You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Organ Nakli Caiz Değildir

Organ Nakli Caiz Değildir

General
RE: Organ Nakli Caiz Değildir
Ben ilmihal dışındaki kaynağa güvenmem kardeşim. Önüne gelen yazıyo! Bir sürü saçma sapan eser var şuan. Anlaşılan senin kitapta onlardan biri! İLMİHALDE Geniş bilgi var git oku!
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Organ Nakli Caiz Değildir
c) Organ Nakli
Hastalık ve tedavi konusunda kamuoyunun genel dinî telakkisini belki
de en çok meşgul eden meselelerden birisi organ naklidir. Günümüzde organ
nakli konusu, alternatifsiz bir tedavi yöntemi olması yüzünden tıp ilminin
önemli bir uğraşısı olduğu gibi, organı veren ve alan iki tarafın da insan
olması ve insan uzvu üzerinde tasarruf yapılmasını gerektirmesi sebebiyle
konu din, hukuk ve ahlâkı da yakından ilgilendirmektedir. Burada sadece
konunun dinî öğreti ve telakkiyi ilgilendiren kısmı üzerinde durulacaktır.
Kısa bir tarihçe vermek gerekirse, yaklaşık XVI. yüzyılda başlayan otoorgan
nakli giderek geliştirilmiş, XIX. yüzyılda insandan insana doku ve
organ nakline başlanmış, önceleri deri, damar, kas nakli şeklinde başlayan
bu tedavi yöntemi giderek geliştirilerek kalp, karaciğer, böbrek, kemik iliği,
kornea gibi hayatî organların nakli aşamasına gelinmiş, XX. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren bunda da başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Artık
organ nakli günümüzde, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de binlerce
ölümcül hasta için bir ışık ve yaşama ümidinin kaynağı durumundadır. Ancak,
insandan insana organ nakli böylesine önemli bir tedavi yöntemi olmasının
yanı sıra, bazı dinî ve hukukî sorunları da beraberinde getirmiş ve
konu değişik çevrelerde farklı açılardan tartışılmaya başlanmıştır.
Organ naklinin İslâm’ın prensip ve amaçlarıyla ilişkisini kurarken konu
iki ayrı açıdan ele alınabilir. Birincisi, organ naklinin itikadî (inanç esasları)
ve uhrevî (âhiret hayatına ilişkin sonuçları) açıdan değerlendirilmesi. İkincisi
de, organ naklinin İslâm hukukunun ilke ve gayeleri açısından incelenip
câiz olup olmadığının araştırılması.

1. İtikadî ve Uhrevî Açıdan
Organ naklinin itikadî ve uhrevî açıdan değerlendirilmesi, bunun cismanî
haşir inancıyla, organların sorumluluğu ve kıyamet günü şahitliği
meselesiyle ve genel olarak dinî sorumluluk esaslarıyla bağdaşıp bağdaşmayacağı
gibi tartışmaların açılmasını ve bu konularda belli bir sonuca varılmasını
gerekli kılmaktadır.
Ehl-i sünnet bilginlerinin ve kelâmcıların çoğunluğu, âhirette haşrin cismanî
olacağı, insanın ruh ve bedeniyle birlikte diriltilip böylece haşrolacağı,
hesaba çekileceği, ceza veya ödüle muhatap olacağı görüşündedir. Kur’an
âyetleri de bu görüşü doğrular mahiyettedir (bk. Tâhâ 20/55; el-Hac 22/5, 7;
en-Nûr 24/20; Yâsîn 36/78-79; el-Kıyâme 75/3-4). Âhirette haşrın cismanî
(bedenî) olacağı inancının, organ naklinin tereddütle karşılanmasında kısmen de olsa etkisi vardır. Ancak konu yakından incelendiğinde organ naklinin
cismanî haşirle doğrudan ilişkisi, daha doğrusu organ naklinin cismanî haşir
inancını zedeleyen bir yönü bulunmadığı, nakledilecek organın tekrar asıl
sahibine döneceği ifade edilebilir. Nitekim organların toprakta çürümesi,
yanıp kül olması, hayvanlar tarafından parçalanıp yenmesi de onun tekrar
asıl sahibinde haşrolunmasına engel değildir. Gerçekten Kur’ân-ı Kerîm’de
(el-Kıyâme 75/3-4) âhirette insanın bütün uzuvlarının en ince ayrıntıya kadar
toplanacağı ifade edilir. Bu ve benzeri delillerden yola çıkan İslâm bilginleri
de herkesin aslî parçalarının kendisiyle haşrolacağı görüşündedirler.
Takma organın yeni sahibinde sevap veya günah işleyen bir kişinin cüzünü
oluşturması da tamamen bu yeni sahibiyle alâkalı bir meseledir. Çünkü
sorumlulukta aslolan iradedir, sorumlusu da o organları kullanan şahıstır.
Kıyamet gününde organların şahitliği meselesine gelince, bu husustaki
âyet ve hadisler organların âhirette lisân-ı hâl ile konuşacağı şeklinde anlaşılabileceği
gibi, Allah’ın huzurunda insanın hiçbir mazeret ileri sürme ve
yalan beyanda bulunma imkânının olmayacağı, her şeyin apaçık ortada
olacağı anlamında da yorumlanabilir. Bu konudaki âyetler (en-Nûr 24/24;
Fussılet 41/19, 21, 22) gerçek anlamında alınsa bile yine organ nakline engel
bir delil teşkil etmez. Zira her şey Allah’ın bilgisi dahilindedir ve organlar
her bir bedende bulundukları süre içinde olup bitene şahitlik edebilirler.
Konuya genel olarak dinî sorumluluk esasları açısından bakıldığında ise,
öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, duygu, düşünce, akıl, inanç gibi mânevî,
ruhî özellikler, organların biyolojik yapısına bağlı olmadığından, organ nakliyle
kişilik transferi olmamaktadır. Diğer taraftan, dikkatten uzak tutulmaması
gereken bir husus, İslâm dininin, cinsi, milliyeti, rengi, dini, konumu
ne olursa olsun her insana insan olarak baktığı ve eşit bir yaşama hakkı
tanımış olduğudur. Şu halde organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın
fâsık yahut gayri müslim olması gibi şahsî durumlarından ötürü diğer
tarafın dinen sorumlu olabileceğinin ileri sürülmesi de isabetli olmaz. İslâm
tedaviye önem vermiş, her insana tedavi olmada eşit haklar tanımış, bir
insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür
(el-Mâide 5/3). Buna göre, organ nakli açısından müslüman ile gayri
müslim, dindar ile fâsık ayırımı yapılması doğru olmaz. Kaldı ki doğruya
hidayet eden de, eceli takdir eden de Allah’tır. Sorumlulukta herkesin kendi
hür iradesi esastır. Bu sebeple, müslüman veya dindar olmayana organ
vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak
olarak değerlendirilmesi İslâm’ın bu konudaki genel esasları ile bağdaşmaz.

2. İslâm Hukuk Prensipleri Açısından
İslâm hukuku açısından organ naklinin hükmüne, câiz olup olmadığına
gelince; çağımızda güncelleşen bu mesele hakkında gerek naslarda gerek
klasik fıkıh kitaplarında açık bir ifadenin bulunmayacağı açıktır. Kur’an ve
Sünnet gerekli gördüğü bazı konularda ayrıntılı hükümler koymakla beraber,
genelde her hukukî olaya ayrıntıyla inmeyip, bütün devir ve dönemlerde
ortaya çıkabilecek problemler için geçerli birtakım ilke ve ölçüler koymakla
yetinmiştir. Bu, Kur’an ve Sünnet’in kıyamete kadar müslümanlar
için kaynak ve ölçü olmasının tabii sonucudur. Klasik fıkıh kitapları da,
Kur’an ve Sünnet ışığında kendi devirlerinin problemlerini çözmüş, müslümanlara
günlük yaşayışları için kılavuzluk etmiş, onlara yardımcı olmuştur.
Bu duruma göre, günümüzdeki organ naklinin hükmünü, nasların ve İslâm
hukukçularının benzeri olaylar karşısında gösterdiği tavıra ve gözettiği gayeye
bakarak kavramak mümkündür.
Kur’an’da (el-Bakara 2/173; el-Mâide 5/3; el-En‘âm 6/119, 145) ve hadislerde
(Müsned, V, 96, 218; Ebû Dâvûd, “Et‘ime”, 36) insan hayatını tehdit
eden bir açlık ve zaruret halinde haram fiillerin mubah hale geleceği ve günahın
kalkacağı bildirilmiştir. İslâm ölüye değer vermekle birlikte, insana ve
hayata daha çok değer vermiş, hayatı korumayı dinin beş temel maksadından
biri saymıştır.
İslâm hukukçuları da hayatı tehdit eden açlık zarureti karşısında kalan
kimsenin ölü insan eti bile yiyebileceğini, tedavi maksadıyla haram ve necis
şeyleri kullanabileceğini, kemik, diş, kan gibi insan parçalarıyla tedavi olabileceğini,
yavruyu kurtarmak için ölen annenin karnının yarılabileceğini,
yutulmuş mücevher gibi değerli bir malı çıkarmak için ölünün karnının açılabileceğini
belirtmişlerdir. İslâm hukukçularının bu ve benzeri fetvaları günümüzdeki
organ nakline bir hayli ışık tutmaktadır. Ancak bu gibi durumlarda
belirtilen çözümleri benimsemeyen fakihler de vardır.
Çağdaş İslâm bilginleri ve fetva kuruluşları, ölüden (kadavra) tedavi
maksadıyla organ alınmasına ve hastaya nakledilmesine, çeşitli gerekçelere
istinaden cevaz vermişlerdir. Bu cümleden olarak, ülkemizde Diyanet İşleri
Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu daha önceki kararlarının yanı sıra 03.03.
1980 tarih ve 396/13 sayılı kararı ile, belli şartların bulunması halinde ölüden
diriye organ naklinin câiz olduğuna fetva vermiştir. Aynı şekilde Küveyt
Evkaf ve Din İşleri Başkanlığı’na bağlı Fetva Kurulu’nun 24. 12. 1979 tarih
ve 132/79 sayılı, 14.09.1981 tarih ve 87/81 sayılı kararları ile, Suudi Arabistan’da
faaliyet gösteren Dünya İslâm Birliği’ne bağlı Fıkıh Akademisi’nin ve Mısır’daki Ezher Fetva Kurulu’nun kararları ve İslâm Konferansı Teşkilâtı’na
bağlı İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı kararı
da bu yönde olup, bu kararda ölüden organ nakli belli şartlarla câiz görülmektedir.
Çağdaş İslâm bilginlerinin büyük bir kısmı da ferdî olarak bu paralelde
fetva vermiştir.
Yukarıda işaret edilen kurullar ve şahıslar, ölüden diriye organ naklinin
câiz olabilmesi için şu şartların bulunması gerektiğini belirtirler:
1. Organ naklinde zaruretin bulunması,
2. Konunun uzmanlarında hastanın bu tedavi ile iyileşeceğine dair güçlü
bir kanaatin oluşmuş bulunması,
3. Ölümünden önce kendisinin veya ölümünden sonra mirasçılarının
onayının alınmış olması,
4.Tıbbî ve hukukî ölümün kesinleşmiş olması,
5. Organın bir ücret ve menfaat karşılığında verilmemiş olması,
6. Alıcının da buna razı olması.
Söz konusu kurullar ve bilginler, ölüden organ nakline fetva verirken
genellikle, zaruret halinde haramı işlemeye, necis ve haramla tedavi olmaya
ruhsat veren nasları ve bunlardan kaynaklanan fıkhî kuralları ve ictihadları
delil olarak göstermektedirler. Ayrıca, zaruretteki kimsenin ölü insan etinden
yiyebilmesi, deve idrarıyla tedavi olabilmesi, ipek ve altın kullanabilmesi,
insan vücuduna ölünün kemiğinin veya dişinin takılabilmesi, cenini kurtarmak
için ölü annesinin karnının yarılabilmesi, annenin hayatını kurtarabilmek
için karnındaki ölmüş ceninin parçalanarak çıkarılabilmesi gibi ruhsat
hükümlerini örnek göstererek bunların gerekçelerini esas almaktadırlar.
Ölüden organ naklini câiz görmeyen bazı çağdaş bilginler ise, insan ölüsünün
saygınlığını ve dokunulmazlığını, “Ölünün kemiğini kırmak, diri iken
kemiğini kırmak gibidir” meâlindeki hadisi (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 60; el-
Muvatta’, “Cenâiz”, 45), cismanî haşir ve organların şahitliği inancını, hilkati
(aslî yaratılış) bozmanın câiz olmaması ilkesini gerekçe göstermektedir. Ancak
bu görüşün ve dayanaklarının, İslâm’ın yukarıda zikredilen ilke ve gayeleri
karşısında daha zayıf kaldığı açıktır.
Diriden diriye organ naklinin hükmüne gelince; bazı çağdaş İslâm bilginleri
ve fetva kurulları belli şartlarla buna da cevaz vermişlerdir. Bu cümleden
olarak Küveyt Evkaf ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı Küveyt Fetva
Kurulu’nun 24.12.1979 tarih ve 132/79 sayılı kararında Suudi Arabistan’daki Dünya İslâm Birliği’ne bağlı Fıkıh Akademisi’nin 19-28 Ocak 1985 tarihinde
Mekke’de düzenlenen VIII. Dönem Toplantısı’nda alınan kararlarda ve
İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11.02.1988
tarih ve 4/1 sayılı 20.03.1990 tarih ve 6/5-8 sayılı kararlarında diriden
diriye organ nakli, belli şartlarla câiz görülmüştür. Bunun cevazı için ileri
sürülen şartlar ise şunlardır:
1. Zaruretin bulunması,
2. Vericinin izin ve rızâsının bulunması,
3. Organın alınmasının, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacak olması
ve bu durumun tıbbî raporla belgelendirilmesi,
4. Konunun uzmanlarında operasyon ve tedavinin başarılı olacağına dair
güçlü bir kanaat oluşmuş bulunması,
5. Yeterli tıbbî ve teknik şartların bulunması,
6. Organ vermenin ücret veya belli bir menfaat karşılığı olmaması.
Bu fetvanın dinî dayanağı olarak yukarıda zikredilen deliller, özellikle
“Kim bir insana hayat verirse, bütün insanlara hayat vermiş gibidir” (el-
Mâide 5/32) ve “İyilik ve takvâ üzere yardımlaşınız” (el-Mâide 5/2) meâlindeki
âyetler ile yardımlaşmayı, dayanışmayı, fedakârlığı, zararı önleyip faydalıyı
hâkim kılmayı emir ve tavsiye eden hadisler gösterilmektedir.
Diriden diriye organ naklini câiz görmeyen çağdaş İslâm bilginlerinin sayısı,
ölüden organ nakli konusundakine göre biraz daha fazladır. Bu görüşün
sahipleri gerekçe olarak da, insanın kendi organlarına mâlik olmadığını
ve onlar üzerinde tasarruf yapma hakkının bulunmadığını, insanın saygıdeğer
ve dokunulmaz olduğunu, organ naklinin hilkati (aslî yaratılış) değiştirdiğini,
iki taraf için de denk bir tehlike teşkil ettiğinden bunun zararın zararla
giderilmesi kabilinden olduğunu ileri sürmektedirler.
Ancak, diriden alınan her organ ve dokunun aynı sonucu doğurmadığı
ve aynı derecede hayati tehlike, sağlık bozukluğu veya görünüm çirkinliği
meydana getirmediği açıktır. Vericiyi riske sokmadığı, sağlığını veya görünümünü
bozmadığı takdirde, tıbbî verileri esas almak ve organ nakline
-zarureten başvurulan alternatifsiz bir tedavi yöntemi olduğu sürece- olumlu
bakmak, herhalde İslâmî prensiplerle ve dinî hükümlerin amaçlarıyla daha
uyumlu bir tavır olacaktır.
Öte yandan, kişiye kendi vücudundan organ veya doku nakli meselesi
önemli tereddütlere yol açmamış; İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı olan İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı kararında, sağladığı
yarar, getireceği zarardan fazla olmak, biyolojik veya psikolojik açıdan
kişiyi sıkıntıya sokan bir kusur veya rahatsızlığın giderilmesi amacına yönelik
bulunmak şartıyla bu tür tıbbî operasyonların câiz olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık aynı kararda, kişinin hayatiyetine son veren, yine hayatiyetine
son vermese de vücudun temel fonksiyonlarından birini tamamen sona
erdiren organ yahut organların alınması yoluyla diriden diriye organ naklinin
câiz olmadığı vurgulanmıştır.
Hayatı, ölümü ve ölüm ötesini tabii birer hadise ve kademe olarak tanıtıp
anlamlı hale getiren İslâm dininin dünyada insanların fert ve toplum
olarak sağlık, huzur ve güven içinde yaşamasına önem verdiği, bunu sağlayıcı
tedbirlerin bir kısmını emrettiği, bir kısmını da insanların çaba ve inisiyatiflerine
bırakıp ilke olarak teşvik ettiği bilinmektedir. Böyle olunca müslüman
toplumların, yeni bir tedavi yöntemi olan organ nakli konusunda başlangıçta
mütereddit davranması, hatta toplumsal refleksle karşı bir tavır
sergilemesi ve bu konuda birtakım dinî gerekçeler üretmesi mâkul karşılanabilir.
Bu tarz bir direnç, geleneksel toplumların her bir yenilik karşısında
dağılıp parçalanmasını önleyici ve toplumsal yapıyı koruyucu bir sigorta
işlevi de görmektedir. Ancak, organ naklinin artık alternatifsiz bir tedavi
yöntemi olarak insanları hayata döndürdüğü görüldükten sonra bu tereddütlerin
ve çekimser tavrın terkedilmesi, hatta bu yönde ciddi adımların
atılması, kamuoyu oluşturulması ve bunu sağlayacak kurumların kurulması
gerekir. İnsan hayatına çok değer veren bir dinin mensubu olan müslümanların
bu konuda dünyaya öncülük ve örneklik etmesi bile beklenir.

KAYNAK: İSLAM İLMİHALİ
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 26-11-2014, Saat:08:58 PM, Düzenleyen: seyranî.
Profesör
RE: Organ Nakli Caiz Değildir
ölmemiş bir insanın organını almak
başkasını yaşatmak adına onu öldürmektir

kalbi durmamış bir insan öldü sayılmaz
kan veren kişinin bünyesi zayıfsa zaten kan veremez
bünyesi sağlam birinin kan vermesi, zaten kanın kendini yenilemesi dolayısıyla caizdir
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Organ Nakli Caiz Değildir
"Beyin ölümü" diyorlar canlara kıyıyorlar.Oysa kendisine gelen gözlerini açan birçok yaşanmış olay var.Hepsi eserde var.

efendi hz. de bu yüzden uygun görmedi
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Organ Nakli Caiz Değildir
Kan yerine geliyor böbrek yerine geliyor mu

Ayrıca şu var allah çift yarattığı organlara öyle bir özellik vermiş ki
Biri çalışırken biri dinleniyor
Böbrek burun delikleri vs.

Şimdi allah esirgesin evladıma anneme babama öyle bir şey olsa bir an düşünmem hele de evlada
Ama bu organ bagisinin caiz olduğunu gostermez
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.