Günümüzde batının İslâm alemine takındığı tavır, eskinin değişik bir şeklidir. Batı tek
devlet düşüncesini AET, AB, NATO teşkilatlarıyla tamamlamıştır. Tek gaye, Hıristiyan
kültürüne dayalı, haçlı ruhunun temelleri üzerinde, batının menfaatlerini koruyan bir birlik.
“19. asrın başlarında batının başlattığı sanayî devrimi ve asırlık İslâm düşmanlığı
ilkesi hakimiyet sahnesine çıktı. Batının İslâm dünyası üzerine yoğun saldırıları, iki
medeniyeti günümüzde yeniden karşı karşıya getirdi. Görülecektir ki bu, batı medeniyetinin
bütün insanlığın büyük bir toplum halinde birleştirilmesini ve modern batı tekniği sayesinde
kullanabildiği, yerdeki, gökteki ve denizdeki her şeyin kontrolünü isteyen büyük hırsının bir
parçasıdır. Onun için İslâm ile batının çağdaş karşılaşması, geçmişteki ilişkilerden yalnızca
daha canlı ve içten olmakla kalmamış, batılıların dünyayı “batılılaştırma” eylemini açığa
çıkaran bir olay olmuştur. Bu yüzden İslâm bir kez daha batı ile karşılaşıyor. Ne var ki bu
sefer kozlar batının elinde.” (Arnold Toynbee, Medeniyet Yargılanıyor).
İşte batının çirkin yüzü, bir batılı düşünür tarafından açıklanıyor. Ama ne yazık ki
kültürümüzün kimliğini taşıyan aydınlarımız bu ihanet planını anlamaktan yoksunlar. Batıyı,
batıdan daha çok seven ve savunan bir gençlik oluşmasında, batı hesabına çalışan bu aydınlar
bir gün hesap vereceklerdir. Zira bir buçuk asırdır, batının bu hain perde arkası çirkin yüzünü
genç nesillerden saklayarak hep güzel gösterdiler. Bu aslında batı adına yapılan bir kültür
istilasıdır. Şayet yabancı emperyalist bir güç silah zoruyla bu ümmetin toprağını işgal etseydi,
bundan daha fazla istenileni yapamazdı.
Bu devrin ihanet planlarını en güzel şekilde uygulayan, sonra da yabancı güçlerin
kurbanı olduğunu anlayan Dr. Rıza TEVFİK, Abdulhamid Han için bakın ne diyor:
Neredesin şevketli sultan Hamid Han
Feryadım varır barigahına
Ölüm uykusundan bir lahza uyan
Şu nankör milletin bak günahına
Tarihler ismini andığı zaman
Sana hak verecek hey koca sultan
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasî padişahına;
Milliyet davası fıska büründü
Rıday-ı diyanet yerde süründü
Türk’ün ruhu zorla asi göründü
Hem Peygamberine, Hem Allah’ına.
Çünkü bu, üç asırlık yazılan bir senaryonun ürünü idi. Batı tarafından oyun güzel
sahnelenmişti. Koca bir ümmetin merkezî otoritesi çok hassas hesaplarla darmadağınık edildi.
İslâm dünyasındaki modernist hareket, doktrini ve siyasetini doğrudan doğruya sömürgeci
kuvvetlerden almış ve onların siyasetlerini tamamlamıştır. Bundan dolayı işgalcilerin
siyasetlerinde yeni değişmeler oldu. Toprak işgallerini terk ederek, bunun yerine kafa ve
kalpleri sömürüye yöneldi. Onların aşağıladığı beşerî hukuk sistemleri ve kokuşmuş ahlâk
yapısıyla ruhlarını köreltmeğe ve uşak nesiller yetiştirmeye başladı.
2
Fakat sevindirici bir durumdur ki, son yıllarda batının emperyalist amaçlarının farkına
varıp görebilen ve buna karşı, İslâm dünyasında ortak bir işbirliği kurulmasını amaçlayan
çalışmalar su yüzüne çıkmıştır. Fakat bizim için önemli olan, Müslüman devletlerin ortak
miraslarını, kendi dünya görüşlerini ve uygulamadan kaldırdıkları kendi nizam ve sistemlerini
uygulamaları ve her türlü emperyalizme karşı dayanışma oluşturmalarıdır.
Artık Müslümanlar özlerine dönmelidirler. Mü'minler birbirleri ile kardeş olduklarını
unutmamalıdırlar. Bu böyle olunca Cenab-ı Allah (c.c.) bizlere tekrar ümmet olma şerefini
verir.
Burada emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker her sahada olduğu gibi yine
karşımıza çıkıyor. Gerçekten de emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker görevinin istenen
hedefe ulaşması ve tam isabeti, ancak Müslümanların iktidar ve hakimiyet kurmalarına
bağlıdır. Bunun da gerçekleşmesi için ümmetin Kur'an’da ve İslâm’da birleşmesi şarttır.
İslâm ümmetinin sorumlu olduğu sadece ve sadece bir davetten ibaret olmayıp, aynı
zamanda bir siyasî çalışmaya da muhtaç olmasıdır. Maruf ve münker görevinin hakkıyla
yerine getirilmesinden sonradır ki, İslâm devletine giden yol açılacaktır. Bu ümmet siyasal
iktidarın gücünü ve anahtarını elinde tuttuğu müddetçe marufu emreder, münkerden nehyeder.
Yani basiretli ve şuurlu bir anlayışla taşıdıkları sancağı ve insanlar arasında inandıklarını
yükseltmeye çalışmaları için Hakk’a davet etmeyi şart bilirler. Yaşadıkları dünyada otorite ve
hakimiyet kurmadan da, gaye ve hedeflerine erişemeyeceklerini bilirler. Çünkü güç
kurulmadan sonucun elde edilmesi Allahü Teâlâ (c.c.)’nın kanunlarına aykırıdır.
Rabbimiz bize hakkı hak bilip hakka uymayı, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan sakınmayı nasip
eylesin. Amin.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.