Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Neden Efendimiz?
Neden Efendimiz?
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
*
Hikmet açısından önemli bir husus da şu olabilir ki; evrensel bir vahiy olan, bütün insanlara hitap eden, kıyamete kadar yürürlükte olmaya devam eden Kur’an’ın kullandığı lisanın konumu büyük önem arz eder. Sözcüklerinin değişik manalara gelebilecek şekilde geniş kapsama, az sözle çok manaları ifade edebilecek şekilde veciz üsluba, mecaz ve hakikati, mantık ve mefhumu, delalet ve mazmunu, sarahat ve işaratı yansıtabilecek şekilde incelikleri barındıran, estetik sanata sahip olmasıyla Arapça –böyle cihanşümul bir vahiy olan- Kur’an’ın dili olmaya hak kazanmıştır.
*
Zaten Kur'an'ı başka bir dille yazmak mümkün olmadığı gibi, başka bir dille doğru olarak okumak da mümkün değildir. Çünkü Kur'an harflerinin kendisine has özellikleri vardır. Bu harflerin bazılarının karşılığı ve okunuş şekli başka dilin alfabelerinde mevcut değildir. Söyleniş bakımından birbirine benzer harfler olsa da mahreçleri (ağızdan çıkış yerleri) itibariyle de farklıdır. Mesela, Arapça için “lügat-ı dad” denir; yani Fatiha suresinin sonundaki “veleddallin” deki “dad” harfi hiçbir lisanda bulunmamaktadır. Bu harfin bulunduğu bir kelimeyi başka bir lisanın ifade etmesi mümkün değildir.
Mesela, Türkçede sadece “h” harfi yerine Arapça'da üç çeşit “h” harfi vardır. Noktasız “ha” noktalı hırıltılı “ha” ve ”he”. Aralarındaki farkı küçük bir misalle açıklayalım. Noktasız ha / ح ile yazılan “mahluk” مَحْلُق , noktalı hırıltılı ha / خ ile yazılan “mahluk” مَخْلُق ve he / ه ile yazılan “mahluk” مَهْلُق. Her üçünün de Türkçe de yazılışı ve okunuşu aynıdır. Halbuki Arapça’da birincisi tıraş edilmiş, ikincisi yaratılmış, üçüncüsü ise helak edilmiş anlamındadır. İşte Kur’an’ı Latince yazıdan okuyan birisi bu farkları anlayamayacağından, söz gelimi Allah’ın yaratmasından bahseden bir ayeti, farkına varmadan “tıraş etmek” veya “helak etmek” manasına okuyabilecektir.
Yine Kur'an harflerinin içinde üç adet “ze” vardır. Biri ince “ze / ز ”, biri peltek “zel / ذ ”, diğeri de “zı / ظ” dır.
Türkçe deki “s” yerine üç harf bulunur. “sin / س " , "sad / ص” ve peltek "se / ث ”. Arapça'ya has bir harf vardır ki, o da “ayın / ع” olarak okunan harftir. Bu harf başka bir dilde pek bulunmamaktadır.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
Bir de unutmamak gerekir ki aslında Kuran hepimize kendi dilimizde de ayağımıza kadar gelmiştir. Onu anlayabilmemiz için. O güzel mektubu anlayarak okuyabilmemiz için. Ancak bir ümmet olarak daha yakın olabilmek için cemaatle namaz kılabilmek için ortak bir dile ihtiyacımız var.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi