You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Peygamberimizin (sav) çok kadınla evlenmesini kınıyorlar. Bu hususta

Peygamberimizin (sav) çok kadınla evlenmesini kınıyorlar. Bu hususta

Uzman
Peygamberimizin (sav) çok kadınla evlenmesini kınıyorlar. Bu hususta
Peygamberimizin (sav) çok kadınla evlenmesini kınıyorlar. Bu hususta bizleri aydınlatır mısınız?


Hemen arzedeyim ki, bu hususta ileri-geri söz söyleyenler, hiçbir şey okumamış ve düşünmemiş kimselerdir. Eğer, “MegAzi ‘ ve “Siyer”e azıcık bakmak zahmetine katlansalardı, kendilerini küçük düşürecek böyle bir soruyu sormayacaklardı.

Bu soruyu şimdiye kadar, beş altı yerde benden sordular; ben de her def’asında eksik-tamam bazı şeyler anlatmağa çalıştım. Bu defa da onlardan hatırımda kalanları tekrar edeceğim.

Peygamberler Sultanı ZAt-ı RisAlet-penAhın izdivaçlarında, değişik yönler vardır: ZAt-ı Ahmediye’ye (S.A.V) taAlluk eden hususlar, umumü olarak izdivaçlannda gözetilmiş olabilecek hedef ve maksatlar; bir kısım zaruretler ve nihayet zevcAtın hususi durumlarının gereğini yerine getirme gibi keyfiyetler… Şimdi sırasıyla bu hususları teker teker tahlil edelim.

Mevzuu ilk önce, o pAk şahsiyete bakan yönüyle ele alalım. Her şeyden evvel bilinmelidir ki, O mübebbcel ZAt, yirmibeş yaşına kadar hiç evlenmedi. O sıcak memleketin hususi durumu da nazar-ı itibara alınacak olursa, bu kadar zaman iffetiyle yaşaması ve bunun da, dün ve bugün böylece kabul ve teslim edilmesi, O’nda iffetin esas olduğunu ve müthiş bir irade ve nefis hAkimiyeti bulunduğunu gösterir. Eğer bu hususta, küçük bir inhiraf bulunsaydı, dünkü ve bugünkü düşmanları, bunu cihAna ilAn etmekden bir an bile geri kalmayacaklardı. Halbuki eski ve yeni bütün hasımları, O’na hiç olmayacak şeyleri isnad ettikleri hAlde, bu istikamette birşey söyleme cüretini gösterememişlerdir.

Peygamberimiz (S.A.V) ilk izdivaçlarını, yirmibeş yaşlarında iken yaptılar. Bu izdivaç Allah ve Resulü katında çok yüce ve müstesnA; fakat başından iki defa evlenme geçmiş kırk yaşındaki bir kadınla olmuştu. Bu mutlu yuva tam yirmiüç sene devam etmiş ve peygamberliğin sekizinci senesi, kapanan bir perde gibi arkada acı bir hasret bırakarak sona ermişdi. Bu defa Efendimiz (S.A.V) yirmibeş yaşına kadar olduğu gibi, yine yapayalnız kalmıştı. Evet, aile, çoluk-çocuk her şeyiyle yirmiüç senelik bu mesud hayattan sonra, yeniden dört-beş sene bekAr olarak yaşamışlardı ki; yaşları da elli üçe ulaşmış bulunuyordu.

İşte, bütün izdivaçları da böyle izdivaca alAkanın azaldığı bu yaştan sonra başlar ve devam eder ki; sıcak bir memlekette ellibeş yaşından soıira yapılan izdivacda, beşerülik ve şehevülik görmek, ne insafla ne de iz’anla kat’iyyen telif edilemez.

Burada akla gelen diğer bir mesele de, Peygamberlik müessesesiyle çok evlenmenin te’lifi keyfiyetidir. Buna da bir iki cümle ile temas etmek istiyorum.

l. EvvelA, bilinmelidir ki, bunu serrişte edenler, ya hiçbir din ve prensip kabul etmeyenlerdir ki, onların böyle bir şeyi kınamaya aslA ve kat’A hakları yoktur; zürA onlar, bütün prensiplere karşı rAfizüdirler. Hiçbir kAnun ve kayda tAbi olmaksızın, pek-çok kadınla münasebet kurar; hatta mahremleriyle dahi nikAhı tecviz ederler. Yahut bunlar, Hıristiyan ve Yahudi gibi ehl-i kitap olanlardır. Onların hücumu da, insafsızca, garazlı ve teemmül edilmeden yapılmış, hattA kendi namlarına üzülecek bir keyfiyetdir. Çünkü, İncil ve İncil ehlinin kabul ve tesüm ettiği; Tevrat ve Tevrat ehlinin, kendi peygamberleri bilip uydukları, nice EnbiyAyı İzAm vardır ki; bunlar daha çok kadınla evlenmiş ve başlarından daha çok nikAh geçmiştir. Bir Süleyman ve Davud Peygamberleri düşününce, her iki cemaatin de nasıl haksız ve tecAvüz içinde bulundukları açıkça ortaya çıkar. BinAenaleyh, çok kadınla izdivacı, Peygamberimiz (S.A.V) başlatmadığı gibi; aynı zamanda çok izdivAç, nübüvvetin ruhuna da zıd değildir. Kaldı ki; daha sonra anlatmağa çalışacağım hususlarda görüleceği gibi “teaddüd-ü zevcAt”ın peygamberlik vazifesi nokta-i nazarından, tasavvurlar fevkinde fAideleri vardır.

Evet, çok kadınla izdivAç, bilhassa ahkAmla gelen EnbiyA için bir bakıma zarurüdir. ZürA, dinin, aile mahremiyeti içinde cereyan eden pek çok yönleri vardır ki, ona ancak bir insanın nikAhlısı muttali olabilir. BinAenaleyh, dinin bu yönlerini anlatmak için herhangi bir istiAre ve kinAyeye başvurmadan -ki çok defa bu türlü anlatma tarzı anlamayı bulandırır ve istinbatı zorlaştırır- herşeyi alabildiğine vuzuh içinde anlatacak, mürşidelere ihtiyaç vardır.

İşte, herşeyden evvel, nübüvvet hAnesinde olan bu temiz ve pAkize zevcAt, kadınlık Alemine karşı irşAd ve tebliğ vazifesinin sorumluları ve nakilcileri bulunmaları itibariyle, peygamber için de, peygamberlik için de; kadınlık Alemi için de gerekli, hattA elzem olur.

2. Diğer bir husus da, umumü mAnAda Efendimiz’in zevceleriyle alAkalı oluyor ki, o da:

a. Zevceler arasında, yaşlı, orta yaşlı ve gençler bulunması itibariyle, bu devre ve dönemlerin hepsine ait çeşitli ahkAm vaz’ediliyor. Ve bizzat peygamber (S.A.V) hAnesi içinde bulunan bu pAkize zevceler sayesinde tatbik imkAnı buluyordu.

b. Zevcelerin herbirerleri, çeşitli oymaklardan olması sebebiyle, evvelA o kabileler arasında; sonra da muazzez şahsiyetiyle akrabalık tesis buyurduğu bütün cemAatler içinde, köklü bir sevgi ve alAkaya yol açılıyordu.Her kabile ve oymak, O’nu, kendinden biliyor, din hissinin yanında, cibillü bir bağlılıkla O’na karşı derin bir alAka hissediyordu.

c. Her kabileden aldığı kadın, O’nun hayatında ve irtihalinden sonra, kendi cemAatı arasında çok ciddi dünü hizmete vesüle olabiliyor; uzak yakın bütün akrabalarına, zAhir ve bAtın-ı Ahmediye (S.A.V) hususunda tercümanlık yapıyordu. Bu sayede O’nun kabilesi de, kadın ve erkeğiyle, Kur’An’ı, tefsüri, hadüsi ondan öğreniyor ve dinin ruhuna vAkıf olabiliyordu.

ç. Bu izdivaçlar vAsıtasıyla, Nebiyy-i Ekmel, AdetA bütün Ceziret-ül Arabla yakınlık te’sis etmiş gibi, her hAnenin, teklifsiz misafiri hAline gelmişti. Herkes bu karAbet vasıtasıyla o mehAbet Abidesine yaklaşabiliyor ve dünü umuru öğrenme fırsatını buluyordu. Aynı zamanda bu ayrı ayrı aşüretlerin herbiri, bir çeşit, kendini ona yakın sayıyor ve bununla iftihar ediyordu. Mahzum Oğulları, Ümmü Seleme (r.) vasıtasıyla; Emevüler, Ümm-ü Habübe (r.) vasıtasıyla; HAşimüler, Zeynep bint-i Cahş (r.) vasıtasıyla kendilerini ona yakın kabul edip, bahtiyar sayıyorlardı…

3. Buraya kadar olanlar umumü mAnAda ve bazı yönleriyle de, diğer peygamberlere şAmil olacak şekilde idi. Şimdi bir de,hususü mAnAda ve teker teker her zevcenin serencAmesi içinde, meseleyi ele alalım:

Evet, burada dahi göreceğiz ki; mantık, vahiy ile müeyyed O ZAt’ı hayat-ı seniyyesi karşısında toprak kadar aşağı kalıyor; ta’bir-i diğerle beşer düşüncesi FetAnet-i A’zam önünde rükua varıp iki-büklüm oluyor.

I. İlk zevceleri - seyyidetinA - Hz. Hatüce’dir. (r.) Kendinden onbeş yaş daha büyük olan bu nAdüde kadınla izdivaçları, her evlilik için en büyük örnek mAhiyetindedir. O, bütün bir hayat boyu, derin bir vefA ve sadakatla eşlerine bağlı kaldıkları gibi, zevcelerinin vefatından sonra dahi O’nu hiçbir zaman unutmamış, hatta her vesüle ve fırsatta O’ndan bahisler açmıştır.

Hz. Hatüce’den sonra Peygamberimiz (S.A.V) dört-beş sene evlenmediler. Başlarında birçok yetim bulunmasına rağmen, onların meunetine katlanıp , bir bakıma hem annelik, hem de babalık vazifesini yürüttüler. MuhAl-farz, evvel ve Ahir kadınlara karşı küçük bir za’fı olsaydı, böyle mi hareket ederlerdi?..

II. Sıra itibariyle olmasa bile ikinci zevceleri, Aişe-i Sıddüka’dır. En yakın arkadaşının kızı. Acı, tatlı bütün bir hayatı beraber yaşayan bu büyük insana karşı, Nebü’nin en mu’tenA ikramı… Umum neseblerin sona erdiği günde, sona ermeyen karAbetiyle onun yanında bulunma şerefi ancak bu sayede olacaktır. Evet, Aişe-i Sıddüka ile, Hazreti Ebubekir, maddü-mAnevü hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde kurb-u Nebevüye mazhar olmuşlardı.

Ayrıca, Hz. Aişe gibi çok zekü bir nAdire-i fıtrat, da’vAyı nübüvvete tam vAris olabilecek yaradılışta idi. İzdivaçtan sonraki hayatı ve daha sonraki hizmetleriyle katiyyen sübut bulmuştur ki; O muallA varlık, ancak Nebü zevcesi olabilirdi. Zira O, yerinde en büyük hadisci, en mükemmel tefsirci ve en nAdide fıkıhcı olarak kendini gösteriyor, zAhir ve bAtın-ı N.ühammedi (S.A.V) emsAlsiz kavrayışıyla, bihakkın temsil ediyordu.

Bunun içindir ki; Efendimize rüyasında, onunla izdivaç yapacağı iş’Ar ediliyor ve henüz gözlerine başka hayAl girmeden peygamber hAnesine kadem basıyordu…

Bu sayede O, Hz. Ebubekir (r.) için vesüle-i şeref olacak ve kadınlık Alemi içinde, bütün istüdat ve kAbiliyetlerini inkişaf ettirerek, Efendimizin en başta talebelerinden biri olma hüviyetiyle, büyük mürşide ve mübelliğe olmaya hazırlanacaktı. İşte böylece, O da hem bir zevce, hem de bir talebe olarak saadet hAnesine intisab etmiş bulunuyordu.

III. Yine izdivaç sırasına göre olmamakla beraber üçüncü zevceleri, Ümmü Seleme’dir (r.). Mahzum Oymağı’ndan ve ilk müslümanlardan olan Ümmü Seleme, Mekke’de tazyik görmüş; ilk olarak Habeşistan’a, ikinci defa da Medine’ye hicret etmiş ve o günkü şartlara göre ilk safdakiler arasında yer almıştı.

Kendisiyle beraber bu uzun ve meşakkatli yolculuklara katlanan bir de kocası vardı. Ve, Ümmü Seleme’nin nazarında eşi, menendi olmayan bir insandı. Bütün çile devrini beraber yaşadığı, bu eşsiz hayat arkadaşı Ebu Seleme’yi Medine’de kaybedince çocuklarıyla baş başa kaldı. Yurdundan, yuvasından uzak, bir sürü yetimle, hayat külfetini yüklenmiş bu kadına, ilk şefkat elini, Ebubekir ve Ömer (r.a) uzatırlar; fakat o bu talepleri reddetti;zürA O’nun gözünde Ebu Seleme’nin yerini dolduracak insan yoktu.

Nihayet, izdivaç teklifiyle Allah Resulü (S.A.V) O’na el uzattı. Bu izdivaç da gayet tabiiydi, zira İslAm ve iman uğrunda hiçbir fedAkArlıktan dur olmayan bu muallA kadın, arabın en soylu oymağı içinde uzun zaman yaşadıktan sonra yapayalnız kalmıştı ve dilenciliğe terk edilemezdi. Hele ihlAs, samimiyet ve İslAm için katlandığı şeyler düşünülünce, ona muhakkak ki el uzatılmalıydı… Ve, işte KAinat’ın Fahri, onu nikAhı altına alırken bu inAyet elini uzatmıştı. Evet, gençliğinden beri yaptığı; kimsesizleri görüp gözetme ve yetimlere el uzatma iş ve vazifesini, o günkü şartların iktizasına göre bu şekilde yerine getiriyordu.

Ümmü Seleme de Hz. Aişe gibi dirAyet ve fetAneti olan bir kadındı. Bir mürşide ve mübelliğe olma isti’dAdındaydı. Onun için bir taraftan şefkat eli O’nu, himAyeye alırken diğer taraftan da, bilhassa kadınlık Aleminin medyun-u şükran olabileceği bir talebe daha ilim ve irşad medresesine kabul ediliyordu.

Yoksa, altmış yaşına yaklaşmış Fahr-i KAinat Efendimizin, bir sürü çocuğu olan, bir dul kadınla evlenmesini ve evlenip bir sürü külfet altına girmesini,başka hiçbir şeyle üzah edemeyiz. Hele şehevülik ve kadınlara düşkünlükle aslA ve kat’A!. ..

IV. Bir diğer zevceleri de Remle bint-i Ebi Süfyan’dır (Ümmü Habübe). Peygamber (S.A.v) ve peygamberlik karşısında bir müddet küfrü temsil eden birinin kızı… Bu da ilk müslüman olanlardan ve birinci safda yerini alanlardandı. Çile devrinde Habeşistan’a hicreti, orada kocasının önce tenassur etmesini, sonra da vefAtını görmüş muzdarip bir kadın…

O gün SahAbi, sayı itibariyle az; mal yönünden fakirdi. Her hangi birine bakacak, medar-ı maüşetini temin edecek durumları yoktu. Buna göre, Ümmü Habübe ne yapacaktı? Ya tenassur edip, Hıristiyanların yardımına mazhar olacak; ya küfür yuvası olan baba evine dönecek veya kapı kapı dolaşıp dilenecekti. Bu en dindar, en soylu, aile itibariyle en zengin kadının bunlardan hiçbirini yapması mümkün değildi. Birtek şey kalıyordu; o da Efendimizin müdAhalesi ve muAlecesi…

İşte, Ümmü-Habübe ile izdivaçda da bu yapılıyordu. Dini için her türlü fedakArlığa katlanmış bu kadın, yurdundan yuvasından uzak; zenciler arasında; kocasının irtidat ve vefAtı kendisini dilgür ettiği günlerde; NecAşinin huzuruna çağırıp, Peygamberimizle nikAhının kıyılması gibi en tabiü birşey yapılıyordu. Bunu değil kınamak “Rahmeten li’I-Alemün” olmanın gerektirdiği bir hususun ifAsı sayarak alkışlamak lAzımdır.

Kaldı ki; bu büyük kadının da, emsAli gibi kadın-erkek müslümanların irfan hayatına getireceği çok şey vardı. O da bu suretle hem bir zevce hem de bir talebe olarak, o saadethAneye intisab ediyordu.

Aynı zamanda bu evlilik sayesinde, Ebu-Süfyan ailesi de, HAne-i Nübüvvete teklifsiz girip çıkma imkAnını elde ediyor ve değişik bir bakış kazanarak yumuşamış oluyordu.. Hem değil sadece Ebu Süfyan ailesi, belki bütün Emevülerde tesir icrA edebilecek bir hAdise olma karakterinde. Hatta denebilir ki; alabildiğine sert ve bağnaz olan bu aile, Ü. Habübe’nin nikAhı sayesinde oldukça yumuşadı ve her türlü hayrı kabul etmeye hazır hAle geldi.

VI. SaAdet-hAnesine girenlerden biri de Zeyneb bint-i Cahş (r.)’dır. Alabildiğine asül ve o kadar da ince, iç derinliğine sAhip Hz. Zeyneb SultAn-ı EnbiyAnın yakın akrabası ve yanıbaşında büyüyen, gelişen bir kadındı. Efendimiz (S.A.V) Zeyd (r.) için O’nu talep ettiği zaman, ailesi biraz çekimser kalmış ve bu arada Efendimize verme temAyülünü göstermişlerdi. Sonunda Peygamberimizin (S.A.V) ısrarıyla Zeyd b. HArise’ye vermeye rAzı olmuşlardı.

Zeyd, bir zamanlar hürriyetini yitirmiş; esirler arasında girmiş ve sonra KAinatın Efendisi tarafından hürriyetine kavuşturulmuş bir AzAtlı idi. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu izdivaçdaki ısrArıyla, insanlar arasındaki müsAvAtı tesis, tahküm ve tersün etmek istiyor ve bu çetin işe de, yine yakınlanyla başlıyordu. Ne var ki, Zeyneb gibi çok yüce fıtratlı bir kadın, emre imtisAlden ibAret olan bir evliliği, uzun sürdüremeyecek gibiydi. Bu evlilik, Zeyd için de bir şey getirmemiş ve sadece bir ızdırab ve hasret olmuştu.

Nihayet boşama hAdisesi oldu; fakat Efendimiz Zeyd’i vaz geçirmeye ve evliliğin devam ettirilmesine çalışıyordu. Tam o esnAda, Cibrül (A.S) geldi ve semAvi fermanla, Zeyneb’in Efendimizle izdivaç etmesi emrini getirdi. Efendimizin ma’ruz kaldığı imtihan oldukça ağırdı, zira, o güne kadar, kimsenin cesaret edemediği birşey yapılıyor ve yerleşmiş, kök salmış Adetlere karşı, ilAn-ı harb ediliyordu. Bu çok çetin bir mücAdeleydi. Ancak Allah emrettiği için yapılabilirdi. Ve işte Efendimiz, derin bir kulluk şuuruyla, nezih şahsiyetine karşı çok ağır gelen bu işi yaptı. Hz. Aişe’nin dediği gibi, muhAl-farz, peygamberimizin, Vahy-i Münzel’den bir şeyi ketmetmesi cAiz olsaydı Zeyneb’le izdivAcını emreden Ayetleri ketmederdi. Evet, ZAt-ı RisAlet PenAhiye o kadar ağır gelmişti…

İlAhi hikmet ise, bu temiz ve yüce varlığı, Peygamber hAnesine sokmak, ilim ve irfan yönüyle hazırlamak, irşad ve tebliğle vazifeli kılmak istiyordu. Nihayet, öyle de oldu. Ve daha sonraki nezih hayatı boyunca, Peygamber zevceliğinin iktizA ettiği inceliklere riAyet etti.

Ayrıca, cAhiliye devrinde, evlAtlıklara evlAt deniyor ve onların eşleri de aynen evlAdın eşi gibi kabul ediliyordu. CAhiliyyeye ait bu Adet, kaldırılmak murad buyurulunca, yine tatbikata Efendimizle başlanıldı. Herhangi bir kimseye “evlAdım” demekle, evlAdınız olamayacağı gibi, “evlAdım” dediğinizin zevcesi de gelininiz olamaz.

Zeyneb’le izdivaç hususunda söylenecek daha çok şey olmakla beraber, sual-cevap mevzuunun istiAb haddini aşacağı için, şimdilik tek başına tahlül edileceği Ana havale ediyor ve kısa kesiyorum.

VI. SaAdet hAnesiyle şerefyAb olanlardan biri de, Cüveyriye bint’ül-HAris’dir. Gayr-i müslim olan kabülesine karşı harb edilmiş ve kadın erkek esArete duçar olmuşlardı. Hissiyatı alt üst olmuş, gururu kırılmış bu saray mensubu kadın, huzur-u risAlete getirildiğinde, kin ve nefretle doluydu.

İşte o zaman FetAnet-i Azam, yağdan kıl çekme kolaylığı içinde meseleyi bir hamlede hAlletti.

Hz. Cüveyriye (r.) ile nikAh akdedince Cüveyriye, mü’minlerin anası mevküne yükseldi ve sahAbünin bakışında bür ihtirAm Abidesi hAline geldi. Hele AshAb-ı ResulullAh’ın “Peygamberin akrabaları esir edilmez” deyip, ellerindeki esirleri bırakınca, hem Cüveyriye (r.) hem de aşüretin gönlü fethediliverdi.

Görülüyor ki, Peygamberimiz altmış yaşları dolaylarında, yaptıkları bu izdivaçta dahi pek çok meseleyi bir çırpıda hAllediyor; kızıl kıyamet hAdiselerin içinde, sulh ve sükun meltemleri estiriyordu.

VII. Talihliler arasına karışanlardan birisi de, Safiyye bint-i Huyey’dir. (r.a.) Hayber emirlerinden birinin kızı. Meşhur, Hayber Vak’ası’nda, babası, kardeşi ve kocası öldürülmüş, kavim kabilesi de esir edilmişti. Safiyye (r.) büyük bir öfke ve intikAm hırsıyla yanıp tutuşuyordu. NikAh akdedilip, mü’minlerin hürmet duyacağı, Efendimize zevce olma muAllA mevküne yükselince, Ashab’ın (r.) “anam-anam” ta’zimleri ve Efendimizin eritici ve tüketici yüceliği karşısında, Safiyye de (r.) olup biten herşeyi unuttu ve Peygamberimize zevce olmakla iftihar etmeye başladı.

Ayrıca, Hz. Safiyye vasıtasıyla pek çok Yahudinin, Efendimizi yakından görüp tanıma ve yumuşama imkAnı da doğuyordu. Bir şeyle her şey yapan ve bir fülinde binler hikmet bulunan Hazreti Allah, (C.C) bütün izdivaçlarda olduğu gibi, bunda da pek çok hayır ve bereket yaratmıştı.

Bundan başka, düşmanlarının iç Alemine muttalü olma bakımından, ümmetine bir ders vermiş olabileceğini zikretmek de muvafık olur zannederim. Hele hele yahudilere karşı. Hazreti Safiyye ve emsAli ayrı milletlerden olan kadınların, o milletlerin iç durumlarına nüfuz bakımından büyük ehemmiyeti vardır; elverir ki insan onların hAin olanlarıyla kendi sırlarını düşmanlara kaptırmasın.

VIII. Bu bahtiyarlardan biri de Sevde’dir. İlk safta yerini alanlardan; kocasıyla Habeşistan’a hicret edenlerden ve Ümmü-Habibe’nin kaderine benzer şekilde, kocasının vefatıyla ortada kalanlardan.

Efendimiz, bu kalbi kırığın da, yarasını sardı; O’nu perişan olmadan kurtardı ve O’na enüs oldu. Zaten sadece Efendimizin nikAhı altında bulunmayı düşünen bu büyük kadının, dünya adına istediği başka hiçbirşey de yoktu.

İşte bütün izdivaçlarında, bu türlü hikmet ve maslahatlar bulunan Peygamber Efendimiz (S.A.V) hiç mi hiç nefsAnü duygularıyla bu işin içine girmemiştir. Ya RAşid Halifelerin ilk ikisine karşı olduğu gibi, vezirleriyle bir karAbet te’sisi ve zevcesi olacak kadındaki istidat ve kabiliyet veya teker teker, diğerlerinde gördüğümüz gibi, başka hikmet ve maslahatlarla evlenmiş ve büyük yük ve meunetlerin altına girmiştir.

Bunlardan başka, bu kadar kadının, mesken, nafaka, elbise gibi ihtiyaçlarını, en Adil şekilde temin etmesi ve onlara karşı muAmelesinde kılı kırk yararcasına, adAlet ve hakkAniyete riAyette bulunması; aralarında meydana gelmesi muhtemel huzursuzlukları peşinen önlemesi, vArid olan geçimsizlikleri yağdan kıl çekme rahatlığı içinde hAlletmesi, Bernard Shaw’ın ifadesiyle “En büyük problemleri kahve içme kolaylığı içinde hAlleden” O müstesnA ZAt’ın peygamberliğine delAlet eder…

Bir kadın ve bir iki çocuğun dahi, idaresinin ne kadar müşkül olduğunu gören ve bilen bizler; daha evvel başka yuvalar kurmuş; başka Aile yapılarına şAhid olmuş; girdiği yuvalarda farklı müzaclar kazanmış pek çok kadını, bir şür Ahengi ve ritmi içinde idare eden, o muAllA ve mübeccel varlık karşısında iki büklüm oluyoruz.

Bir husus kaldı ki, o da, zevcelerin adedinin, ümmetine meşru kılınan adedin üstünde olma keyfiyetidir. Bu, bir hususü teşrü’dir. Evet, bildiğimiz ve bilemediğimiz pek çok maslahat ve hikmetleri hAvi bir hususü kanundur. Bir müddet bu mevzuda mutlak izin verilmiş; belli bir müddet sonra ise sınır konmuş ve evlenmesi yasak edilmiştir.

SuAlin ehemmiyetine binaen, mevzuu uzatma lüzumunu duydum; ma’zur görüleceğini umarım.

Kaynak : islamicennet'e çok teşekkürler
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kayıtsız
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
Cvp: Peygamberimizin (sav) çok kadınla evlenmesini kınıyorlar. Bu hususta
allah razı olsun aydınlattığın için
Bunu ilk beğenen sen ol.
((Meksikalı))
RE: Peygamberimizin (sav) çok kadınla evlenmesini kınıyorlar. Bu hususta
yazıyı okumadım ama bu konu gerçekten çok tartışılıyor bizim entel müslümanlar dan çok çıkıyor peygamberimiiz bu konuda eleştirenler bence herşeye insan önce haddini bilerek başlamalı öğrenmeyede aynı şekilde biz kimizki Allahın peygamberine helal kıldığını yargılıyoruz Allahı yargılıyoruz işte önce bunu düşünürsek haddimizi biliriz öğrenmek edep ister bence bu kınamaları sürdürenler sürekli gündeme getirenler öğrenmek için değil saçmalayıp çağdaşlık havaları basmak için uğraşıyorlar karşımıza çok çıkıyor böyleleri artık ben sadece peygamberi tanısaydınız yada biraz Allahın hakimiyetinden haberiniz olsaydı Onu yargılamazdınız peygamberi bu konuda yargılamak ALLAHI yargılamak demektir bu da haddi aşmaktır Allahın emri diye yada Allahın peygamberine böyle bişeyi yasak etmemesi bize orada DUR dedirtmeli Allah izin veriyorsa bitmiştir önce bunu kabul etsinler ondan sonra niye evlenmiş öğrenmeye çalışsınlar..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
Cvp: RE: Peygamberimizin (sav) çok kadınla evlenmesini kınıyorlar. Bu hususta
_reyhan_ Adlı Kullanıcıdan Alıntı:Allah razı olsun
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Peygamberimizin (sav) çok kadınla evlenmesini kınıyorlar. Bu hususta
saolasın güzel bilinmesi gereken konular
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]
[Resim: 373jx0.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: Peygamberimizin (sav) çok kadınla evlenmesini kınıyorlar. Bu hususta
Sizde sağolun güzel cevaplarınız için
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.