A. KADİR SÜPHANDAĞI
İşten eve yorgun argın dönen babaları, büyük bir hasret ve arzuyla beklemekten yorgun düşen çocuklar karşılar. Gerçi gün sonuna doğru baba da artık yorulmuş ve gerilmiştir. Ama babalık biraz da her durumda fedakârlık değil midir? Bekleyişi artık son sınıra yaklaşan çocuğun tahammül sınırları aşılmıştır, o artık daha fazla bekleyemez. Ve hiçbir mantık da ondan az daha sabır isteyemez. Çocuğun bu büyük hasret ve doğal ihtiyacını düşünmeden kapıdan giren baba televizyon veya gazeteye dalıyor ya da hemen namaza başlıyorsa, karşısında kaşları çatılmış problem çıkaran bir çocuk görür.
Derdini belki çoğu zaman ifade edemeyen bu çocuk artık onu çeşitli sorunlar şekilde ortaya koymaya çalışır. Çocuk bu anda mantığının sesini dinleyerek babasıyla arasına giren tv ve namaza kızarak, “Baba, namaz kılma, tv seyretme.” der. Bu anda yapılan hareketler çocuğun şuur altına önemli ve etkili sinyaller göndererek çocuğun bu işlerden yani namazdan da nefret etmesine sebep olabilir.
Çocuğun belli bir döneme kadar yegâne kıblesi, şaşma bilmez ölçüsü oyundur. Bu aslında öylesine güzel bir araç ki; bununla insanın çocuğa sevdiremeyeceği şey yoktur. Onu namazdan veya büyükler tarafından önem verilen ve kendilerine göre ciddi sayılan bir şeyden nefret ettirmek isteyenler onu oyundan mahrum etsinler. Çok başarılı olurlar. Çocuk o küçücük dünyasına sığdırdığı büyük hayatını yaşarken bütün kural ve kaidelerini oyundan alır. Oyun onun dünyasının en vazgeçilmez parçası, hayata bakış açısı ve hayatı kendisinden ibaret gördüğü tek şeydir. Oyun öylesine bir vazgeçilmez dürtüdür ki çocuk için. O her ortamda kendisine bir oyun bulabilir. Onun için çocuğa en ciddi işleri bile oyun tadında bir duyguyla, bir psikoloji ile anlatırsanız o onda kalıcı bir etki, bir tesir yapar. Yoksa namazı ciddi büyük bir adam edasıyla, büyük bir huşu ve edep içerisinde kılmasını beklemek yanlıştır.
Nice ciddi maneviyatı yüksek babalar var ki o kadar istedikleri halde çocuklarında güçlü bir manevi etki veya duygu bırakamamışlardır, bırakamazlar da. Zira onlar büyük ihtimalle çocuğun her şeye olabildiğince açık, uyanık ve tetikte olan oyun kapılarından yaklaşıp o kapıyı tıklamamışlardır.
Oyuna giden yolu açmak, çocuğun hayatında büyük etkiler bırakacak bütün güzellikler, iyi huylar, şahsiyet ve olgun karakterine giden yoldur. Oyun deyip geçmeyin. Çocuğun geleceğiyle oynamak isteyenler onu oyun tadından mahrum bıraksınlar yeter. Çünkü bu, bunun için en kısa ve kesin yoldur