Yollarda savrulup giden bu yolcuya dua edin. Çünkü o, sırtına yüklenen bütün seferlerine eyvallah diyerek, kendini “muhacir” ilan etmiştir… Yusuf kuyudan çıkarıldığında nasıl düştüyse yollara, İbrahim gönlündeki nâr ile yürüyüp nasıl söndürdüyse dağ gibi bir ateşi ve meczup neyi aramanın derdi ile düştüyse yollara, o da öylece yürüdü isminin ardına yazılanlara… Yolları yıllara ekleyerek, bir hicret kandiliyle aydınlattı tüm karanlıklarını…
Yollar ömür törpüsü azizim! Her adım başka bir dünya, her adım farklı bir boyut. Ayaklarını küçümsemeden yürümek lazım, sonu gözükmeyen yollarda küçük bir karınca gibi. Çünkü yoldur, bizleri kendimize doğru giderken yolcu eden. Yoldur varlık sebebin ve yoldur yaratılış gayen.
Hayat yolda başlar, devam eder ve biter. Kısacık ömrün, sana kocaman bir seyyah telaşesi armağan eder. Yürümek lazım dedim ya hani. Evet… Yürümeli gönüllerin deli ırmaklarına dalmak için. Yürümeli, en çorak topraklarda kök salmak için… Yürümeli… Ardında bıraktığın yolların cümlesini unutup yeni iklimler keşfetmeli. Büyük adımlara gerek yok, küçük adımlar da yetmeli.
Yolların esrarını bilgelere sorma sakın! Divaneler bilir yolların destansı öyküsünü. Yollar!.. Kimi “Kaf” dağına uzanır, kimi “Tur” dağına uyanır. Yol vardır, hüküm giydirip sürgün eder çöllere. Yol vardır; hem yakar hem susatır, çevirir boz küllere. Yol vardır ve yoldur ki, ulaştırır güllere…
Dedim ya, yollarda savrulup giden bu yolcuya dua edin. Çünkü o, ardından dönüp dolaşan sözlerle değil, gönülde mum yakan cümlelerle yürür. Ondandır seyir defterindeki çizgilerin çokluğu…
Yolcu yürümek için gelmiştir ve yürür. Yol ölmek için gelmiştir ve ölür. Mademki tüm yollar ölümü tadacaktır; o vakit, yürümeli yolcu, ölümsüz tek yolunda…
