Beşeriyet, “Ulular Meclisi”ne katıldı ve sordu:
- Sizin sözünü ettiğiniz mutluluk nedir?
Söyler misiniz Allah aşkına?
Hikmetli adamlar sırayla cevap verdiler.
Cenab-ı Halil (olan Hz. İbrahim):
-Mutluluk; çalışmak, kazanmak ve kazancını,
kendin gibi olanlarla paylaşmaktır.
Cenab-ı Kelim (olan) Hz Musa:
-Mutluluk; benliğini Firavunun tutkularından
ve hırsından kurtarmaktır.
Cenab- Hz. Âdem:
-Mutluluk; şeytana uymamak ve Havva’ya kanmamaktır.
…….
Eflatun:
-Mutluluk, Her zaman yücelikleri düşünmekle elde edilir.
Aristo:
-Mantık! İşte mutluluk!
………………………..
Cenab-ı Mesih:
Mutluluk; geçmişi unutmak,
İçinde bulunduğun durumu hoş görmek,
geleceği düşünmemekle mümkündür..
………………..
Hızır:
-Mutluluk; tutkuların ve hırsların giremediği gönüllerde
bazen şimşek gibi çakan bir hayalettir.
Bu sözler üzerine Buda kızgınlıkla ayağa kalktı:
-Ey beşeriyet! Mutluluk, yokluğun güzellik isimlerindendir.
Nirvana! Ey beşeriyet, Nirvana!
Beşeriyet, yorgun bir halde yere düştü ve:
- Ooh! Hangisi, hangisi? diye mırıldandı.
Bu sırada BAŞKAN ayağa kalktı ve dedi ki:
-Ey beşeriyet! Mutluluk,
hayatı olduğu gibi kabul etmek;
ağır işlerine razı olmak ve bunların
iyileştirilmesine
Beşeriyet ayağa kalktı ve dedi ki:
-Ey Fahri âlem (olan) Hz. Muhammed!
Beşeriyetin dertlerini anlayan
ve çözüm bulan yalnız sensin, sen!”
Bu bağlamda Almanlar da, Hz. Peygamberin bu sözünü
sanki yıllar sonra atasözü yapmışlar gibidir.
Derler ki:
“Hayatı olduğu gibi kabullenmeliyiz,
ama kabul edilebilir bir hale gelmesi için de,
çaba göstermeliyiz.”
(Kaynak:Amak-ı Hayal,Filibeli Ahmet Hilmi,(1865-1914)
