You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Peygamber Efendimiz (sav) ve Kıssalar..

Peygamber Efendimiz (sav) ve Kıssalar..

Acemi Üye
Cvp: Peygamber Efendimiz (sav) ve Kıssalar..
Selam ile..

BİR BOŞANMA OLAYI

Medine'li Sabit bin Kays, sahabenin ileri gelenlerindendi. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’e hizmetten asla geri kalmaz, sözünden ise bir an olsun dışarı çıkmazdı. Efendimiz de onu çok severdi. Hatta bir küçük hatası yüzünden aşırı üzüntüye kapılan Sabit’i teselli ederek “Sabit cennetliklerdendir.” buyurmuştu.
İşte bu Sabit’in aile içi bir sıkıntısı vardı. Hanımı Cemile, Sabit’e bir türlü ısınamamış, onu sevememiş, içindeki ilgisizliği yenip de bir gün olsun sevgiyle muhatap olamamıştı.

Cemile bir kadın olarak iç dünyasındaki bu fırtınayı kime anlatabilirdi? Kendisini kim dinlerdi? İslam’da kadın dinlenir miydi? Önceki devirde kadının söz hakkı yoktu çünkü;

Cemile tereddütler içerisinde doğruca Efendimiz (sallallaha aleyhi ve sellem) Hazretleri’nin huzuruna girdi, olanca cesaretini toplayarak kimselere açamadığı iç dünyasını Efendimiz’e açtı.

– Ya Resulallah, dedi, beyimin İslamî yaşayışına diyeceğim yoktur. Ahlakından da şikayetçi değilim. Lakin ben onu bir türlü sevemedim. Bu halimle ona isyan etmekten, isteklerine ters bir karşılık verip kötü bir sonuca düşmekten korkuyorum. Söyleseniz de beni boşasa. O, kendisini sevmeyen bir hanımı zorla nikanı altında tutan adam durumuna girmese, ben de dinime zarar verecek bir itaatsizliğe doğru kaymasam!.

Efendimiz, iç dünyasını bu nitelikte anlatan Cemile’yi tepkiyle değil ilgiyle dinledi. Bir hanımı, sevemediği erkekle bir arada kalmaya mecbur etmeyi zaten münasip de bulmuyordu. Ancak, beyi ne diyecekti? Boşamak istemezse zorla boşayacaksın da denemezdi. Bir de onu dinlemek gerekirdi. Nitekim öyle de yaptı. Cemile’nin duygularını, düşüncelerini aynen Sabit’e aktararak onu da dinledi.

Anlaşılan Sabit, Cemile’yi seviyordu. Ama Cemile’nin kendisini aynı sıcaklıkta sevmediğini, tek taraflı sevginin mutluluk getirmeyeceğini de biliyordu. Nasıl bir çare bulunabilirdi?

Düşünmeye başladı. Gözlerini diktiği sabit noktadan başını kaldırıp dedi ki:

– Ya Resulallah, Cemile’ye nikahta en değerli bahçemi mehir olarak verdim. Bunca değerli serveti verdiğim kadını bir anda nasıl boşayabilirim? Üstelik benim öyle başka bir bahçem de yoktur!

Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Sabit’in yaklaşımını öğrenmiş oldu. Cemile’ye bu defa sorusunu şöyle sordu:

– Sabit seni boşayacak olsa, nikah sırasında aldığın değerli mehri iade eder misin? Böylece sen mehrini verip nikah bağından kurtulmuş olursun, Sabit de nikah hakkından vaz geçip bahçesini geri almış olur. İki taraf da bir şey verirken bir şeyleri almış sayılarak karşılıklı mağduriyetlerinizi gidermiş sayılırsınız. Teselli tarafınız bu olur.

Cemile buna hemen razı oldu. Kocasının nikah sırasında kendisine mehir olarak verdiği bahçeyi “Memnuniyetle iade ediyorum.” dedi. Sabit de “Öyle ise ben de nikahını aynı memnuniyetle ona iade ediyor, bu andan itibaren boşamış bulunuyorum, özgürdür.” dedi. Taraflar böylece bir şey verirken bir şey de aldıklarından helalleşerek ayrılmış oldular.

Bu olay üzerine Bakara Suresi’nin 229. ayeti nazil oldu. Ayet-i kerime anlaşmayı iptal etmiyor, hatta ortak aile hayatını sürdürme sevgisi yok olunca, hanımın aldığı mehri verip de nikahını ortadan kaldırmasını meşru görüyor; ancak erkeğin fırsatçılık edip de kadından veremeyeceği miktarda mal istememesini de tavsiye ediyordu.

Bu hadise üzerine fıkıhta hüküm şöyle tespit edildi:

– Kadın ayrılmak istediği beyine bir şeyler vererek kendini boşatabilir! Yeter ki beyi fırsatçılık edip de kadından veremeyeceği miktarda haksız mal isteğinde bulunmasın.



Kaynak Tesbit Edilemedi

Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 10-08-2020, Saat:11:06 AM, Düzenleyen: Sükut.
Acemi Üye
Cvp: Peygamber Efendimiz (sav) ve Kıssalar..
Selam ile..

" YAZIKLAR OLSUN SANA! " ..

Rasulullah'ı (sav) bir gölge gibi takip eden Ebu Rafi, saadet asrında şehit olduğu bir olayı şöyle anlatıyor;

" Rasul-i Ekrem Hazretleri, ikindi namazını kıldıktan sonra Abdül-Eşhel oğullarına gider, akşama kadar da orada konuşurdu. Yine birgün böyle bir sohbetten sonra, oradan dönmüş, akşam namazına erişmek için acele ile yürüyordu. Baki mezarlığının yanından geçerken Rasul-i Ekrem iki defa;

- Yazıklar olsun sana! Yazıklar olsun sana! , diye hitap etti. Ben buna üzüldüm , üzüntümden dolayı da hızımı azaltıp geride kaldım.

Bunun üzerine Rasul-i Ekrem Hazretleri;

- Ne oluyor, yürüsene, diye seslendi.

Ben de durumu sormak istedim;

- Ya Rasulullah, ben birşey mi yaptım? dedim.

- Nereden böyle sordun? buyurdu.

- Yazıklar olsun sana!, yazıklar olsun sana! dediniz ya, deyince, şöyle izah etti durumu;

- Ben sana demedim bu sözleri. Şu mezarlıkdaki adam için söyledim. Ona ben falan kabileye zekat memuru olarak göndermiştim. O da memuriyetini kötüye kullanmış, topladıklarının içinden bir hırka çalıp kendine ayırmış. Şimdi hırsızladığı bu hırka, sırtına ateşten bir gömlek olarak giydirilmiş durumda. Bu hale üzüldüm, ona hitap ediyorum.. "



Günlük Hayatımızda Peygamberimizle Yaşamak

Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 10-08-2020, Saat:11:06 AM, Düzenleyen: Sükut.
Acemi Üye
Cvp: Peygamber Efendimiz (sav) ve Kıssalar..
Selam ile..

KIYAMETTE KISAS VARDIR, ONA GÖRE..

Hz.Rasulullah'ın (sav) sözlerini büyük bir dikkat ve saygı ile dinleyen bir adam, insanlara yaptığı her kötü davranıştan, ahirette kısas olacağını duyunca düşünmeye başladı. Sonra da sualini şöyle sordu;

- Ya Rasulullah, benim yalan söyleyen, bana hıyanet eden, emirlerime sık sık isyan eden bazı kölelerim var. Ben de onlara kaba söz söylüyor, elimle dövüyorum. Benimle onların arasında da kısas olur mu kıyamette?

Adalet temsilcisi şöyle cevap verdi;

- Senin verdiğin ceza onların suçuna denkse kurtulursun. Suçundan fazla ise, o fazlalığın kıyamette kısası vardır, bedelini ödersin.

Cevabını dinleyen adam titremeye başladı. Belli ki kölelerinin işlediği suça karşılık olarak verdiği cezadan emin değildi. Öfkeyle fazla vurmuş, ağır söylemiş olma ihtimali vardı. Bu durumda, o fazlalığın ahirette kısası olacaktı. Yani, suçun karşılığından fazlayı teşkil eden tokatlar kendidine dönecek, ağır sözler ona iade edilecekti..

Adam düşünmeye devam ederken Hz.Rasulullah'ta ikaza devam etti.

- Okumadınız mu şu ayeti? " Biz kıyamette en adaletli teraziyi kurarız. Hiçbir canlı zulme uğramaz. İsterse onun hakkı hardal tanesi ağırlığında olsun. Mutlaka bize getirilir, hesabına geçirilir. "

Adam ağlayarak kararını açıkladı;

- Ya Rasulullah, şahit olun ki, ben bu kölelerimin hepsini de azad ettim, bu andan itibaren hürdürler. Benim için kısastan kurtuluş, ancak böyle mümkün olur.

Vak'ayı nakleden İbn-i Hacer-i Heytemi, Zevacir'inde şunları dailave eder;

- İnsanların hakkı hardal tanesi kadar da olsa zayi olmayacağı, kısasla alınacağı gibi, hayvanların hakkı da zayi olmayacak, hardal tanesi kadar da olsa olsa insandan alınacaktır. Bu sebeple, hayvana taşıyamacağı yük vurulamayacağı gibi, tahammül edemeyeceği kadar da aç, susuz bırakılamaz. Haksız yere vurulup dövülmez! Çünkü kısas, hayvan hakkı için de söz konusudur.

Hayvanlara zulmü büyük günahlardan sayan müellif, şu olayları da sıra ile ilave eder;

Rasul-i Ekrem Efendimiz, Cehennem'e nazar ettiğinde bir kadının azab çektiğini gördü ve sordu;

- Senin buraya düşmene ne sebep oldu?

Dedi ki;

- Bir kediyi eve hapsettim. Aç, susuz kalmış, açlıktan ölmüş. O yüzden azab çekmekteyim.

Demek kediye zulmetmek, Cehennem'de azab çekmeye sebep olmaktadır.

Nitekim Hz.Ömer'in oğlu, Kureyş çocuklarının oynadığı yerden geçerken, bi kuşu hedef alarak ok attıklarını gördü. Kuşcağız hedefte çırpınıyor, onlar da vurup vuramadıklarını inceleyerek eğleniyorlardı. Kendisini görünce kaçışan çocuklara;

- Bunu yapana Allah lanet etmiştir. Hiç merhamet yok mu sizde? buyurdu. Sonra da Rasulullah'tan işittiği hadisi şöyle haber verdi;

- Kim bir canlıyı eplence hedefi yaparsa, kendi de Allah'ın lanetine hedef olur.

Merhamet ve şevkat menbaı Rasulullah, öldürülmesi caiz olan hayvanların ölümü hakkında da şöyle buyurmuştur;

- Öldüreceğiniz zaman onların en kısa acı ile öldürün, azab çektirmeyin!

Bundan dolayıdır ki ateşle öldürmeyi asla tasvip etmemiş, ateşin Allah'a mahsus bir azab şekli olduğunu bildirmiştir. Nitekim bir gazada ashab, karınca kümesinin bulunduğu yeri ateşe verince, üzüntüsünü izhar ederek şöyle buyurmuştur;

- Ateşle azab, ateşi yaratana mahsustur, kullara değil!



Günlük Hayatımızda Peygamberimizle Yaşamak

Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 10-08-2020, Saat:11:07 AM, Düzenleyen: Sükut.
Acemi Üye
Cvp: Peygamber Efendimiz (sav) ve Kıssalar..
Selam ile..

İSLAM'DA ALDATMAK YOKTUR

Habban.. Babası Munkız gibi kendisi de sahabidir. Hem de Medineli sahabi, ensardan..

Habban, Allah'ın Rasulü'nü (sav) bir gölge gibi takip eder, ondan hiç ayrılmak istemezdi. Nitekim Uhud harbinde ve diğer gazalarda hazır bulunup, kahramanlıklar göstermiş, hiçbir gazada Rasulullah'tan uzak kalmayı arzu etmemiştir.

Hz.Rasul-i Ekrem bundan dolayı Habban'ı severdi; her gördüğü yerde, ona tebesüm ederek bakardı.

Habban, aynı zamanda fasih bir konuşma kudretine de malikti. Pek rahat konuşurdu, maksadını kolay anlatıp, işini aldanmadan hallederdi.

Ne var ki, istikbalin ne getireceğini herkes gibi Habban da bilmiyordu. Maruz kaldığı bir imtihandan sonra, bunu öğrenmiş oldu.

Bir gazada hemen herkesten önce kalenin dibine atılmıştı. Düşman ise yukarıdan aşağıya taşlar bırakıyor, altındaki gazilerin ölümüne sebep olacak duvarlar uçuruyordu.

İşte Habban'ın başına bu anda ir taş düşmüş, Habban zahirenbakıldığında ölümle burun buruna geldiği halde, Allah'ın lütfuyla başında açılan derin yara, sonradan iyi olarak kurtulmuştu.

Ancak, bütünüyle de selamete ermiş değildi. Başına aldığı o darbeden sonra, dilinde pelteklik, zekasında da birazcık gerilik hasıl olmuştu.

Bu yüzden alış-veriş maksadını kolayca ifade edemiyordu. Aldığı malın gerçek değerini bilemediği gibi; sağlamlık, sakatlık durumunu da rahatça idrak etme melekesinden mahrum bulunuyordu.

Habban'ın bu halini çarşıda, pazarda satış yapan satıcılar bilmiyorlardı. Bu yüzden de Habban çoğu yerde aldanıyor, hem istediği malı alamıyor, hem de aldığı malı pahalı olmaktan kurtulamıyordu.

Eskinin dili laf yapan, zeki Habban'ı, nihayet bir gün Rasulullah'a gelip, durumunu şöyle anlattı;

- Ya Rasulullah, ben alış-verişte çoğu zaman aldanıyorum. Hem fiyatta, hem de malın kalitesinde bende yanılma hasıl oluyor. O anda malın ne kalitesini kestirebiliyorum, ne de gerçek fiyatını?..

Gazada maruz kaldığı başına taş darbesinden sonra akli melekesinde böyle bir zafiyet halinin meydana geldiğini bilen Hz.Rasulullah, Habban'a şöyle bir imtiyaz sözü verdi;

- Habban! Sen alış-veriş yaparken, malı aldığın adama, " Müslümanlıkta aldatma yoktur " de!

Bundan sonra Efendimiz çarşıya, pazara haber salıp, Habban'a tanıdığı huhusi durumu şöyle ilan etti;

- Dikkat ediniz, Habban'la alış-veriş edenler bilsinler ki, Habban ne alırsa alsın tam üç gün muhayyerdir. Üç gün içinde geri getirirse malı geri alınacaktır. Şayet üç günden sonra kalırsa malı kabul etmiş sayılır, pazarlıktan dönme olmaz.

Bundan sonra Habban da, ashab da birbirlerini iyice tanıdılar. Habban alış-veriş yaparken parola gibi, hemen ilk sözünü söylerdi;

- Müslümanlıkta aldatma yoktur!

Anlaşılır ki, bu kimse, aldığı malda üç gün muhayyerlik hakkı olan Habban'dır. Maruz kaldığı meleke zafiyeti yüzünden malın değerini ve kendisine uygunluğunu, ancak üç günde seçip, tesbit eder. Yahut yakınlarının tasvibini alır.

Böylece Habban, ashab arasında imtiyazlı bir kimse olarak şöhret buldu.

Bu olay da, tüketici hakları ile ilgili ilk düzenleme olarak tarihe geçti.



Günlük Hayatımızda Peygamberimizle Yaşamak

Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
Cvp: Peygamber Efendimiz (sav) ve Kıssalar..
Selam ile..

MÜSLÜMAN CEMİYETTEN KOPMAMALI

Müsned'den:

Bir adam dağda gördğü bir maarayı iyice kontrol eder. Bakar ki, içinde ab-ı hayat kadar soğuk su, önünde de kendisini besleyecek kadar verimli toprak var. Bu suyla burada bostan yetiştirip rahatça geçineceğini kurar. Böylece cemiyetin kötülüklerinden, asab bozucu fitne ve fesadlarından da kurtulacağını düşünür.

Ancak, kararını bir de Hz.Raulullah'a (sav) açmak ister. Der ki;

- Ya Rasulullah, ben bir mağara keşfettim. İçinde suyu, önünde de toprağı var. Oraya yerleşip inzivaya çekilecek, fitne ve fesadlardan uzak bir hayat yaşayacağım. Artık kndimi dünyevi şeylerden tecrid edip, tamamen uhrevi faaliyetlere vermek istiyorum!

Dikkat ediniz, bu mağara fikrine Allah Rasulü nasıl cevap veriyor, bu düşüncenin hangi dinin mensuplarına ait olabileceğine işaret ediyor;

- Ben Yahudilikle, Hristiyanlıkla gönderilmedim... (Yani cemiyetten kaçma fikri onlara aittir.) Ben dosdoğru olan İslamla gönderildim. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, (mağarada tek başına gündüz akşama kadar nafile ibadetle meşgul olmaktansa) cemiyet içinde sabah, yahut akşam Allah için birazcık yol yürümek, İslam'a hizmet sırasında zahmet çekmek, dünyadan ve dünya içindekilerden hayırlıdır!

Ve ilave ediyor;

- Cemaat içinde safta yer almanız da, inzivadaki altmış sene namazdan hayırlıdır!

(Peygamberimiz, insanlardan uzaklaşarak kendini sadece ahiret meşguliyetine vermeyi tasvip etmemiştir.)




Günlük Hayatımızda Peygamberimizle Yaşamak

Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
Cvp: RE: Peygamber Efendimiz (sav) ve Kıssalar..
simay Adlı Kullanıcıdan Alıntı:sağolasın naracım güzel paylaşımdı


Selam ile..

Sizler de sağolun kardeşlerim..

Bunu ilk beğenen sen ol.
( لا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا )
RE: Peygamber Efendimiz (sav) ve Kıssalar..
ALLAH razı olsun bacım gülücük
Ey Fukara Yüreğimin,

Rahmeti Sonsuz SevgiLisi...!
Beni Sana Sürünerek DeğiL...

Koşarak Ulaştır Ya Rabb...

Görüyorsun...
Kırık Döküğüm...
Boynu Büküğüm...

Yüreğim!
Kör düğüm ...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.