Nitekim ölülere tapma hadisesi, ölmüş olan salih veya azgın kimselerin, onlarda olmayan vasıflarla yüceltilmesi, çok ulvi makamlara çıkarılması ve onlara bu itikatla yönelinmesi üzerine gerçekleşmektedir. Müşrikler, bu şekilde yücelttikleri bir mevtaya yönelmekte, bu mevtanın görüş ve ilkelerine itaat ederek, bu mevtanın sevgi ve rızasını gözeterek, ihtiyaçlannı bu mevtaya arzedip, bu mevtadan isteyerek.. Allah'tan başkasına kulluk yapmakta ve böylece küfre girmektedirler. Kur'an'ı Kerim'de apaçık şirk olan bu yöneliş zikredilmekte ve bu müşriklerin ne zelil duruma düştüklerini beyan edilmektedir.
“Allah'tan başka çağırdıkları, hiçbir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar. Ölüdürler, diri değildirler; ne zaman diriliceklerinin şuuruna da varamazlar.” Nahl: 16/20-21.
Evet, geçmişteki ve günümüzdeki müşriklerin yöneldikleri, itaat ettikleri, kurban verdikleri ve kulluk ettikleri insanlar ölüdürler!. İnsanları zelil bir duruma getiren bu hadise geçmişte yaşandığı gibi, ne yazık ki günümüzde de yaşanmaktadır.
İstanbul'daki Eyyüp Sultan'a uzanan eller, İzmir'deki Susuz Dedeye dökülen sular.
Ankara'dakine akıtılan kanlar ve yapılan merasimler bunun açık bir göstergesi değil midir?
Yaşanılan zillet öyle boyutlara varmıştır ki, dünya işleri falanca ölüye bırakılırken, ahiret işleri filanca ölülere bırakılmaktadır. Daha açık bir ifadeyle dirilerin idaresi, ölülere tevdi edilmiştir!
Tabi ki ölülere yönelen, ölülere kuiluk ve tazimde bulunan bu İnsanlara, “Diri” denilebilirse!..