Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Neden hadisleri inkar etmek zorunda kaldım.
Neden hadisleri inkar etmek zorunda kaldım.
Orijini itibariyle İslam varoluşa katılmaktan doğan bir yaşantıdır, dolayısıyla devrimcidir. Uyutucu bir din anlayışı tamamen muktedirlerin dini çarpıtmasından ibarettir vesselam.
Öncelikle Allah'ı kendinden farklı, dışarda, ayrıca bir varlık olarak görmek ve kendini onun karşısında bir varlık sanmak külliyen yanlıştır.
İslam'ın en önemli prensibi "tevhid" ilkesine tersdir. Büyük bir şirk içine düşmektir. Çünkü "la havle ve la kuvvete illa billah" Yani Allah'tan başka güç ve davranış sahibi yoktur.
Zaten bu yüzden şirk ehli Kuran'a el sürmesin denmiştir. Kurtuluş'un ilk kapısı tevhidi idrak etmek yani gerçek manada "La ilahe illallah" diyebilmektir.
Allah’ım, eşyanın hicabındasın!
Sensin suda, kuşta, telde ses veren.
Nice hasret varsa gıyabındasın;
Aynalarda sensin seni gösteren…
(1982/nfk)
İnsan-ı kamil, yaşayan, canlı bir Kuran'dır. İnsan-ı kamil yoksa din de yoktur, var farzedilenler sadece ölü bilgiler, klişeler, doğmalar, tekerlemelerdir, din, hiçbir kitaptan öğrenilemez, Kuran dahil, din ancak insandan öğrenilebiilr, bilen insandan, İnsan-ı kamil'den. İnsan-ı kamil, yaşayan, canlı bir Kuran'dır. İnsan-ı kamil yoksa din de yoktur,
var farzedilenler sadece ölü bilgiler, klişeler, doğmalar, tekerlemelerdir.
Beş asırlık bir çöküş sürecinden sonra İslam Alemi darmadağın olmuş ve Batı tarafından öylesine ezilmiştir ki, Müslümanlar bu şaşkınlık içinde ne yapacağını, ne edeceğini bilemez duruma düşmüş ve haline teşhis koymaktan bile aciz kalmıştır.
Bu büyük bozguna verilen tepkiler farklı farklıdır,
Batıcılar: Bu tayfa İslam'a inancını tamamen kaybetmiştir ve onu 1400 yıl öncesinin miladını doldurmuş bir öğretisi olarak görür. Bunlara göre çare İslam'ı tamamen tasfiye edip evrensel normlar dediği "Batılı" materyalist, pozitivist görüşü benimsemektir.
Reformcular: Bunlar esasen bilinçaltlarında İslam'ı inkar pozisyonundadırlar ancak genelde statüleri ve toplumdaki konumları itibariyle inkarlarını şuur sathına çıkartamazlar. Bunlar İslam'ı eğip büküp Batılı normlara uygun hale getirmek azmindedirler.
Fanatikler: "Biz Allah'ın emirlerine yeterince uymadığımız için bunlar başımıza geldi, İslam'a daha sıkı sarılmak kurtuluşumuzdur" diye düşünür ve İslam'ı lafız manasında kayıtlı kalarak, katı bir şekilcilikle yaşamaya çalışırlar. Bu tarz onları işin aslından büsbütün uzaklaştırır ve dünyaya hepten yabancılaştırır. Daha da beter bir hale düşünce yakıp yıkmayı, intihar eylemleri yapmayı çıkar yol olarak görmeye başlarlar.
Diğer çoğu Müslüman grup kendilerini dünyaya kapatarak ve sera şartlarında yaşayarak kendilerini korumaya çalışırlar. ayrıntıda bu tepkiler sayısızdır...
İşte hadis inkarcıları denilen tayfa da bir tür reformcu zihniyeti haizdirler. Batı tarzı format yemiş kafaları hadislere anlam vermekte ve değerlendirmekte yetersiz kalıp"mavi ekran" verince inkar yoluna saparlar ve böylelikle kendilerince bir tür hareket serbestisi kazanırlar. Eskiden Batı aklına uydurmak zorunda oldukları meseleler "10" iken şimdi "1" olmuştur.
Ama yaptıkları iş beyhudedir. Çünkü o yolun sonu topyekün inkar noktasına doğru gider.
Peki işin aslı nedir? Esasen İslam bir tür bilgi, doğma veya öğreti değil, varoluşa katılmaktan doğan bir yaşantı, hal, zevktir. Varoluşa katılma noktasında kişi bütünün bilgisine sahiptir. Tekrar yeryüzüne inince ister istemez insanlara yol göstermek durumunda kalır, çünkü o ariftir, bilendir.
Ama hitap ettiği insanların seviyeleri, anlayışları ile sınırlanmış bir durumdadır. Zaruri olarak kendi devrinin şartlarına, adetlerine, iktisadi ve sosyal şartlarına göre konuşur. Bir diğer deyimle, ondaki ruh, irfan, içinde bulunduğu devrin şartlarına göre materyalize olur.
Ancak o dönemin şartlarında oluşmuş şekil unsurlarını tamamen farklı bir döneme doğrudan taşımak mümkün değildir. Yani 1400 yıl önceki çözümleri bugüne aynen taşıyamayız, bu mümkün değildir. varoluşa katılmayı başarır ve orada sahip olduğumuz irfanı günümüz şartlarına göre dondurmayı başarır ve böylece yeni bir İslami yorum üretebilirsek, o zaman iş değişir tabii ki...
Kuran kalesinin giriş kapısında şöyle yazar, "Arınmamışlar giremez" Bu öylesine bir yasaktır ki, isterseniz dâhî bir arapça uzmanı olun, o şartı yerine getirmedikçe Kuran, hiçbir sırrını size açmaz. Şuurunu arındıran kimse o kalenin kapısından içeri girer ve Kuran'ın sonsuz elmasları, zümrütleri, yakutları, cevahiriyle karşı karşıya kalır. Peki şuuru nasıl arındırabiliriz? Elbette bu işi başarmış birine çıraklık yaparak. Meselâ, Mesnevi'yi düzenli olarak okumak zaman içinde bizdeki kirleri temizleyecek, kafa ve kalbimize balans ayarı çekecektir. bu şekilde, gittikçe Kuran'ı anlama yolunda mesafe katetmiş oluruz.
Kuran mealciliği tehlikelidir,
Kuran tefsirciliği tehlikelidir,
Hasılı, Kuran tehlikelidir.
Evet evet, şaka yapmıyorum, Kuran tehlikelidir.
Kapağına, "dikkat yüksek voltaj!" yazılsa, yeridir.
Şimdiye kadar Kuran okudun da ne oldu? Hadi göster bana somut bir sonuç.. Başın göğe mi erdi? İnsanlığa bir katkın mı oldu? Kuran okumakla eline ne geçti söyle bana!
Netice hüküm;
Bir benzetme halinde ifade edersek, "Kuran bir eczanedir", uzman bir doktorun reçetesi haricinde oradan asla kendi başına ilaç kullanma.
Doğrudan hakikat halinde söylemek için uzman doktor Muhyiddin-i Arabi hazretlerinden alıntı yapalım, "Gelenek yoluyla bize intikal eden tüm bilgiler yalnızca boş kabuklardır. Onlara anlam yükleyen bizleriz"
Öyleyse her şeyin ölçüsü insandır. insanın ölçüsü ise İnsan-ı kamil'dir. İnsan-ı kamil'i bulduysan Kuran'ı buldun, zira o yürüyen Kuran'dır. İnsan-ı kamil'i bulamadıysan, belli bir gramajda selüloz ve mürekkeple karşı karşıyasın, bilesin.
Kuran'ı çok okumakla bol bol ayeti hafızana alırsın, başka da bir şey olmaz. Kuran'ın kendisine indirildiği hz. Peygamber ümmi idi yani herhangi bir tahsili yoktu. Cebrail a.s. onu sıkarak okur-yazar yaptı. Tasavvuf büyüklerinin bildirdiğine göre, okumaktan gaye Hakkı bilmektir. Okumaktan gaye açılmış bir Kuran olan kainatı okumaktır. Kainatta açığa çıkan ilahi isimleri görebilmektir.
Anlayabilene, çok şey öğretir.
Yazı alıntı mıydï?
Alıntıysa kaynak belirtir misin?
Allah razı olsun.
Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Yûnus, 36. Ayet: Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir.
Yûnus, 37. Ayet: Bu Kur'an, Allah'tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab'ı (Allah'ın Levh-i Mahfuz'daki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. (O) âlemlerin Rabbi tarafındandır.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi