Ebu Talib'in yaşı epey ilerlemiş olup hastalığı şiddetlendi. Peygamber Efendimiz (asm), kendisini küçük yaşından beri bağrına basıp şefkatini esirgemeyen, himayesinde büyüten, kendisini koruma adına her türlü tehlikeyi göze alan sevgili amcasını kaybedeceğine son derece üzülüyordu. Diğer yandan Müslüman olup ebedi saadete ulaşmasını sağlamak için elinden gayreti gösteriyordu. Amcasının hastalığı ilerleyince tekrar kelime-i şehadet getirmesini ve böylece kendisine ahirette şefaatçi olabileceğini söyledi. Bu teklif üzerine Ebu Talib;
"Yeğenim, vallahi, benden sonra sana ve atalarının oğluna, çok yaşlanmaktan dolayı bunaklık atfetmeleri korkusu olmasaydı, istediğin şeyi söyleyip sana tabi olurdum. Kureyş, o istediğin sözü ölümden korkarak söylediğimi zannedecekleri için söyleyemeyeceğim."
diye karşılık verdi. Böylece Peygamber Efendimizin (asm) beklediği cevabı vermesi tekrar nasip olmadı. Görüş birliği olmamakla beraber, İslam ulemasının ekseriyetine göre, iman etmeden son nefesini vererek vefat etti.
Herkesin Peygamber Efendimize (asv) sırtını döndüğü, Müslümanların binbir eziyet ve işkencelere maruz kaldığı bir dönemde Ebu Talib'in desteği elbette ki çok büyük önem taşır. Başta Peygamber Efendimiz (asv) olmak üzere tüm müminlerin gönlünden geçen arzu, Ebu Talib'in Müslüman olarak ebedi aleme geçmesi idi. Ancak, bu gerçekleşmedi. Oysaki kainatta en büyük hak ve hakikat imandır. Bediüzzaman Hazretlerinin, II. Dünya Savaşı ile ilgilenmediğini görenler, "bu olaydan daha büyük ve önemli bir dava mı var, ilgilenmiyorsun" diye soranlara şöyle cevap vermiştir:
"Her bir insanın başında ebedi hayatı kazanıp-kaybetme davası var. ...eğer İngiliz, Alman kadar serveti ve kuvveti olsa ve aklı da varsa, yalnız o dâvâyı kazanmak için bütününü sarf edecek... Eğer iman vesikası olmazsa ve berâtı ve senedi olan itikadı sağlam bir surette elde etmezse, o dâvâyı kaybeder. Acaba bu kaybettiği şeyin yerini hangi şey doldurabilir?"(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 168-169)
(alıntı)
Aşk san’at-ı her dûn değildir
Her aşk davası eden âşık olmaz; her muhabbetten dem uran sadık olmaz
İlahî herkes merd–i aşk olmaz ve değme kalbde derd-i aşk bulunmaz
Aşk bir kimyadır, onun madeni can olur; aşk bir gevherdir onun mekânı kân olur.
Aşk bir zevktir onun da şeydaları var; aşk bir hurûştur, onun da deryaları var.