büyük görmesi,
yasaklarına boyun eğmesi, O’nun sevgisini kendi canından, malından, çocuklarından üstün
tutması gerekliliğine inanmalı, O’nun sünnetlerini araştırarak, kendisine nasıl gerçek bir önder
olduğunu öğrenmesi, O’nun nübüvvetine iman etmedikçe, imanının kabul olunmayacağını
bilmesi, Peygamberlerin Rablerinden getirmiş oldukları dinin, Allah (c.c.)’ın kulları için seçtiği
İslâm olduğuna Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Allah (c.c.) tarafından seçilerek insanlara gönderilen bir
3
RABBANİ TOPLUM -IIbeşer
olduğuna ve kendisine vahyedilenler dışında gaybı bilmediğine inanması gerekmektedir…
İşte kişi ancak bu şekilde iman ettiği takdirde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in risaletini
gerçek manasıyla idrak etmiş olur. Dolayısıyla Kelime-i Tevhid, mü'minin kalbinde, Allah
(c.c.)’ın izniyle meyve veren mübarek bir ağaç olur. Tevhidin hakikati işte böyle açıklık kazanır
ve insan kalbine yerleşir. İnsan, huzur, rahat ve istikrar içinde hayatını sürdürerek, iman dolu
kalbiyle, ümit ve çağrı gününü bekler.
2- Sadık Kulluk: İki şarta sahip olmadıkça, Allah (c.c.)’a yapılan kulluğun halisane ve
sadık bir kulluk olması mümkün değildir. a) Niyette samimiyet, b) Allah (c.c.)’ın emrettiği ve
Resûlüllah (s.a.v.)’ın yaşayarak gösterdiklerine bağlı kalmak.
Sadece kendisine kulluk edilmeye layık olan Allahü Teâlâ (c.c.)’dır. Çünkü, insanları
yaratan, işlerini düzenleyen, nimetlerin her çeşidini ikram eden sadece O’dur. İbadet, Allah
(c.c.)’a gerçek bir şükrün ifadesi ve amelin tezahürü olmakla birlikte, kulu nefsinde yetiştirir,
ona her türlü maddi ve manevi güçleri en iyi şekilde dengeleme ikramı verir. Böylece
insanoğlu, Allahü Teâlâ (c.c.)’nın dünyada kullarına mubah kıldığı nimetlerden istifade eder.
Şüphesiz ki ibadet, kulun imanını artırır, kalbinin pasını siler, toplumun her kesiminde refah
ve huzur yaygınlaşır.
İbadet, Müslümanların akıl ve kalplerinden İslâm akidesini silecek her türlü fikir
akımına karşı toplumsal yapının yeni baştan kurulmasını isteyen düşünceyi yönlendirir.
Ne yazık ki Müslümanlar, başlarına gelen musibetli dönemden bu yana, artık
baktıkları şeyi görmez, şüphelendikleri hususlardan çekinmez, şaşkın bir hale düşmüşlerdir.
Böylece mukaddes değerleri ve güzel ahlakları ifsad olmuştur. Öyle ki hayrı şer içinde
aramaya, serpilmiş olan hidayet esaslarını sapıklıklar içinde toplamaya ve tüm yolları karanlık
olan çıkmaz sokaklara sapmaya başlamışlardır. Sonuç bakımından da, dışarıdan gelen yabancı
fikir akımlarını taklit etmenin esiri olmuşlardır.
Bireyleri, düşünceleriyle birlikte sosyal hayatı kurmaya yönlendiren toplum, hiç
şüphesiz varlığını sürdürmek için güven ve azimle çalışan, medeniyetin merdivenlerine çıkma
gücünü kendisinde bulan toplumdur. Yerin ve göğün, içindekilerle birlikte boyun eğdiği
Allahü Teâlâ (c.c.)’ya, sadık kulluk niyetiyle ve kâmil bir itaatle iradesini teslim etmeyen bir
toplum, asla bu seviyeye ulaşamaz!
3- Fedâkarlık ve Sevgi: Tüm toplumlar örf ve adetler bakımından farklı manzaralar
arz ederler. Eşyanın tabiatı, hatta toplumların karakteri gereği bu böyledir. Bu böyle olunca
şüphesiz Rabbani toplumun örf, adet ve karakteri en üstün olacaktır. Çünkü bu toplum
özelliğini, sağlam ve mükemmel olan şeriattan almıştır. Bunun sonucu basiretli, anlayışlı ve
uyanık bir olumluluk içinde hareket eden bir toplum olur. Bu özellikler, Rabbani toplumun
bireyleri arasında yakınlaşmaya sebep olur. Onların vicdanlarına birbirlerini sevmeyi,
yardımlaşmayı, fedâkarlığı yerleştirir. Hz. Peygamber (s.a.v.), dostluk ve merhamet
prensiplerini şu sözüyle, tasvirlerin en güzeli olarak dile getirmiştir:
“Mü'minler birbirlerine sevgi ve merhamet duymak konusunda bir bedene benzerler.
Bir âzâ rahatsız olunca bedenin diğer tüm âzâlarını uykusuzluk ve rahatsızlık sarar.” (Buhari).
Rabbimiz buyuruyor: “O’nun ayetlerinden biri de kendileriyle kaynaşmanız için size
kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır.” (Rum:21).
Rabbani toplumların mensupları, bu özelliğin devamını arzuladıkları için Allahü Teâlâ (c.c.)’ya
şöyle niyazda bulunurlar. “Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi saptırma,
katından bize bir rahmet ihsân et.” (Âl-i İmran:8).
4
4- Hakkı ve Sabrı Tavsiye Etmek: Rengi ne olursa olsun toplumu, özelliklerini kendi
başına işlemesi için terk etmek doğru değildir. Bu bakımdan şirkin her türlüsünü reddeden,
Allah (c.c.)’a asi olmayan, mensupları birbirlerine düşmanlık etmeyen bir toplumdur Rabbani
Toplum… Rabbani toplumun ilk üç özelliği Tevhid, Sadık kulluk ve Fedâkarlık ve sevgi
bazen toplumun mensuplarının kalbinde zaafa uğrar. Bu zaafın izalesine, şiddetli acılarını
dindirmeye, bu zaaftan doğan izleri silmeye ve böylece bu üç özellik başarısızlığa
uğradığında, onlara destek olacak başka bir özelliğe gerek duyulur. İşte bu özellik, toplum
mensuplarının birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeleridir. Hakk, batılın dışındaki her şeyi
kapsar. Ehl-i Hakka gelince, onlar her zaman mal ve can, eza ve cefaya maruz kalan
kimselerdir. Bu nedenle Kur'an’da söz edilen sabır, bir imtihanın işaretidir. “Asra yemin
olsun ki, insan gerçekten hüsran içerisindedir. Ancak iman edip, Salih amel işleyenler,
birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr Sûresi).
Rabbani toplumda, her fert başkasının iyiliğine, hayrına ve yararına olan hususlarda
gayretli olur, bunların gerçekleşmesi için çalışır. Toplum, fertlerin gayretlerini gerekli
olmayan yerlere yönlendiren kötü şüphelerden arınmış olur. Toplumun her ferdi artık ümitle,
sürekli bir yükselişle ilerlemeye başlar. Hiç şüphesiz bu yardımlaşma, dayanışma ve
nasihatleşme özelliği, toplum mensupları arasında kuvvetli bir kaynaşmaya, kalplerde
kardeşlik duygusunu pekiştirmeye, zayıflara yardım elinin uzatılmasına neden olur. Bütün bu
özelliklerin bir topluma yerleşmesi ve tam anlamıyla gerçekleşmesi halinde, o topluma artık
“Rabbani Toplum” diyebiliriz. Bu özelliklerden herhangi birine yapılan saldırı toplumun
Rabbanîliğine karşı yapılmış sayılır. Çünkü bu özellikler, güç ve sağlamlığını topluma
mensup fertlerin iman kuvvetinden alırlar. Onların kuvvetinin gevşemesi, bu özelliklerin
gevşemesine neden olur. Topluma mensup fertlerin, bu özellikler ile zıtları arasında
yalpalamaya başlamaları, nefislerinde gevşekliğin baş göstermesi, Allah (c.c.)’ın azabına maruz
kalacaklarının bir işaretidir. Küçük bir grubun bu özelliklerden uzaklaşıp sapması Rabbani
topluma zarar veremez. Bu özelliklerin sağlamlığı ve topluma mensup fertlerin, bu özelliklere
sarılış kuvveti Rabbani topluma öyle bir güç kazandırmıştır ki, artık küçük bir grubun veya
bazı fertlerin sapması bu gücü gevşetmeye ve Rabbani Toplumun özünden onu silmeye gücü
yetmez. Günümüz Müslüman toplumlarına gelince, onlar hemen hemen tüm özelliklerini
kaybetmiş, çok azı dışında, tüm Rabbani izler özlerinden silinmiştir. Arda kalan bir avuç
insan veya hayra sarılmış küçük bir grup, gönlündeki eziklikle birlikte, Rabbinin emrine
uyarak Resûlünün izinden gittikçe, Rabbini kendisinden razı olarak bulacaktır. Topluma
mensup fertleri, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in getirdiği yola iletmek için yanıp tutuşanlar bu
kimselerdir. Yâ Rabbi, Bizleri de onlardan eyle.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.