Bu insanlar şunu düşünemiyorlar mı: "Allah bana güzel bir ev nasip etmiş, maddi imkanlar vermiş, güzel/yakışıklı mutlu olabileceğim bir eş sağlıklı/güzel çocuklar nasip etmiş ama bunlara sahip olmayan insanlar da var, benim paylaştığımı görüp de üzülür, iç geçirir, kendi hayatından memnuniyetsizlik duyar..."
Bakın işin bu kısmı bana kalırsa daha tehlikeli zira meselenin bu kısmı "kul hakkı" boyutunu da içinde barındırıyor. Çocuk sahibi olamayan bir kadın, anneliğiyle; evlenemeyen bir bekar ya da evli ama mutsuz olan, evliliğiyle, eşiyle; maddi imkansızlıklar içinde yaşayan bir muhtaç, varlığıyla övünen bir kimseye bakarken ne düşünür, nasıl hisseder, kalbinden ne geçirir diye düşünmeli ve o kişinin kendi hayatına, kendi imkansızlıklarına dair şükürsüzlüğe iten sebep olmaktan imtina etmeli...
Konuyu epey dağıttım, farkındayım ancak asıl söylemek istediğim şudur: Nazar haktır, kimse kötü nazarın yıkıcı etkisini inkar edemez. Ancak nazarın önüne geçmek mümkündür. Bir şeye bakarken, "MaşâAllah, lâ kuvvete illâ billâh" demeliyiz. İnsanın "Ya hu ben iyi niyetle bakıyorum, benim nazarım değmez" deme lüksü yoktur. İnsan eşine, evine, çoluk çocuğuna sahip olduğu her nimete bakarken bile bu duayı okumalı.
Nazardan korunmak isteyenlere gelince: Onların yapacağı en önemli şey bolca dua etmek. Muavvizateyn yani iki koruyucu olarak bilinen Felak ve Nas sureleri, insana en tesirli muavvizât olarak yeter. Peygamber Efendimiz Aleyhisselât-u Vesselâm, "Akşam ve sabah olunca İhlas, Felak ve Nâs Surelerini üçer kere oku, onlar her şeye karşı sana yeter" buyurmuştur. * Bunlar ve Pegamber Efendimiz'in nazar için okuduğu diğer dualar e Kuran-ı Kerim okuyarak nazardan korunmak mümkün.
Bunların yanı sıra, hayatındaki güzellikleri insanların yanında çok dillendirmemeli insan. Kötü nazardan korunmanın en temel yolu budur. İnsanların dikkatini çekmemek, onların nazarına muhattap olmamak en güzelidir...
*
Bir gün, öğle namazının ardından Cebrail Aleyhisselâm yetmiş bin melek ile gelerek, En'âm Sûresini getirdi. Resûlullah Efendimiz o gece bütün Eshâb-ı Kirâm'ı Âişe r.anha'nın evinde topladı. Kandili yakıp birlikte En'âm Sûresini okudular. Bir müddet sonra kandilin ışığı tükendi.
Resûlullah Efendimiz Hz. Ebû Bekir'e buyurdu: "Yâ Ebû Bekir, kandili ışıklandır!" Hz. Ebû Bekir kandile yeniden yağ ekledi ancak bir saat sonra kandil yine karardı. Resûlullah Efendimiz Hz. Ebû Bekir'e yenide buyurdu: "Yâ Ebû Bekir, kandilin ışığını çoğalt! Hz. Ebû Bekir kandilin ışığını çoğaltmak için yerinden kalktı. Baktı ki kandilin yağı tükenmiş, dedi ki "Yâ Resûlullah! Kandilde yağ kalmamış. Bu gece yağ almak imkanımız yoktur. Kelâm-ı Rabbilâlemini nasıl okuyalım?"
Resûlullah Efendimiz Hz. Ebû Bekir'e buyurdu: "Yâ Ebû Bekir, kendi tükürüğünden bir miktar kandile damlat!"
Hz. Ebû Bekir, Resûlullah Efendimiz'in emr-i şerefi ile kandile tükürüğünden damlattı. O esnada, Allah-u Teâlâ'nın emir ve fermanı ile şiddetli bir şekilde çoğaldı kandilin ışığı. Öyle ki, Eshâb-ı Kirâm'ın gözleri kamaştı...
Resûlullah Efendimiz, "Bu kandili söndürmeyiniz!" buyurdu. Böylece, kırk gün kırk gece Hz. Âişe'nin evinde yandı o kandil. Sonra bir gün, bir münâfık, Hz. Âişe'nin evine geldi, kandili gördü ve şöyle dedi: "Ne acaib bir kandildir ki bu kırk gün kırk gecedir sönmez!". İşte tam o vakitte kandil söndü. Cebrâil Aleyhisselâm geldi ve şöyle dedi: Yâ Muhammed! Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:
"Ben fena bakışlı kullarda yarattım. Eğer o münâfık'ın gözü olmasaydı, kıyamete kadar o kandil, Hz. Ebû Bekir'in ağzının bereketi ile sönmezdi"*
İnsanların, ve yaratılan tüm âlemlerin Rabbi bizleri yarattıklarının, karanlık gecelerin, büyücülerin, haset edenlerin, nefsi şeytanlaşmışların, insanların göğüslerine kötü düşünceler fısıldayan cin ve insan vesvesecilerinin şerrinden muhafaza buyursun.
Bilhassa, ülkemizin, devletimizin bekâsına zarar vermek isteyen tüm kötülerin, münâfıkların, fesatların, kötü niyetlilerin hasedinden, şerrinden her türlü kötü eylemlerinden Mevlâm bizleri, ülkemizi korusun inşâAllah...
Cuma hayır, bereket ve dualarımızın kabulüne vesile olsun.
Aşkla Kalın!
*Tirmizî, Deavat, 117
*Menakıb-i Çihar Yar-i Güzim
,,alıntı::

