Padişahın biri kendisine bir saray yaptrır. Sarayların en önemli yeri, bilindiği üzere, devlet adamlarının ağırlandığı kabul salonlarıdır. Bu yüzden padişah da kabul salonuna ayrı bir önem verir. Salonun tefrişi ve süslemeleri için ülkenin en iyi ustalarını davet eder. İki usta daveti kabul edip gelirler. Biri doğudan biri batıdan olan bu ustalardan doğulu olan, “padişahım” der, “herşey tamam, fakat benim bir artım var, salonun ortasını bir perdeyle ikiye ayracağız, benim sanatımı iş bitince göreceksiniz”.
Padişah bu teklifi kabul eder ve ortaya bir perde çekilir. Batılı usta çok güzel altın yaldızlı süslemeler yapmakta, bütün maharetini ortaya koymaktadır. Araya perde çektiren doğulu usta ise, kar duvara habire zımpara vurmakta, arkasından da cila çekmektedir. Bu ustanın ne yaptığına başta pek anlam veremez padişah.
Nihayet iş biter, padiah ve saray erkânı salonu görmeye gelirler. Batılı ustanın yaptığı o nefis süslemeler herkesi hayran bırakır. Diğer tarafa dönerler. Aradan perde kaldırılır. Ortaya çkan görüntü büyüleyicidir. Karşı duvardaki altın süslemeler, cila ile ayna gibi parlatılmış olan beriki duvara yansımakta, daha etkileyici bir görüntü oluşturmaktadır. Batılı ustanın sanatına denecek bir şey yoktur ama bu ustanın sanatı bambaşkadır. Padişah en çok bu ustanın zekâsına hayran kalır. Sonunda ikisini de ödüllendirir.
İmam Gazalî bu menkbeyi şunun için anlatır: Evet, ilimler tıpkı o altın yaldızlı, güzelim süslemeler gibidir. Ancak insanın kalbi karşı duvar gibi zımparalanıp cilalanmazsa, kişinin iç aleminde o güzelliğin yansımasını görmeniz imkansızdır. Ve aslolan da işte o aynadır. Hak katında oraya bakılır, notunuz ona göre verilir.
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..