Allahü teâlâ (Şehvetlerinizi [yani nefsin arzularını] haramlardan almamaya uğraşın ve bu cihadda sebat edin dayanın) buyuruyor. Bunun içindir ki aklı olanlar din büyükleri bu dünyanın bir pazar yeri gibi olduğunu ve burada nefs ile alışverişte olduklarını anlamışlardır. Bu ticarette kâr Cennet zarar da Cehennemdir. Yani kârı ebedi saadet ziyanı da sonsuz felakettir.
Akıllı kimse nefsini ticaretteki ortak yerine koyup gerekli nasihati yapar. Bunlardan altısı şöyle:
1- Ticaret ortağı insanın para kazanmakta ortağı olduğu gibi bazen de hıyanet yapınca düşmanı olur. Halbuki dünyada kazanılan şeyler geçicidir. Aklı olan buna kıymet vermez.
Her nefes kıymetli bir cevher gibidir ki bunlardan bir hazine yapılabilir.
Akıllı kişi her gün nefsine demeli ki:
(Benim sermayem yalnız ömrümdür. Bu sermaye o kadar kıymetlidir ki her çıkan nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçemez ve nefesler sayılıdır azalmaktadır. Ömür bitince ticaret sona erer. Ticarete sarılalım ki vaktimiz azdır. Günlerimiz o kadar kıymetlidir ki ecel gelince bir gün izin istense de ele geçemez. Bugün bu nimet elimizdedir. Aman nefsim çok dikkat et de bu büyük sermayeyi elden kaçırma! Sonra ağlamak fayda vermez. Bugün ecelin geldiğini şimdi o günde bulunduğunu farz et! O halde bugünü elden kaçırmaktan bununla saadete kavuşmamaktan daha büyük ziyan olur mu? Yarın ölecekmiş gibi haramdan kaç!)
Asi nefsimiz emirleri yapmak istemez ise de riyazet yapmak istediklerini vermemek ona tesir eder. İşte nefs muhasebesi böyle olur. Resulullah efendimiz (Akıllı ölmeden önce hesabını gören ölümden sonra kendine yarayacak şeyleri yapan kimsedir) ve (Yapacağın her işi önce düşün Allahü teâlânın razı olduğu izin verdiği bir iş ise onu yap! Böyle değilse o işten kaç!) buyurdu.
2- Nefsi kontrol edip ondan gafil olmamalı! Ondan gafil olursa kendi şehvetine ve tembelliğine döner. Allahü teâlânın her yaptığımız her düşündüğümüz şeyi bildiğini unutmamalıyız. Bunu bilenin işleri ve düşünceleri edepli olur. Zaten buna inanmayan kâfirdir. İnanıp da yapmamak ise büyük felakettir.
3- Her gün yatarken o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli sermayeyi kâr ve zarardan ayırmalıdır. Sermaye farzlar kâr da nafilelerdir. Ziyan ise günahlardır.
4- Nefsin kusurları görülüp ona ceza verilmez ise cesaret bulur şımarır. Kendisi ile başa çıkılamaz. Şüpheli şey yemiş ise ceza olarak aç bırakmalı yabancı kadınlara bakmış ise iyi mubahlara baktırmamalı. Hep böyle ceza vermelidir!
5- Büyükler nefsleri kabahat yapınca ceza olarak çok ibadet ederlerdi. Mesela bazısı bir namazda cemaate yetişmeseydi bir gece uyumazdı. İbadetleri seve seve yapamayan kimseye en iyi ilaç salih bir zatın yanında bulunmaktır.
6- Nefsi azarlamalı. Nefs yaratılışta iyi işlerden kaçıcı kötülüklere koşucudur tembeldir ve şehvetlerine kavuşmak ister. Dinimiz nefsimizi bu huyundan vazgeçirmeyi emrediyor. Bu vazifeyi başarmak için onu bazen okşamak bazen zorlamak ve bazen söz ile iş ile idare etmek gerekir. Çünkü nefs öyle yaratılmıştır ki kendine iyi gelen şeylere koşarken rastlayacağı güçlüklere sabreder. Nefsin saadete kavuşmaya mani olan en büyük perdesi gafleti ve cehaletidir. Gafletten uyandırılıp saadetinin nelerde olduğu gösterilirse kabul eder. Zira Allahü teâlâ (Onlara nasihat et! Nasihat müminlere elbette fayda verir) buyurdu. (Zariyat 55)
Kalb ruh ile nefs arasındaki bir köprü gibidir. Marifetler feyzler kalbe ruh vasıtası ile gelir. Kalb his organlarına da bağlıdır. His organları ne ile meşgul olursa kalb ona bağlanır. İnsan güzel bir şey görünce güzel bir ses duyunca kalb bunlara bağlanır. Ruha veya nefse tatlı gelenleri sever. Bu sevgi insanın elinde olmaz. Güzel tatlı demek kalbe güzel tatlı gelen şey demektir. İnsan çok defa hakiki güzelliği anlayamaz. Nefse güzel gelen ile ruha güzel geleni karıştırır. Ruh kuvvetli ise gerçek güzelliği anlayıp onu sever bağlanır. Âyet-i kerimeler hadis-i şerifler evliyanın sözleri gibi kıymetli şeyler aslında güzeldir. Çok tatlıdır. Kalbin nefse bağlılığı azalıp nefsin elinden kurtulunca bunları okuduğu duyduğu zaman bunların güzelliğini anlar ve bağlanır da insanın haberi olmaz. İbadetleri yapınca Allahü teâlâyı sever.
Kalbi nefsin elinden kurtarmak için nefsi ezmek kalbi kuvvetlendirmek gerekir. Bu da Resulullah efendimize uymakla olur. Kalbini nefsinin pençesinden kurtaran kimse bir evliyanın Resulullahın vârisi Allah’ın sevgili kulu olduğunu anlar. Allahü teâlâyı çok sevdiği için Allahü teâlânın sevdiğini de çok sever.
MeLankoLi bir kişiliğim..