Etrafımdaki Meksikalılar ve yerliler, tek kelime İngilizce bilmediğinden, kimseyle konuşamıyordum. Sıcak rüzgar, bir taraftan bedenimi kavuruyor, diğer taraftan yediğim yemeği de, ağzımı burnumu da kumla dolduruyordu. Canıma yetmişti. Kağıda kaleme sarılıp babama bir mektup yazdım.
"Gelin, beni buradan alın" dedim. "Burada yaşamaktansa hapishanede yaşamayı tercih ederim."
Babamı beklerken cevabı geldi. Sadece iki satır yazmıştı ;
"İki adam hapishane penceresinden dışarıya baktı. Biri çamuru gördü, diğeri yıldızları !..."
Bu iki satırı okuyunca utancımdan kıpkırmızı kesildim. Ben hep çamuru görmüştüm. Halbuki yıldızlar da vardı...
Derhal yerlilerle dost oldum. Kilimlerine, çanak ve çömleklerine olan hayranlığımı belirttim. Turistlere para ile vermeye yanaşmadıkları kıymetli eşyalarından bana hediyeler verdiler.
Kaktüsleri, vukka ve erguvan ağaçlarını inceledim. Kır köpeklerini tanıdım. Çöl gurubunu seyrettim. Çöl, yüzlerce yıl önce deniz dibi olduğundan kumun içinde deniz hayvanlarının kabuklarını aradım.
Ne değişmişti de, dün nefret ettiğim çöle bugün bağlanmıştım...
Çöl mü değişmişti ?
Hayır... O yine kavuruyordu...
Yerliler mi değişmişti ?
Hayır... Onlar, yine İngilizce bilmiyorlardı...
Sadece ben değişmiştim !...
Pencereden kafamı uzatmış ve yıldızları görmüştüm...
Eğer bakış açınızı değiştirmek istiyorsanız bunu hemen yapın. Şimdi... Hiç vakit kaybetmeden.
Çok şeyin değiştiğini göreceksiniz...
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
teşkler..saygılarr.
..