You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ne Mutlu Sadıklara!..

Ne Mutlu Sadıklara!..

Ah Teslimiyet..!
Ne Mutlu Sadıklara!..
Hamd-u sena, İslam davasının yegâne sahibi olan yüce Rabbimize; salat u selam, “Güneşi sağ elime ayı da sol elime verseler ben yine de bu davamdan vazgeçmem” diyen kutlu Resul’e ve Onun izinden giden sadıklara olsun...

İslam davasının yegâne gayesi insanların kalplerini temizleyen ve ruhlarını yücelten bir bağla Allah ile insanlar arasında hakiki bir irtibat kurmaktır. Yani beşeriyete doğrudan doğruya yaratıcısını tanıtmaktır. Müminlerin verdikleri sözde durmaları Allah’a verdikleri ahdin kapsamındadır. Kıyamete kadar her ne zaman müminler Allah yolunda ahitlerini ifa ederlerse yani sözlerinde sadık olurlarsa Rabbimiz her zaman nusretini gönderecektir.

“Küfrün mahiyeti yalandır, imanın mahiyeti ise sadakattir” diyor Üstad Bediüzzaman. Sizce bizler bu davaya ne derece sadığız, sadakat anlayışımız nedir?

Sadakat; bir insanın bir şeye, kişiye, davaya, camiaya ciddi ve samimi bağlılığıdır. Sadakat, elest bezmindeki ahde vefadır. Yani dünyaya geldikten sonra sözünü unutmadan kulluk bilinciyle “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” ayetine muhatap olup yüce Rabbe en güzel kul olmaktır.

Sadakat, hakkı haykırmak hakka ram olmaktır. Sadakat, küfre karşı dik duruştur. Sadakat, Hz. İbrahim misali korku ve menfaat putlarını tekbirlerle yıkmaktır. Sadakat, hayatı ile insanlar üzerinde güzel bir şahid olup sonra şehid olmaktır. Sadakat, say-u gayrettir. İslam için çalışıp şehid Hasan el-Benna misali, “Keşke şu davayı anne karnındaki ceninlere de ulaştırabilseydim” diyerek davayı tüm insanlığa ulaştırmanın yollarını bilmektir.

Sadakat; davayı dert edinmek, dava için endişelenmek ve onun için mum gibi erimektir. Sadakat; tek çocuğumuz veya en aziz gelen birinin vefatına duyduğumuz acı ve ıstırabı, davanın veya Müslümanların başına gelen bela ve musibetler için de duymamızdır. Sadakat, mal ile can ile Allah yolunda cihad etmektir.

İslam davasını kendilerine dert edinen değerli kardeşlerim! Unutmayalım ki sadakatli bir hayat yaşayabilmek için samimi olmak, ihlası muhafaza etmek, hizmete zarar verici her türlü hal ve hareketten uzak durarak kendimizi hizmete adamak lazım. Yani hakperest olmak lazım.

Tarihe baktığımızda birçok sadakat örneği ile karşılaşabiliriz. Yalnız bunu anlatmaya ne benim kalemim yeter ne de sizin zamanınız. Biz sadece birkaç tanesi ile yetinelim inşallah.

Hz. Âfra, Uhud gününde üç tane oğlunu en güzel şekilde hazırlayarak şu tembihte bulunuyor:

“Evlatlarım! Bugün bizim için düğün bayram… Sizleri Allah ve Resulü uğruna savaşmaya gönderiyorum. Sakın şehid olmadan geri dönmeyin ki ben sizi böyle bir gün için doğurdum.”

Hubeyb bin Adiy’i çarmığa gerdikleri sırada İslam düşmanları ona şöyle diyordu:

“Ey Hubeyb, sen burada acı çekerken Muhammed hanımlarının yanında zevk u sefa içinde! İster miydin Muhammed senin yerinde olsun?” Hz. Hubeyb ise aslanlar gibi, o kâfirin necis yüzüne tarihe destan olmuş şu sözleri haykırıyordu:

“Vallahi değil ki benim yerimde olmasına, onun yatağında dahi ayağına bir diken batmasına gönlüm razı olmaz!”

Hangisini yazsam bilmem ki! Davası uğruna parçalanarak şehid olan Hz. Sümeyye’yi mi? Bilal-i Habeşî’yi mi? Yoksa demirlerle dağlanan nazenin Habbab bin Eret’i mi? İslam uğruna hicret kisvesine bürünen sahabeleri mi? Davalarına kendini kurban eden Yusufileri mi? Yoksa kanlarıyla cehaletin kirlerini paklayan şehitleri mi?

Şehadet, öyle kolay ulaşılacak bir mertebe değil! Zira şehid olmak için önce şehid gibi yaşamak gerek… Davaya sadık olup onun için yanmak, mum gibi erimek gerek… Hakeza İslam’ı hayatın her alanına nakış nakış işleyip insanlar arasında birer “yürüyen Kur’an” olabilmek gerek…

Yani tabiri caizse ölü kalplere ab-ı hayat olmalı, gittiğimiz her yere ve ortama davamızı götürmeliyiz. Ölü kalpleri İslam ve iman suyu ile diriltip karanlıkta kalan gönülleri Furkan’ın nuru ile aydınlatmalıyız.

İnanın kardeşler! Batıl davalara sahip olanlar davalarında bazen o kadar sadık davranabiliyorlar ki... Bu bağlamda küçük bir anekdot paylaşmak istiyorum:

Bir Müslüman, İstanbul’un sokaklarında yürürken sırtında bir çuvalla dolaşan garip bir adam dikkatini çeker. Adam çuvalın içine İncil doldurmuş ve önüne gelen herkese bu İncil kitabından hediye ediyormuş. Tabi bu durum o Müslümanı çok etkiler ve yanına yaklaşarak “Kardeş sen ne yapıyorsun?” diye sorar. Adam “Ben davamı insanlara yaymak için doktorluk mesleğimi bırakıp Avrupa’dan buraya geldim.” deyince o Müslüman davasında ne kadar gevşek olduğunu anlar.

“Müminler ancak o kimselerdir ki; onlar, Allah ve Resulüne iman ettiler, sonra imanlarında hiçbir kuşkuya kapılmadılar, mallarıyla ve canlarıyla da Allah yolunda cihat ettiler. İşte onlar, sadakat gösterenlerdir.” (Hucurat /15)

Vesselam…

Esma Akbalık


Dilerim derdim affıma vesile olur..





Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Ah Teslimiyet..!
RE: Ne Mutlu Sadıklara!..
evet.. bize de uygulamak düşer


Dilerim derdim affıma vesile olur..





Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.