![[Resim: EngelsizCami1.jpg]](http://4.bp.blogspot.com/-yt7q62B0x_I/Uevg5MOfwrI/AAAAAAAAAro/HS1pE89bdgE/s1600/EngelsizCami1.jpg)
Ülkemizde 8,5 milyon civarında zihinsel ve fiziksel engelli bulunuyor.
İstihdam edilerek, sosyal projeler üretilerek bir nebze de olsa yaşamları kolaylaşıyor.
Lakin küçüklükten itibaren birtakım sebeplerden dolayı dinlerini öğrenme ve yaşama hususunda zorluklar yaşıyorlar. Bu faktörlerin başında onların sadece bakımıyla ilgilenilmesi geliyor. Aile fertleri çocuğunun kişisel bakımına ve eğitimine o kadar çok odaklanıyor ki dini mevzuları öğretmeyi ihmal edebiliyor. Bazıları da farz ibadetleri öğretmeye çalışıyor ancak zorlandıkları, sabredemedikleri için çok çabuk pes ediyor.
Kimi aileler ve çevrelerde de “Dini vecibelerini yerine getirmese de olur. Ona günah olmaz.” algısı var maalesef. Öyle ki geçtiğimiz haftalarda bir arkadaşın muhabbet esnasında anlattığı bir olay tam da bu durumu özetliyor:
Bebeklikte geçirdiği bir hastalık sebebiyle elleri ve kollarını kullanamayan delikanlı, sağlığı elverdiği müddetçe dini vazifelerini yapıyordur. Hatta o gün oruçludur. Komşularından biri -haşa- “Allah neyini düzgün verdi ki oruç tutuyorsun!” der. Halbuki bizi nimetleriyle karşılıksız lütuflandıran Rabb’imiz, dini yükümlülükten sadece akil baliğ olmayanlar ve akli melekelerini yitiren engellileri muaf tutuyor.
Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Yenibaş, kişinin engellilik durumuna göre ibadetlerini yapması gerektiğini belirtiyor. Örneğin bir kimsenin ayakta durmasını engelleyen bir rahatsızlığı varsa namazı oturarak kılmalı. Ebeveynler ‘çocuğum engelli’ diyerek bu sorumluluğu üzerinden atmamalı.
Z. Kaçmaz