Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Naat...
Naat...
Sana geldim saçımda sadef renginden akla.
Sana geldim ruhumu güllerle donatarak,
Sana geldim sevdayla alev alev yanarak.
Sana geldim çöllerden Yakublar ülkesinden,
Sana geldim Musâlar ve isâlar ilinden.
Sana geldim aşk koru; içimde altın rengi,
Örerken ümit yüklü bir mahşeri ahengi.
Sana geldim aşkımı ışık demeti yapıp,
Sana geldim Ya Rasûl, sana geldim ey habib.
Sana geldim bu halde, yoktur ismi melâlde,
Hüzünlü bir iklimde sana geldim bu hâlde.
Bu halim perişandır, yıkık dökük perişân,
Ama sana gelmekle alır insan binbir şân.
Hem nişan alır nurdan, kalbine aşk buhurdan,
Sana gelen yolcunun yüreği ince kıldan.
Sana geldim bu hâlde, saç sakalım karışık,
Sana geldim içimde ağlar derbeder aşık.
Sana geldim tut beni, kovma şefaatinden,
Kovma gedalarına sunduğun devletinden.
Kovma aşkından beni, ağyara kovma beni,
Bir ömür sevmek bana şart olsun sâde seni.
Başkasına kaymasın bu hercai yüreğim,
Sensin benim sonsuza kadar tek bir dileğim.
Sensin, senin aşkındır, acılarıma merhem,
Sensin, benim sevgilim Ey Nebiy-yi Muhterem.
Yunus Ahmed
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.

Gönlüm sana âşık, sana hayrandır Efendim
Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim
Tâ arşa çıkar her gece âşıkların ahı
Didarına âşık ulu yezdandır efendim
Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim
Sensiz bana cennet bile hicrandır Efendim
Doğ kalbime bir lahza ey nur-i Dilara
Nurun ki gönül derdine dermandır Efendim
Ulvi’de senin bağrı yanık âşık-ı zarın
Feryadı bütün ateşi sûzandır Efendim
Kıtmirinim ey Şâh-ı Rusül kovma kapından
Asilere lutfün yüce fermandır Efendim
Ali Ulvi Kurucu
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
Ama orta uzunlukta YĞMUR şiiri gibi okurken kulağa güzel gelecek lazım bana
Bîçârelere devlet-i sermedsin Efendim!...
Dîvân-ı İlâhîde ser-âmedsin Efendim!...
Menşûr-ı le'amrüke mü'eyyedsin Efendim!...
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin Efendim!
Hak'dan bize sultân-ı mü'eyyedsin Efendim!...
Tâbiş-geh-i ervâh-ı mücerred güherindir…
Mâlişgeh-i ruhsâr-ı melik hâk-i derindir…
Ayîne-i dîdâr-ı tecellî nazarındır…
Bû Bekr Ömer, Osmân ü Ali yârlarındır…
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin Efendim!
Hak'dan bize sultân-ı mü'eyyedsin Efendim!...
Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda…
Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda…
Gülbâng-i kudûmun çekilir Arş-ı Hudâ'da…
Esmâ-i Şerîfin anılır arz u semâda…
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin Efendim!
Hak'dan bize sultân-ı mü'eyyedsin Efendim!...
Ol dem ki velîlerle nebîler kala hayrân…
'Nefsî' deyü dehşetle kopa cümleden efgân.
Ye's ile usâtın ola ahvâli perîşân.
Düstûr-ı şefâ'atle senindir yine meydan…
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin Efendim! Hak'dan bize sultân-ı mü'eyyedsin Efendim!...
Bir gün ki dalıp bahr-ı gama-ı firkate gittim.
İlden yitirip kendimi, bîhodluğa yitdim.
İsyânım anıp, âkıbetimden hazer itdim:
Bu matlâ'ı yâd eyledi bir seyyid işitdim.
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin Efendim!
Hak'dan bize sultân-ı mü'eyyedsin Efendim!...
Ümmîddeyiz ye's ile âh eylemeyiz biz!
Sermâye-i îmânı tebâh eylemeyiz biz.
Bâbun koyup ağyâre penâh eylemeyiz biz.
Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz.
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin Efendim!
Hak'dan bize sultân-ı mü'eyyedsin Efendim!...
Bî-çâredir ümmetlerin isyânına bakma…
Dest-i red urup, hasret ile Dûzâha kakma…
Rahm eyle amân, âteş-i hicrânına yakma…
Ez-cümle kulun Gâlib-i pür-cürmü bırakma.
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin Efendim!
Hak'dan bize sultân-ı mü'eyyedsin Efendim!...
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
(Kaz<ancı Bedih'in tok ve değişik sesinden..)
Âsâfın miktarını bilmez Süleyman olmayan
Bilmez insan kadrini âlemde insan olmayan
Zülfüne dil vermeyen bilmez gönül ahvâlini
Anlamaz hal-i perişanı perişan olmayan
Rızkına kani' olan gerdûna minnet eylemez
Âlemin sultanıdır muhtâc-ı sultân olmayan
Kim ki korkmaz Hakk'tan ondan korkar erbâb-ı ukûl
Her ne isterse yapar Hakk'tan hirasan olmayan
İ'tiraz eylerse bir nâdân Ziyâ hamûş olur
Çünki bilmez kadr-i güftârın sühândan olmayan.
ZİYÂ PAŞA
Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi