Derin insanlık acılarının arasından geçip gündelik eğlencesine gidebilen sağır karaltılara çevirdiler bizi.
Üstümüzde; ne kadar yekinsek, ne kadar silkinsek de bir türlü kurtulamadığımız ağırlıkları var hayatın.
“Bu dünya, ezel ve ebed'in arasında sıkışıp kalmış bir göz yanılgısıdır” diyor Muhyiddin Şekûr'un şeyhi.
Kurduğumuz her insanî cümlenin, gelip yine kendi gövdemize saplanan bir zehirli ucu var.
Olduğumuz şeyi rötuşlayarak olduğumuzdan daha başka bir şeye dönüşmemiz mümkün değil; bizi, kendimize mahpus kılan her şeyden azad etmek zorundayız.
Modernliğin hayata açtığı gedikleri elleriyle tıkamaya çalışan iyi niyetli kaybedenleriz hepimiz. Gün gelecek, bu yaptığımızın bizi bir ömür yerimizde sabit kıldığını acı içinde farkedeceğiz.
Farzımuhal, içeriye ışık girsin diye duvara tırnaklarımızla kazıyarak bir küçük pencere açmaksa gayretimiz; bilelim ki bu, zindanı tahammül edilebilir hale getiren şey de olabilir.
“Söylenen sözleri hiç kimse üstüne almıyor artık!” dedi biri. “Altında kalmamak için!” dedi diğeri.
Her şeyin o kadar karmakarışık hale geldiği bir zamandayız ki; elini tümüyle kire bulayıp sabundan kalan son temizlikleri de gidermeye çalışanlar var!
Çok tedirgindi; bir gün biri çıkıp aniden “Yalan ölmüş!” diye bağırsa, kırk gün yas ilan edilir diye korkar olmuştu.
Yalancının mumunu hangi firma üretiyorsa, yatsı ezanına karşı bir tür bağışıklık formülü geliştirmiş olmalı!
Kimsenin endişe etmesine gerek yok, en can acıtıcı sözlerin etkisi dahi birkaç saatten fazla sürmüyor!
Değişmeye yeni başladığımız zamanlarda hepimiz yüzümüzde aslımızı gizleyecek maskelerle dolaşmak zorunda kalıyorduk, şimdi buna gerek kalmıyor.
“Her şey bitmiş gibi konuşuyorsun!” dediler, “Hayır! Sanki hiç bir şey başlamamış gibi konuşuyorum!” dedi.
Bir gün kapıyı çarparak kendinden çıkıp giden ve bir daha geri dönmeyen insanlar da var.
“Ne istiyorsun?” diye sordular, “Hiç!” diye cevapladı. “Boş yere bekleme, burada bir tek o yok!” dediler arsızca gülüşerek kendi aralarında.
Gecenin bir vakti aklıma gelen o müthiş cümleyi bir türlü hatırlayamadım; bu cümle onun yerini doldurmak için yazdığım cümle!
“Yarımsa bir aşk, öyküsü tamdır,/ Kays akıllanırsa, leylâ kötürüm olur” diyor 'Sultan'a Mektuplar'da Erdal Çakır.
Bazen sadra şifa olacak büyüklükte bir doğru, bir küçük yanlış anlamanın ucuna takılıdır.
Sen ne kadar çok seversen sev, deniz o kadar kucaklanamaz bir şey!
“Muhabbet nedir?” diye sordular, “can'ı CAN'a katmaktır” diye cevapladı.
“Olmadan ölen çok” dedi meczup, “ölmeden olan az!”
g.özcan